30.11.2017 23:43 Güncelleme Tarihi: 06.12.2017 01:08 206437 Okunma

Zarrab dosyası nedir, ne değildir?

Koskoca Türkiye Zarrab davasına kilitlenmiş halde..!

Zarrab dosyası nedir, ne değildir?
Zarrab ne dedi, ne söyledi, tanık mı, sanık mı, FBI’la mı anlaştı, daha bilmem neler neler…!

Ülkede siyasetin, bürokrasinin, medyanın ve nerdeyse halkın tek gündemi bu konu.

Rıza Zarrab ve İran’la ticaret konusunda bugüne kadar pek konuşmadım.

Konuşmayı da düşünmüyordum.

Ama yetkililerin ve konuya ilişkin doğru bilgilerle konuşması gerekenlerin sustuğunu görünce, Amerika’daki dostlarla ve Türkiye’de yargı, ekonomi ve bankacılık konusunda söz sahibi kişilerle istişarelerde bulundum.

Konuya ilişkin bir kısım tespitlerimi siz okurlarımla da paylaşmaya karar verdim.

Bundan sonra da bu dava konusunda pek bir şey yazmayı da düşünmüyorum.

Büyütüyoruz, abartıyoruz ve kasılıyoruz..

Neden soğukkanlı olmuyoruz.!

Neden olaya gerçek boyutlarıyla bakmıyoruz.!

Neden ABD’nin davayla elde etmek istediği sonuca çanak tutuyoruz..!

Neden kendi elimizle kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz..!

Neden art niyetli, sinsi ve alçakça bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzu görüp, bir ve beraber olarak kenetlenmiyoruz..!

Gelin soğukkanlı bir değerlendirme yapalım…

Zarrab ve Halkbank’ın adıyla anılan olay nedir?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İran’la ticaretin çerçevesini belirlemiş; hangi malların yasak olduğunu, hangilerinin olmadığını, yapılan doğalgaz ve petrol alımına karşılık nakit verilmeyerek karşılığında ismini belirlediği malların verilmesinin serbest olduğunu belirlemiştir.

Zarrab’ın adıyla gündemimize gelen ticaretin uluslararası hukuki meşruiyeti ve dayanağı  BM’nin bu  kararıdır.

Halkbank ise; bu ticarete aracılık eden kurumdur.

BM Güvenlik Konseyinin bu ana kararına göre,  İran’la ticaret ve Halkbank konusunda tespitlerde bulunalım.

1. Halkbank hiçbir zaman İran’a para transferi yapmamıştır

2. Halkbank hiçbir zaman İran'dan para transferi almamıştır

3. Halkbank tamamen Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak petrol karşılığı, yasaklı olmayan gıda ilaç ve benzeri malların ticaretine aracılık etmiştir.

4. Botaş ve Tüpraş’ın aldığı petrol karşılığında Halkbank’daki İran Merkez Bankasına ait TL hesaba para yatırmışlardır. Türkiye'den İran’a gıda ve benzeri mal ihraç edenler gümrük beyannamesine istinaden İran merkez Bankası'nın Türkiye'deki hesabından bu kişiye para ödeme talimatı ile TL ve Euro olarak ödemeye aracılık edilmiştir.

5. Bu işlemlerin % 60’lık civarı Dolar üzerinden, geri kalan miktar ise Euro veya Japon Yen’i üzerinden yapılmıştır.

6. Suçun oluşması, Amerikan Dolarının kullanıldığı miktar üzerinden ve OFAC’ın (Office of Foreing  Assest Control: ABD Hazine bakanlığına bağlı olarak çalışan; dış kaynaklı varlıkları/hesapları denetleyen bir ofistir) yasaklı listesinde olan firmalara ödeme yapılması durumun söz konusu olur. Böyle bir işlem hiçbir zaman olmamıştır. Rıza Zarrab’ın firması dahil, hiçbir firma OFAC’ın yasaklı listesinde değildir.

7. Halk Bank kurumsal kimliğine asla ceza kesilemez. Kesilirse; Uluslarası Hukuk varsa iptal edilir.

8. 1 Temmuz 2013 tarifinde ABD yetkilileri doğalgaz ve petrole karşılık ilaç ve gıda gönderilmesine dair yapılan ticarette, gönderilen gıda ve ilaca dair belgelerin gerçek olmadığı iddiası üzerine; Türkiye, ilgili kurumları aracılığıyla gerekli özen ve ihtimamım gösterilmesini, aksi takdirde kanuni işlemlerin yapılacağı konusunu açık bir dille belirtmiştir.

