24.01.2018 19:49 Güncelleme Tarihi: 24.01.2018 21:08 18750 Okunma

Spor, sanat, futbol, film ve dizi...

Spor, sanat, futbol, film ve dizi...

Şimdi, öncelikle 'Zeytindalı Operasyonu' muzun en kısa zamanda, en az kayıpla başarıya ulaşması dileğimi belirteyim.

Allah askerimizin yanında olsun. Şehitlerimize rahmet, yakınlarına sabır dilerim.
 
Bu ara herkes bu konuya yoğunlaştığından ve sosyal medyada, benim gibi askerlik yapmamış olanların bile üniformalı resimlerle vatansever kesildiği bir zamanda, bilinen, görünen şeyleri yazıp tekrara düşmek istemem.
 
Farklı olarak söyleyeceğim sadece şudur.
 
Bana göre zamanlaması yanlıştır.
 
Hop. Hemen atlamayın.
 
Daha önce olmalıydı, olabilmeliydi.
 
Antiemperyalist biri olarak, emperyalist güçlerin oyununu bozan bu operasyon kararından dolayı kararı verenleri alkışlıyorum.
 
Bu konuyla ilgili bir minik şerhim var ona daha sonra örnekleriyle değineceğim. Şu an tek odak operasyonun başarısı.
 
Gelelim başlıktaki mevzuya.
 
Ülkemizdeki spor/sanat ilişkisi. Bu konudaki dengeler ve dengesizlikler.
 
Aslında, ülkemizde spor deyince akla futbol geldiğinden; futbola olan ilgi ve sanata olan ilgisizlikten söz etmek istiyorum.
 
 
Nereden geldi bu konu aklıma derseniz; geçenlerde Beşiktaş Çarşısı’nda dolaşıyordum, yanıma 4-5 turist yaklaştı ve fotğraf çektirmek istedi.
 
Biz turistin sarışın, mavi gözlüsüne ya da Arap olanına alışık olduğumuzdan yadırgadım. Bunlar öyle değildi.
 
Venezuelalı imişler. Dizi orada oynuyormuş ve beni pek bir beğeniyorlarmış. Kenan (O Hayat Benim’de oynadığım karakterin adı) orada efsaneymiş. Gerçek adımı da biliyorlardı.
 
Çay ısmarladım, sohbet ettik.
 
Diziden etkilenip, merak etmişler ve İstanbul’a gelmişler tatillerinde.
 
Bak Avrupa’dan Rusya’dan falan değil, dünyanın öte ucundan. Haritadan bakın merak ediyorsanız.
 
Aslında bu gerçeği biliyordum da, somut olarak yaşayınca hoşuma gitti.
 
İnstagram hesabımdaki takipçilerimin yarıya yakını yabancı.
 
Üçte biri de Latin Amerika ülkelerinden.
 
Peru’dan var, Venezüella’dan var, Şili’den var, Porto Rico’dan var. Hatta Porto Rico’lu bir takipçim, arkadaşlarıyla geldiği seyahatten, gurup halinde bir Kız Kulesi hatırası yollamıştı bana.
 
Balkanlar, Kuzeydoğu Avrupa ülkeleri, Orta Asya ülkeleri, Uzak Doğu; orta Doğu ülkeleri, Kuzey Afrika ülkeleri Türk Dizileri’nin tutkunu olmuş durumdalar.
 
Şimdi gelelim derdimi anlatmaya.
 
Sporda ve özellikle futbolda uluslararası başarı elde etmek için var gücümüzle yırtınıyoruz.
 
Kıyısından köşesinden, denk gelir de bir ufak başarıda da ortalığı ayağa kaldırıyoruz.
 
Yüzlerce milyon dolar desteğe, devlet desteğine, sponsor desteğine, basın desteğine, iş dünyası desteğine ragmen futbolda şöyle sürdürülebilir bir başarı elde etmişliğimiz yok.
 
Neymiş efendim, “Türkiye’nin tanıtımı için çok önemli” imiş.
 
Hayır efendim. Sportif başarılar, ülkenin adını duyurur sadece. O ülkeyi tanıtmaz.
 
Şey gibi yani. Mesela hepimiz, geçen seneki gol kralı Wagner Love’ ın adını biliyoruz ama onu tanıoyor muyuz ? Sevdiği yemekler nedir, ne tür müzik sever, huylu mudur huysuz mudur, sohbeti nasıldır falan biliyor muyuz ? Hayır.
 
Ya da Amerikan futbolu ve Beyzbol’dan dolayı mı Amerika’yı tanıyoruz ve bluejean giymeyi, kola içmeyi, hamburger yemeyi bu sporlardan mı öğrendik ?
 
Yoksa bu sporları ve yaşam tarzını fiilmlerden öğrenip de mi Amerika’yı merak eder olup oraya gitmek hatta orada yaşamak istedik ?
 
Geçmişte edebiyat, yakın geçmişte sinemave günümüzde ise diziler bir ülkenin tanıtımı ve kültürünü yaygınlaştırması için en önemli enstrümandır.
 
Üstelik oyuncusuyla, yönetmeniyle tamamen Yerli ve Milli (!) dir.
 
Bugün, belli basil diziler 60-70 ülkede izlenmekte ve çok iyi reyting almaktadır.
 
İran, Romanya, Kırgızistan, Kazakistan, Fas, Malezya gibi ülkelerde, dizilerden Türkçe öğrenip mesaj atanlar var.
 
Irak Kürtleri’nin Türk dizileri ve oyuncuları için kurduğu fan hesapları var.
 
Kısacası; Kültür Bakanlığı bu konuyu temel mesele olarak ele alıp, hızlıca bir çalıştay oluşturup, kısa zamanda sonuçlandırmalıdır. İşte o zaman Sinema ve dizi sektörü uçar ve ülkeyi gerçekten tanıtmış oluruz.
 
Üstelik futbola destek olarak harcanan paranın yarısına.
 
Mesela bir KHK ile spora tanınan sponsor destek özgürlüğü dizi ve filmlere de tanınabilmeli.
 
Markalar mozaiklenmemeli.
 
Böylece dizi ve filmlerin artı değer kazanan bütçeleri kaliteye yansıyacak, İngiltere, Almanya, Fransa, ABD gibi ülkelerde de yayınlanabilecek ve izleyiciyle bulaşacak, ülkeyi anlatacaktır.
 
Sinema, Dizi ve edebiyat bir ülkenin en önemli tanıtım ve propaganda aracıdır. Buraya kaynaklar yönlendirilir ve yatırılır ise (Yapımcıyı özgür bırakmak şartıyla) ihracatınız da turizminiz de yükselir.
 
Unutmayın Amerikalı zengin turistler, mıç kadar Yunanistan’ı Anthony Quınn’in oynadığı Zorba filmiyle öğrendiler ve keşfettiler.
 
Bu düşümün gerçek olması dileğiyle hoşçakalın.