08.11.2016 00:02 Güncelleme Tarihi: 22.11.2016 14:14 497627 Okunma

Kardeşlerin aynı inanç ve aynı vatanda buluşması

Gelişen ve değişen dünyamızdan ve ülkemizin gerçeklerine uygun olarak, Asrın post-modern teknolojik yenilikleri, ışık hızıyla küreselleşen dünyamızın yeni konumu, Türkiye’nin küresel bir aktör olarak yerini almasını kaçınılmaz kılmaktadır. Sürdürülebilir küresel aktörlük ise askeri, siyasi ve ekonomik gücü zorunlu kılmaktadır.

Kardeşlerin aynı inanç ve aynı vatanda buluşması
Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür.  "JAMES F.CLARKE"


"SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA AÇIK MEKTUP"

Son yıllar itibarıyla halkın oyu ile seçilen, “Tabiatıyla Küresel boyutta ses getiren vizyon yükleyen” ilk Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 1970’li yıllarında beri sürdürülebilir dinamik düşünsel rüzgarı, gayretleri ve bu süreç doğrultusunda oluşan “güçlü bir irade ve yerindeliği ile orantılı uygulanan gelecek kuşaklarımızı düşünen feraset sahibi” olarak, siyasi, askeri ve ekonomik politikaları sayesinde TÜRKİYE, küreselleşmede bölgesinde ve dünyada etkin aktör olarak, gayretleri belirgin bir şekilde yerini almaya başlamıştır.

Ecdadımızın insan ve yönetim modeli olan etnik, dini ve bölgesel milliyetçiliği red ederek oluşturdukları güzel iklim ile ifadesini bulan "Kardeşlik ve barışın diyalektik anlayışını"  güçlü bir irade ve yerindeliği ile orantılı uygulanan yukarıda da zikr ettiğimiz gibi siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal politikalar sayesinde Türkiye, küreselleşmede  bölgesinde yaklaşık on bin yıldır insanlığa ilk hizmetin yerleşkesi olan "Berketli hilâl"in eksenine ve dünyada etkin aktör olarak, belirgin bir şekilde  yerini almaya  başlamıştır. 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlatılan bölme ve parçalama operasyonu bugün Türkiye üzerinden devam ettirilmektedir. Kur’an bize bu zalimleri, insanlık düşmanlarını şöyle tarif etmektedir: Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. (Bakara/27) 

"Fitne" her insanın vahşet duyup uğursuz ve korkunç sonuçlar doğurduğuna inandığı bir kelimedir. Çünkü fitne çok karmaşık ve sinsidir, ne olduğu kolaylıkla teşhis edilemez. Dış görünüşü aldatıcı ve içi ise fesatla doludur. Toplumu düzensizliğe, yıkıma, düşmanlığa ve savaşa sürükler. Ve hepsinden kötüsü ise kontrolü güçtür.

Fitne Hak görünümlüdür, sade ve yüzeysel düşünenleri kendi etrafında toplar. Bütün insanların kendi varlığından haberdar olmasını sağlar. Ama habersizce darbelerini vurmaya başlar. İnsanları kendisine cezbetmekle yetinmeyip onlardan istifade eder. Fitne yeri geldiğinde toplumun önderleri olan din âlimlerini ve siyasetçileri de kandırabilir. Maddi ve manevi sermayeleri zarara uğratır.

Bu nedenle fitneyi, zararlarını ve sonuçlarını tanımanın gerekli olduğunu ve fitne hakkında halkı bilgilendirmenin de “âlim ve düşünürlerin” görevlerinden biri olduğunun bilinmesi gerekir. (Hz.Ali-Nehcu’l-Belağa) Ki, daha önceleri haçlı seferleri ile ünlü batı, zenginliği ile ünlü Endülüs Devletini nasıl kanlı derelerde oluk oluk kan akıtarak koca Endülüs Devletinin insanlarını vamp ruhunu şahlandırarak koca bir devleti denize döktürdüğü kan ile denizi ağlatarak kirletmişti. Şimdi de Terörizm ütretme tesis ve terör üretme fabrikalarında ürettikleri vamp örgütleri en başta bilinenleri; Taliban Örgütü, El-Kaide, Boko Haram, Haşti Şabi (8.Gün), FETÖ, DAEŞ gibi sözde kanlı dini yapılanmalar ile din adına dini terör yaratma ve PKK/PYD ile de sözde kürt milliyetçiliği ile İslam diyarlarındaki vahşeti bugüne kadar zalimce desteklemektedir. Bu tür dev küresel yapılanmalara karşı ferasetinin verdiği direnç ile duran direnen tek lider, ikinci kez bize bu vatanı 15 Temmuz darbe gecesiyle bu ülkeyi bize tekrar vatan yapan post modern Alparslan: Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur.  