9. Zarrab’ın Çağlayan, Güler vb gibilerine verdiğini iddia ettiği paraların bu ticaretin esasıyla alakası yoktur. Zarrab tarafından söylenenler Türkiye’nin iç hukuk meselesidir.

Türkiye’den beş şirket bu kapsamda İran’la ticaret yapmıştır.

Bu şirketlerden ikisi Zarrab’ın, ikisi Taha Ahmet Alacacı’nın, bir tanesi ise Bunge SA. İsimli Alman şirketidir.

Bankacılık sistemimiz ile İran arasındaki ilişkilere ait bazı tespitler;

- Türk Bankaları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında adı geçen kişi ve kurumlara karşı ilgili devlet kurumları tarafından resmi yazılarla bilgilendirilmiştir ve bu listelere uymaları konusunda talimatlandırılmıştır.

- Türkiye’de faaliyette bulunan tek İran bankası 1981 yılında açılan ve ayrı bir tüzel kişilik olarak değil de İran’daki ana bankaya bağlı bir şube olarak faaliyet gösteren Bank Mellat’tır. Bank Mellat;  İstanbul, Ankara ve İzmir de şubeleri olan küçük bir banka olarak faaliyet göstermektedir.

- Sözkonusu bankanın özellikle son yıllardaki taleplerine rağmen ayrı bir Anonim Şirket statüsüne dönüştürülme talepleri yerine getirilmemiş ve faaliyetleri sınırlandırılarak kontrollü şekilde devam etmiştir ve etmektedir.

- Son 10 yıldır Türkiye’de yeni banka kurmak isteyen İranlı bankaların (en az üç talep gelmiştir) hiçbirinin talebi yerine getirilmemiştir. Özellikle uluslararası hassasiyet dikkate alınmıştır.

- İran’la ticarete aracılık eden Türk bankalarının her biri Türkiye’nin ilgili kurumları tarafından denetlenmekte ve uyum raporları hazırlanmaktadır. Bunun yanında isimleri geçen bankaların hepsi uluslararası bağımsız denetim şirketleri tarafından da denetlenmektedir. Bu şirketlerin bir kısmının ana merkezleri ABD’dir (Price Waterhouse, Ernst&Young, KPGM, Deloitte gibi). Raporlarda müeyyidelerin ihlal edildiğine ilişkin tespit yoktur.

- Amerika’nın sert müeyyidelerine rağmen Amerikan Hazinesinin özel izni ile İran ile iş yapan Amerikan firmaları ve bankaları da ayrı bir tartışma konusudur.

- Bu konuda Amerikan Hazinesi başvuran Amerikan firmalarını incelemekte, işlemlere izin vermekte ve izin verilenlerden müteşekkil bir liste oluşturmaktadır.

- Bu bağlamda Obama döneminde 100 ABD şirketine, aynı bizim yaptığımız BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde, İran’la ticaret izni verilmiş ve bu ticari ilişki muhtelif miktarlarda icra edilmiştir.

İran’la işlemlere bazı örnekler;

İngiliz Bankası HSBC’nin 2001-2007 yılları arasında İran bankalarıyla 25 bin kayıt ve 19.4 Milyar dolarlık işlem,

İranın kuzeybatısında otoyol ve metro projelerinde adı geçen ABD li şirketlerden Vanguard Group’un toplam 1.8 milyar USD işlemi,

İngiliz bankası Standart Chartered Bank’ın Amerika’daki birimi vasıtasıyla 60 bin işlem ve 250 Milyar USD,

Amerikan bankası JP Morgan’ın İran’a açtığı 3 milyon USD kredi ve 2006 yılında 20.5 Milyon USD altın alışverişi gibi.

Bu ana kadar olayın “Hukuki Kısmına” dair özetlemede bulundum.

Şimdi de ABD’nin, bu dava ile  yapmaya çalıştığı “Siyasi Boyut” üzerine tespitlerimi paylaşacağım.


Öncelikle sormak istiyorum..!

Bu ticarette BM kararlarına ve OFAC ilkelerine aykırı bir husus vardı da, ilgili kurum yetkilileri neden o anda müdahale etmediler..!

Amerikan hazinesi ceza keserken mahkeme kararına ihtiyaç duymaz. İran ve Yemen işlemleri nedeniyle HSBC, ABN Amro, Deutsche Bank mahkeme kararı filan olmadan milyarlarca dolar ceza aldılar.

Halkbank’a bugüne kadar neden ceza kesemediler..!

Amaç üzüm yemek değil de bağcıyı mı dövmek yoksa..!

Neden bugüne kadar beklediler. Bu dava ile hedef ekonomik boyutlu olmayıp, hedefe Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Erdoğan’ı mı koymaktır..!

Ticareti yapan şirketlerden ziyade, sanki bu alışverişin tarafıymış gibi, işi gereği yapılan işlemlere sadece aracılık eden  neden Halkbank ismi sürekli zikrediliyor..!

Olayın özü şudur..

Rıza Zarrab bir şekilde, ikna edilerek ve/veya gönüllü 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesi ABD’ye götürülmüştür.

17-25 Aralıkta, 15 Temmuz’da başarılı olamayanlar şimdi de bu dava yoluyla Türkiye’yi ve Erdoğan’ı dize getirmeye çalışıyorlar. Çünkü 17-25 Aralık Yargı Darbe Girişiminin de ana konusu yine Zarrab ve Halkbank idi.

Öyle görünüyor ki; 17-25 Aralıkla başlayan darbe silsilesi şimdi de ABD’den sürdürülüyor.

Eğer 17-25 Aralık veya 15 Temmuz Girişimi başarılı olsa idi; şuanda yargılanan Türkiye ve Erdoğan olacaktı.

Herkes kulaktan dolma, sansasyonel boyutla konuşuyor. Bu konuda süreç yönetimi yanlış yapılıyor. Bilgi kirliliği ve konuya ilişkin yanlış söylemler Kılıçdaroğlu'nun dümenine su taşıyor. Kılıçdaroğlu da, sanki bu ülkenin vatandaşı değilmiş gibi, Fetö’nün ve Türkiye hasımlarının değirmenine su taşıyor.

Ve maalesef kendi içimizde, bu konuda en masum ve herhangi bir kusuru olmayan, hepimizin özvarlığı Halkbank’ı sürekli konuşarak ana hedef haline getiriyoruz. İktidara muhalif veya taraf, herkes sanki Halkbank suçlu imiş gibi konuşuyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi gibi söz ve söylemlerde bulunmak emin olunsun ki; ülkemize, halkımıza ve kurumlarımıza zarar vermektedir.

Halbank Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin açıklama yapması şarttır.

İyi niyetli veya değil; bilgi kirliliğinin ve manipülasyonların engellenmesi için ilgili ve yetkili kurumlarca bu açıklama yapılması elzem olmuştur.

Sonuç olarak bu dava politik bir davadır ve amacı tamamen ülkemizi ve Erdoğan’ı sıkıştırmak, sıkıntıya düşürmek, dize getirmektir.

Deneyimli diplomat ve eski Milletvekili Şükrü Elekdağ’ın şu tespiti hemen her şeyi özetliyor kanaatindeyim;

Hedef İran değil, hedef Erdoğan.. Dışişleri Bakanlığı'na girdiğimden bu yana 65-66 yıl geçti. Bu dönem zarfında ben hiçbir zaman Türkiye'nin veya bir Türk liderinin Amerikan ve Batı medyası tarafından bu kadar ortaklaşa bir bombardımana tutulduğunu görmedim bu güne kadar. Sözleşmişler gibi.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.


Not: Zarrab’ın ifadelerinde ısrarla Erdoğan ismini geçirmeye çalıştığını görüyorum. Kendini kurtarmak için her şeyi feda etmeye hazır bu müptezelin, Erdoğan’la Başbakanlığı döneminde, bir düğünde, anlık karşılaşması haricinde görüşmediğini çok net biliyorum. Fakat kendisi ısrarla ağa babalarının talimatlarını yerine getirmeye  ve ifadelerinde bu işin merkezine Erdoğan ismini oturtmaya çalışıyor.

Ama bunlar beyhude çabalar.

Davanın arkasındakiler ve yargıçlar da bilsinler ki; bu ülkeyi ve Başkanını suçlamak, yok etmek o kadar kolay değil. FETÖ’nün 17-25 Aralık Darbe Girişimi tapeleriyle, uyduruk delilleriyle bin yıllık devlet geleneğini dize getirmek öyle kolay değildir.

Herkesin biraz da haddini bilmesi gereklidir. Azdan az, çok’dan çok gider…

Not-2: Başkan Trump’ın ve bir kısım ABD  yetkililerinin bu davaya taraf olmadıklarını biliyorum. Bu davayla, ülkemize dönük hasmane tavır ABD’nin yekpare bir yaklaşımı değildir. Hala aklıselim olanların, “aklıyla” hareket edenlerin ve bu davanın siyasi nitelikli olduğunu bilerek yanlışlığa parmak basanların ciddi oranda olduğunu görüyorum.

Dava uzun sürebilir ve sürece dair pek çok sansasyonu beraberinde getirebilir. Kararın ne olacağı son dakika belli olacaktır.