24.09.2017 23:51 Güncelleme Tarihi: 28.09.2017 18:19 183475 Okunma

Topbaş'ın istifası henüz başlangıç mı?..

16 Nisan Referandum’u sonrası yazmıştım.

Topbaşın istifası henüz başlangıç mı?..
Revizyon, reform ve restorasyon süreci başlıyor diye…

Yenileşme, değişim ve yeniden yapılanma başlamalı ve başlayacak diye.
Kadir Topbaş istifa etti.

Sembolik değeri çok büyük,
Ülkenin ve hatta Avrupa’nın en büyük şehrinin Belediye Başkanı,
Böylesi bir şehrin Şehremini olan Topbaş görevinden ayrıldı.
Sırada acaba bazı büyük şehirler ve/veya  diğer bazı il ilçe belediyeleri mi var..?
Doğu Güneydoğu’da atanan kayyumların değiştirilmesi mi var..?
Bürokrasi mi var.?
Parti yönetimleri mi var..?
Üniversite yönetimleri mi var..?
Bazı üst kurumların yönetiminde değişiklik mi var..?
Veya 17-25 aralık sonrası göreve getirilen ve hayal kırıklığı yaratan kimileri mi var..?
Hatta 15 Temmuz sonrası büyük ümitlerle görevlere getirilen bazı yöneticiler mi var.?
Hatta Külliye’de bazı değişiklikler mi var..?

Var mı…?
Bilemem…
Peki olmalı mı.?
Evet, mutlaka olmalı…

Hatırlarsınız,

Davutoğlu başbakan ve genel başkan iken; AK Parti MKYK onun bazı yetkilerini almıştı.
Sonrası süreçleri biliyorsunuz.
Davutoğlu’nun ayrılıp Binali Yıldırım’ın genel başkan olacağı kongre süreci başlamıştı.
Sonuç hepimizim malumu,
Bugün Binali Yıldırım Genel Başkan ve Başbakan…
Topbaş’ın istifa süreciyle çok benzerlik arzediyor.
Güya belediye meclis üyeleri onun geri gönderdiği beş dosyayı, ona rağmen meclisten geçirmiş.

Sizce AK Parti’li meclis üyeleri kendi kendilerine böyle bir şey yapabilirler/yaparlar mı…

Erdoğan 6 Eylül’deki bir konuşmasında demişti ki;

Teknokratıyla, bürokratıyla bu yürüyüşe ayak uyduramayan kim varsa, başta bakan arkadaşlarım olmak üzere, bunların hepsini kenara koymamız lazım.
Bu yürüyüşe ayak uyduramıyor mu, kenara koyacağız.
Engel mi oluyor, kenara koyacağız.
Bu millete hizmette laubalilik mi yapıyor, kenara koyacağız.
Bu millete hizmette kalkıp da afedersiniz her türlü yolsuzluğa bulaşan mı var, kenara koyacağız. Buralarda dikkatli olmaya mecburuz.
"

Çünkü milletin artık zamanla sınanmaya tahammülü kalmadı.
Değişimse artık olsun,
Dönüşüm ise, artık ertelenmesin,
Deformasyonun temizlenmesi ise, hemen başlasın,
Bürokrasi, teknokrasi  temizliği ise, ötelenmesin,
Belediyeler ise, hemen neşter atılsın,
Büyük isimler ise, onlara da dokunulsun,
Teşkilatlar ise, gereği şimdi yapılsın,
Metal Yorgunluk” mu hemen, şimdi, elan pası silinsin…

Millet dedi ki;
Cumhurbaşkanım,

"16 Nisan’da yine Erdoğan ve onun yönetimine güveniyoruz" dedik.  Ama artık bize zaman deme, ilerde deme, biraz bekle deme,
Yukarıda söylediğin, çok ama çok önemli sözlerin gereğini yerine getir,
Kimse devletimizden, vatanımızdan, milletimizden önemli değildir,
Biz sana, ne zaman destek istesen verdik ve vermeye devam da edeceğiz.
Ama lütfen artık geciktirme, erteleme, zamana bırakma,
Çünkü artık kibire, yolsuzluğa, yalakalığa, üstenci bakışlara, yorgunlara tahammülümüz kalmadı.
Yolunu sapıtıp yoldan çıkanlara, egosu şişenlere,
Geldiği yeri unutanlara,
Beraber yürüdük biz bu yollarda deyip, şimdi  kişisel menfaat için yürüyenlere,
Beraber ıslandık biz bu yollarda derken, artık ıslanmaktan korkan, şemsiye kullananlara,
Bana herşey seni hatırlatıyor derken, herşey  bana kendi menfaatimi hatırlatıyor noktasına gelenlere,
Millete hizmeti bir lütufmuş gibi görmeye başlayanlara,
Yapılan yapıcı eleştirilere bile “dostum sanıyordum seni, meğer ki değilmişsin” gibi kişiselleştirenlere,
Başlangıçta, Partide “amatör ruhu”yla çalışıp, bu ruhu kaybedenlere,
Yaptığı görevleri zoraki yapıyormuş gibi davranmaya başlayanlara,
Kişisel menfaat ve kazancını maksimize etmek için her yolu mübah sayanlara.
Tahammülümüz kalmadı, taşıma dermanımız kalmadı, sabrımız kalmadı dedi…
Azdan az gider, çoktan çok,
Parmak kangren olmuşsa kesip atmak lazım,
Aksi takdirde, “pansuman tedavilerle” iyileştirmeye çalışmak fuzuli çabadır.
Kangren ele sirayet eder,
Sonra el veya kol kesilmek zorunda kalır.
Merhem tedavisi cildi düzeltir gibi olur,
Ama kangreni artıran cerahati akıtmaz.
Çünkü parmak gitmiştir.
Israr etmenin gereği yoktur.
Ele zarar vermeden  yaralı, cerahatli, iltihabik ve kötü kullanılarak heder edilmiş parmağı kesip atmak lazımdır.

Kartal’ın ömrü ne kadardır, bilir misiniz..

Bu konuda kişisel ve toplumsal hayata tetabuk edip, örnek alınacak bir anekdot var.
Oldukça manidar ve düşündürücüdür.
AK Parti kendini bir kartal gibi düşünmelidir.
Erdoğan kendini bir Kartal’ın hayat serüveninde gibi görmelidir.
Kartal’ın yeniden uçuş hikayesini AK Parti’ye ve devlete tatbik etmelidir.
Yeniden doğum sancısı acılıdır, zordur, sıkıntılıdır.
Cesaret ister, azim ister, kararlılık ister.

İşte tam bu noktada; ben Cengiz Aygün olarak, "Erdoğan bu yeniden doğuş sancısını yaşamalı ve “yine, yeniden” diyerek, yeni bir varlık uçuşuna başlamalıdır." diyorum...

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40’a dayandığında pençeleri sertleşir,
Esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır.
Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir.
Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler..
Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.
5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir
.”

Kıssadan hisse diyorum,
Anlayan anlamıştır, anlayacaktır ve anlar diyorum sadece…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.