3- Allah’ın yasaklarını işleyen kişinin çözümü:
A) “Allah beni nasıl olsa affeder.”
Bu kişi Allah’ın yasak ettiği fiillerin hepsini işlemektedir. O zaman buna bir çözüm bulması lâzımdır? İşte burada Zumer Suresinin 53. âyet-i kerimesini devreye koyar:
39/ZUMER-53: Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
De ki: “Ey nefslerini israf etmiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). Muhakkak ki O, Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).”
Burada kişi, Allah’ın yasak ettiği fiillerin hepsini işlemesine rağmen, “Allahû Tealâ nasıl olsa beni affeder.” diye, hiç nefsine engel koymadan, hayatını nefsin kötü arzu ve emirleri içerisinde geçirir. Burada da kişi Allah’a güvenmektedir. Gönüllerini, kalplerini nefsin heva ve hevesine tâbî kılıp Allah’a güvenen insanlar, bu iki âyet-i kerimeyi de yanlış yorumlayarak kendi açılarından yanlış sonuçlara ulaşırlar. Şeytan, onları böyle bir tuzağın içerisine düşürür ve Allah’ın kendilerine vermiş olduğu ömür sermayesini Allah istikametinde harcamak yerine, nefslerinin hevalarına uygun bir dünya hayatıyla geçirirler. Oysaki Allahû Tealâ açık hükmünü koymuştur, buyuruyor ki:
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Bu âyet-i kerimelere göre, kalbini nefsinin kötü arzularına, hevasına tâbî kılıp Allah’a güvenen aciz kişinin gideceği yer kesin olarak cehennemdir. Allahû Tealâ diyor ki: “Ben Gafur’u Rahîm’im ama aynı zamanda Ben Şedidul İkabım. Benim cezam çok şiddetlidir.” İşte insanları bu tuzağa düşüren iblistir. İnsanlar da bu şeytanî tuzağın farkında değillerdir. Ve Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu bu ömür sermayesini boşuna tüketirler.
40/MU'MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve orada hesapsız rızıklandırılacaklardır.
Allahû Tealâ, Mu’min Suresinin 40. âyet-i kerimesinde “Kim bir seyyiat işlerse misliyle cezalanır. Seyyiat işleyen misliyle cezalanır.” buyuruyor. Ama Allahû Tealâ kişiyi cennetine almak için, mü’min olma şartını koymuştur. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mü’mindir. Ama Allahû Tealâ aynı zamanda: “Mü’min olan bu kişi ıslâh edici amele başlarsa.” buyurmaktadır.
Islâh edici amel nedir? Islâh edici amel, nefsi tezkiye eden, nefsi ıslâh eden ameldir ki, nefs tezkiyesini sağlayan yegâne ibadet Allah’ın zikridir. Zikir, “Allah” isminin kalpte tekrarıdır. İslâm’ın 5 şartının içerisinde yer alan vasıta emirlerden hiçbirisi insanı nefs tezkiyesine ulaştıramaz. Farz değil mi? Kesinlikle farz. Ama nefs tezkiyesi, mutlaka mürşidine 12 ihsanla tâbî olmayı gerektirir. Kalbine îmân yazılan kişinin nefs tezkiyesini yapabilmesi, Allah’ın zikrine bağlıdır. Zikirsiz bir nefs tezkiyesi, zikirsiz bir nefs tasfiyesi mümkün değildir. Zikirsiz bir ıslâh edici amelden bahsetmek de söz konusu değildir. Bu insanlar zikri de devreden çıkarttığı için felâha ulaşmaları da asla mümkün değildir.
Devam edecek..