Bazıları konuşur, bazıları çizer, bazıları karikatürize eder ve bazıları da yazar. Kimi aşkı, kimi acıyı, kimi gerçeği, kimi de yalanı yazar. İnsan yazmaya görsün bir kere; bir alkolik olur adeta yazamadığında elleri titreyen. Başladı mı kalemi konuşturmaya, kendisi bile bilemez sonu nereye gider. Edepsizleşir mi, derinleşir mi ya da kutsal bir mabedin sırları misali, sırlara mı erer yoksa duyulmamış aşk hikâyelerine mi gider; o artık kalemin ruhla dansına bakar.
Yazmanın konuşmaktan farkı karşında dinleyen olması kaygısı yok oluşudur. Konuşurken, biri sizi dinlemediğinde enerjiniz düşer, devamını getiremezsiniz. Konudan sapar, sürekli karşı tarafın konuya bakışına göre yönünüzü çevirip, açıklamalara girersiniz. Bu da sizin akıcılığınızı bozar. Heyecanlanabilirsiniz sonra, ya da sinirlenebilirsiniz ve bunların hepsi konuşmanızı, sesinizin rengini bile etkiler. Oysa yazarken ağlayabilirsiniz, gülebilirsiniz hatta küfredebilirsiniz hem de doya doya.
Siz yazınızı yazarsınız, ortaya koyarsınız. Aynı anda pek çok kişiye ulaşabilirsiniz. Beğenen de okur beğenmeyen de ama herkes örselenmeden, özgürce, endişesiz yazılmış fikrinizi bilir. Sizi sevmez belki gıcık olur ama yazınızı okur. Siz, sizliğinizle yazınızda ruhunuzu konuşturursunuz; okuyucu da kendi ruhuyla, ne alıyorsa öyle dahil olur. Siz ondan, o sizden çekinmez. Böyle özel bir iştir yazmak, yazan olmak.
İşte, ben de kalemi sevenlerdenim. Söyleyecek sözü çok, ruhu kalabalıklardanım.
Sessiz bir çığlıktır kalemim; bazen öfkesini haykıran bazen de gözyaşlarıma karışan. Mutluluğumun müjdecisi görüp, duyup da sindiremediklerimin söze gelişidir. Kısacası ruhumun habercisi, en kıymetli hazinesidir. Zira dilimin acizliğini kalemim kapatır.
Başkalaşmaktan uzak, sureti olmadan yaşamalı. Her rengi görmeli, her sesi duymalı. Kısacası, yazmak tadında yaşamalı şu hayatı…
Sevgiyle kalın

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz ?