28.05.2017 02:45 Güncelleme Tarihi: 30.05.2017 04:22 4520 Okunma

Benim güzel ütopyalarım..

Dünya da tıpkı bizim gibi ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal sıkıntılar yaşamakta.

Benim güzel ütopyalarım..
Hani Yeni Zelanda; Avusturalya, Norveç, Finlandiya gibi iki elin parmaklarını geçmeyecek ülkeyi saymazsak, dünya sıkışıklık, sıkıntı yaşamakta.

Yıllar ve yıllar önce, internet devrimiyle birlikte, Amerikan Neo-conlar’ın (Neo conservative - Yeni muhafazakar) projesi olan ‘Küreselleşme’ cicisi dünyaya salınıverdi.

Ben o zamanlar, küreselleşmenin ileriki yıllarda dünyanın en büyük sorunlarının sebebi olacağını düşünmüş, söylemiş ve yazmıştım.

Küreselleşmenin sosyal ve kültürel sıkıntılarından daha sonra söz ederiz.

Ancak en büyük olumsuz etkisi; paranın serbestçe dolaştığı halde emtiya ve insanın izne bağlı dolaşımından kaynaklanmıştır.

Anglo Sakson ve (İkinci Dünya Savaşından kaçıp Amerika’ya yerleşen) Yahudi kökenli banker para babalarının aç gözlülüğünü kendi yerel borsaları doyuramamış, dünyayı engelsiz soyma düşüncesi bu küreselleşme projesini ortaya çıkartmıştır.

Dünyayı parasal anlamda, tabiri caizse kılçıksız sömürebilmek için de ihtiyaç duydukları en önemli enstrüman ‘Borsa’dır.

Başlarda; elde kalan stok ürünlerin arz talebe göre, serbest piyasa fiyatlaması usulünde değerlendirilmesi için cazip bir fikir olan borsa, daha sonraları üreten, verimli ve fakat nakit sıkışıklığı çeken ancak kredilerini tüketen firmalar için can simidi olmuştur.

Ürettiklerimizi satabiliyor ve yeni şeyler üretmek için bu satılanlar yetmiyorsa, paylarımızı satalım fikridir temeli.

O şirketin kar edeceğine inanan, düşünen o hisseden pay alır ve mali yıl sonunda, şirket kar ederse, hissesi oranında kardan pay alır.

Bu ilk bakışta kara ortak ama zarara değil gibi görünse de, zarar eden şirketin hisse değerleri de düşeceği için aslında zarara da ortak olur.

Başlangıçtaki bu amaç son yarım yüzyılda çığırından çıkarak, büyük fonların kısa sürede, hiçbir şey üretmeden, parayla, kısa zamanda büyük karlar elde etmesinin yolu olmuştur.

20. Yüzyılın sonlarında bu fonların desteklediği Hollywood filmleri, borsanın ne kadar da karlı bir iş olduğunu, kısa zamanda “biri yüz yapma”nın nasıl da mümkün olduğunu, borsa oyuncularının nasıl da sorunsuz ve tatlı bir hayat yaşadıklarını anlatan bilinçaltı mesajları zihnimize kazımışlardır.

Arada borsayı maniple edenlerin F.B.I tarafından sözüm ona yakalanıp cezalandırdığı, cılız atışlar yaparak kendi karşı tezlerini de oluşturmuş ve küçük yatırımcının güven sorununu, şüphelerini de ortadan kaldırmışlardır.

Borsanın, kapitalizmin en büyük sömürü aracı haline geldiğini acı gerçeklerle yüzümüze çarpan hikayeler de göz önünden saklanarak amaçlarına ulaşması engellenmiştir.

Yüzlerce milyar dolarlık, çoğu Yahudilerin kontrolündeki Arap fonları borsayı maniple ederek, yüzlerce milyar doları kısa sürelerde binlerce milyar dolar haline getirmişlerdir.

Nasıl maniple edilir borsa?
Düşük fiyattaki hisse senetlerini elinizdeki milyar dolarları kullanarak, şok alımlar yapar ve fiyatları yükseltirler.

10 liradan 12 lira aralığına kadar şok alım yapılan hisseler alım bırakıldığında ivmesini kaybedene kadar 18-20 liraya kadar çıkar.

Bu sefer fon 10-12 liradan aldığı hisseleri, başlangıçtakinin tam tersine şok satış değil, yavaş yavaş, talep ivmesi sürecinde 13 liraya düşene kadar satar.

Sonra o fiyattan tekrar alır tekrar satar, alır satar, alır satar ve servet 5’e 6 ya katlanır.

Bu arada Hollywood filmlerinden etkilenmiş, tatlı hayat rüyaları gören, tamamı borsa oyuncusu olan medya patronlarının kontrolündeki ekonomi kanallarında, anlamadıkları analiz demedikleri, sadece düştü mü çıktı mı sonucuna baktıkları programları izleyen, küçük yatırımcı, biriktirdiği 3, 5, 10 bin lirayla milyoner olacağını sanan kuaför, garson, esnaf kazanmak için yapılmasının tam tersi olan düşerken saymak, yükselirken almak gafletine düşerek elindeki birikimi eritip, fonlara kaptırır.

Fonların gözünü bu da doyurmaz. Açığa alım satımı icat edip bu zavallı insanların geleceklerini de borçlandırarak ellerinden alırlar.

Bir yerlerde birileri büyük paralar kazanıyorsa, bir yerlerde de birileri büyük paralar kaybetmektedir.

Bu siyasilerin de işine gelmektedir. Borçlu insan kolay yönetilebilen, kolay yönlendirilebilen insandır.

Düzenin değişmesinin kriz çıkaracağına inandırılır ve memnun olmasa da elinde kalan az şeyi de kaybetmemek için sistemin değişmesini istemez.

Kısacası; 21. Yüzyıl borsaları artık üretene kaynak sağlayan bir araç olmaktan çıkmış parası çok olanı daha da zengin eden bir kumar makinesi haline gelmiştir.

Peki adam anladık, biz de biliyoruz bunları, “ütopyan ne” dediğinizi duyuyorum.

Söyleyeyim efendim:

Borsanın yasaklanması.

En azından günlük, saatlik, hatta bazen anlık kâr amaçlı satışların yasaklanıp, kağıtların temettü dağıtımına kadar elde tutulma zorunluluğu getirilmesi.

Ya da alım satımın manüplatif olmaması için 3 ay falan gibi satış yasağı konması.

Halka açılacak bir şirketin de en az %51 hissesinin satışa çıkma şartı getirilmesi.

İşte ütopyam budur.

Yoksa Ali Koç’un dediği gibi kapitalizm dünyayı felakete sürükleyecektir.

Şimdi gelelim diğer ütopyama.

Korkmayın o bu kadar uzun sürmeyecek.

Devlet olgusunun ilk ortaya çıktığı, insanlığın artık bu organizasyona ihtiyaç duyduğu ilk zamanlarda site (şehir) devletleri vardı.

Halk parlamentoları, halk meclisleri vardı. Monarşik yapılar olmasına rağmen demokrasiyle yönetilirlerdi.

İhtiyacı olandan fazlasına sahip olmak isteyen açgözlü insanoğlunun hırsı diğer site devletleri hükümranlığına alarak emperyal sistemi ve egemenleri yarattı.

Daha sonra sırasıyla sanayii devrimi, 1. ve 2. Dünya Savaşları İmparatorluğun hantal bir yapı olduğunu ve endüstriyel güçle dünyaya hakim olmanın daha kolay, daha ucuz olduğu gerçeğini yarattı. Ulus Devlet olgusu yaratıldı, Milliyetçilik doktrini, rüzgarları dünyaya üfürüldü.

Artık emperyalizm bayraklarla değil, markalarla uygulanıyor ve daha karlı oluyordu.

Dijital devrim ortaya çıkardı ki milliyetçilikle ortaya çıkan ulus devlet olgusu, organizasyonu, dünyası küçülen insanoğlunun 21. ve sonrası yüzyıllardaki ihtiyaçlarına cevap vermeyecektir.

Dünya büyük bir sıkıntıya düşecek, kaotik zamanlar yaşayacaktır.

Ütopyam odur ki; insanoğlunu bu sıkıntı ve kaotik durumdan, savaşlardan, açlıktan, yoksulluktan kurtaracak sistem yeniden “Site Devlet Organizasyonu”na dönüşle olacaktır.

İnsanlar yaşadıkları yerde yukarıdan aşağı değil aşağıdan yukarı yönetimle yaşayacaklardır.

Şu anda da öyle olduğu iddia edilebilir.

Görüntü odur ancak gerçek tersidir.

Yeryüzünde ‘Partiler’ olduğu sürece tam ve gerçek anlamıyla %100 demokrasi vücut bulamaz.

Partiler doktriner örgütlenmelerdir ve kendi doktrinlerini iktidara getiren, tıpkı borsayı manüple eden fonlar gibi toplumu maniple eden insan fonlarıdır.

Partilerin ömrü tamamlanmıştır.

Halk bağımsız temsilcilerini seçmeli, bir otoriteye bağlı olmayan temsilciler içlerinden yürütmeyi seçmelidir.

Bugünkü devlet organizasyonunda bu zordur ama site devlet uygulamasında sorunsuz işler ve insanlar gerçekten kendi yönetimlerine ve kendi geleceklerine sahip olurlar.

Bakın ütopya falan ama 50, 100 bilemediniz 150 yıl içinde bu ve benzeri şeyler olacak ki 15.000 yıllık medeniyet tarihinde bu süre dakikaya denk gelir.

Yaşasın ütopya! Ütopyasız kalmamanız dileğiyle.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.