alexa verify

15'liler Çanakkale'de kalmadı

Son yıllarda bir çok kesim tarafından yabancılaşıyoruz denilmesine rağmen dün Trabzon'da şehit düşen 15 yaşındaki Eren Bülbül herkese vatan sevgisinin ülkemizde bitmiyeceğini ve yaşımız ne olursa olsun vatan için ölüme gidebileceğimizi tekrar gösterdi.

Giriş Tarihi: 12.08.2017 10:38 Güncelleme Tarihi: 12.08.2017 10:55 336 Okunma 0
15liler Çanakkalede kalmadı
Haber: Fatih Mehmet Kayalı - Savaşcı ruh, vatan sevgisi ve imanımız bizde bitmiyecek tükenmeyecek olduğunu bir kez daha kanıtladık.

1915 yılında İngilizler'e, Anzaklar'a karşı nasıl vatanı savunduysak ülkemizin her kesiminden, her yaştan insan vatan için ölmeyi kutsal sayar. Çanakkale'de ruhunu ortaya koyan milletimiz analarımızın duaları ve insanlarımızın kararlılığı sayesinde topraklarımızı korumuştu.

O senelerde yaşlısı genci askere alınırken en çok dikkat çeken küçük yaştaki çocukların daha ölümün ne olduğunu bilmezken ölüme koşamasıydı. Uğruna ölüme koşan bu çocuklar ilim irfan öğrenmesi gerekirken bir dakika düşünmeden 'VATAN' diyerek cepheye koştu.

Uğruna türküler yapılan bu çocuklar 'hey on beşli' türküsüne konu olmuştur. Her ne kadar hızlı ritmi ve hareketli müziği olsa da türkünün acı bir hikayesi vardır. Türkülere konu olan on beşliler var bir de türkülere ağıtlara konu olacak 15 yaşındaki Eren Bülbül.

Trabzon'da, Pkk'lı hainler vatanımızın topraklarında insanlarımızın bileklerinin hakkıyla kazandıkları, alın teri ile  kazanadıkları erzakları çalarken Eren Bülbül gördü. Eren bu hainlerin bu yaptıklarına sessiz kalamadı banane demedi 'Vatanım' dedi ve askerlerimize ihbar etti.

Askerlerimiz bölgeye gitti Eren'den yeri göstermelerini istediler, Eren yerlerini gösterirken hainler açtı. Eren, hainlerin açtığı ateş sonrası ağır yaralandı yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Eren bu yaptıklarıyla on beşlilerin Çanakkale'de kalmadığını tüm dünya'ya yeniden gösterdi.

Onbeşli türküsünün hikayesi

Tahtobalı Hüseyin ile Hediye'nin hikayesidir. 

Hediye ile Hüseyin sözlüdür ama ferman çıkınca Hüseyin Çanakkale'ye gider, Hediye de yol gözler. Bir yaz geçer, bir de kış. Bir yaz daha, bir kış daha. Dört yaz, dört de kış geçer. Anası babası memlekette dirlik düzen bozuldu diye Hediye'yi başkası ile evlendirmek isterler. 

Böyle güzel kızın başına bir şey gelir, taliplisi de hem zengindir, hem yalnız başınadır diye yaşlı bir adam olan Tokat eşrafından Emin bey ile evlendirirler. Hediye, bir şey diyemez, kaderine razı olur. Bir yıl sonra Emin bey'in öldüğü günde olduğu gibi. 

Emin bey ölünce, her şey Hediye'ye kalır. Kalır kalmasına da, Hediye bir düşünür şöyle, baba evine gitse, zaten oraya sığmadığı için evlendirilmiştir. Hem kim çekip çevirecektir bunca malı mülkü. Ama, dedik ya devir değişmiş, memlekette dirlik düzen kalmamış, dağdaki eşkıya genç duldan haberdar olur ve bir gece konağı basarlar. 

Çaldıkları ile beraber Hediye'yi de sırtlarına vurup dağa götürürler. Dağda kıza yapmadıklarını bırakmazlar. Irzına geçerler, ona buna sunarlar, çengilik ettirirler. Ola ki, diğer köylerden kaldırdıkları başka tazeler de geldikten sonra bıkarlar Hediye'den. Kızcağızı harap bitap halde şehir merkezinde cami önüne bırakırlar gece.

Belki, öldürelermiş daha iyiymiş. Çünkü, camiden çıkanlar, üstü başı yırtılmış, harap bitap haldeki Hediye'yi görür de, biri olsun el etmez. Bir de yetmezmiş gibi, "kötü yola düşmüş bu!", derler. Hediye, kayıp yavuklusuna mı, kara kaderine mi, bahtsız evliliğine mi, onca tecavüze, aşağılanmaya, kötü anılmaya mı yansın? Neye yansın? 

Dayanamaz hediye... 

Terk eder Tokat'ı. Bir daha da ne duyan olur, ne de gören. 1915'in üzerinden sekiz yaz, sekiz de kış geçer... 

Geçer de, koskoca Tahtobalı'ya anca bir tane onbeşli döner. Bildiniz ağalar, Hüseyin'dir o. Hüseyin'in gelişine şenlik eder köy. Sofralar kurulur, davullar çalınır. Ama, Hüseyin ne şenlik ister, ne sofra. O'nun beklediği, bir ama bir, biricik yavuklusu vardır. 

En sonunda Hüseyin dayanamaz, töreyi ezer, anasına sorar, "Hediye nerede?" diye.  Koca dağlar ses verir de, anası vermez. Hüseyin düşer işin peşine, ta ki o bomboş konağa gelesiye kadar. Konağın önünde sorar komşulara, "nerededir ev ahalisi?" diye. Komşular cevap verir "çiftliğe taşındılar." diye ama Hüseyin durmaz, duramaz. Yavuklusunun kokusu gelir burnuna da, heyecanla, "Hediye," der, "Hediye de çiftliğe mi gitti?". 

"O taze dul mu, önce kötü yola düştüydü de, sonra buralarda da yapamadı, duramadı, gitti mendebur. " Hüseyin inanamaz. Hüseyin dayanamaz. Derler ki, Hüseyin de atına bindiği gibi Tokat'ı terk eder. Ne Hediye'yi, ne de Hüseyin'i bir daha gören olmaz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

YORUMLAR

Bu içeriğe herhangi bir yorum eklenmemiş.