15 Temmuz'da Batılı ve Türkiye düşmanları adına, Avrupa adına çalışan terör mensupları harekete geçirildi. PKK'yı, PYD'yi, FETÖ'yü Türkiye'yi parçalamak için kullananlar, bu örgütler üzerinden “Türkiye cephesi”ni açanlar, Coğrafyanın sorunu batılı terör fabrikalarından imal edilen terör örgütleri ve bu coğrafyalarda piyasaya sürenlerdir.  

Artık Türkiye, kendi elleriyle kendi geleceğini kuracak, mücadelesini Batılı terör örgütlerine hatta bu ülkelere karşı yürütecek bilgi donanım ve birliktelik ruhuna sahip olmaya başlamıştır. 

Batı, terör örgütleriyle oynaşırken biz onurlu mücadelemize devam edeceğiz, coğrafyamızdaki milletlerle ortak bir gelecek kurmanın hesaplarını yapacağız. 

Biz, bin yıldır kendi aidiyetimizi simgeleyen kahramanlarımız, öncülerimiz, sembollerimizle yürüyoruz. Kimsenin kanatları altına sığınmadık, yine yapmayacağız… Çünkü biz tarihi hep böyle yazdık.

Cihan şümul bir misyon icra edemememiz için uluslararası güç birlikleri, “İnanç Sarsıntıları” ve “Sınırlandırılmış Gelecek Tasavvuru” senaryolarını uygulamaya koymuşlardır. İnanç sarsıntıları ile insani gücümüz, sınırlandırılmış gelecek tasavvuru ile de toplumsal gücümüz kontrol altına alınmak istenmektedir.

İki binli yıllara kadar yaşanan sosyal ve siyasal sorunlar karşısında devlet, insan merkezli çözüm arayışıyla değil, sorunu inkâr refleksi ile hareket etmiştir. Devlet; din, inanç ve ibadet özgürlüklerini, kişi hak ve toplumsal talepleri, egemenlik hakkına tehdit olarak algılamıştır. Neticede halkına karşı güç toplayan ve güç kullanan sorunlu devlet, meşruiyet krizi yaşamaya başlamıştır. Devletin bürokrasisi, egemenlik gücü kullanan kurumları, hukuk organları, emniyet teşkilatı ve kolluk güçleri ülkenin milli birlik ve beraberlik yapısını bozacak uygulamalara imza atmışlardır. 

Devletin vatandaşına uyguladığı, nitelikli ayrımcılık ve şiddet ülkeyi dış etkilere açık hale getirmiştir. Birçok ülke, mağdur olan insanlarımızın mağduriyetlerini kullanarak; onlara, Türkiye aleyhinde örgütlenme imkânı sunmuş, uluslararası hukuk, bu insanlar üzerinden Türkiye’yi cezalandırıp izole etmiş, dış kaynaklı derin yapılanmalar “Toplumsal yapımızı atomize edecek şiddeti, ideolojiyi, inanışı bu topraklara taşımışlardır”. 

Türkiye bu süreci yaşarken devlet – millet, halk – halk ilişkileri de birbirine yabancılaşarak ve birbirinden uzaklaşarak toplumsal çözülme hızlandırılmaya çalışılmıştır. Çözülme ve yabancılaşma o kadar ileri seviyede cereyan etmiştir ki, en güçlü ortak payda olan din ve dini kavramlar bile sorun yaşanan bölgelerimizde çimento etkisini kaybetmiştir. “Kardeşlik” kavramı, ırkın düşmanı, doğal hakların engelleyicisi olarak zihinlere yerleştirilmiştir. 

Devletin kurucu halkları, azınlık hissiyatı ile hareket etmeye başlamış, ülkenin batısı ve doğusu arasında bağlar, aidiyet ve irtibatlar kopartılmaya çalışılmıştır. Doğu ve Güneydoğu’da muhafazakâr bir halk Marksist ve Leninist örgütün savunucusu ve hatta sözcüsü haline getirilmiştir.

Anarşi, şiddet, yabancılaşma, terör, ötekileştirme vs. oyunlarla Türkiye, Türkiyelilere bırakılmamıştır. İslam beldelerini cehalete ve fakirliğe kemirtenler, istedikleri neticeyi alamayınca, ihtilaf silahını da kullanarak topraklarımızı ve İslam dünyasını kan gölü haline getirmişlerdir. 

Demokratikleşme paketleri, açılım hamleleri, yeni anayasa arayışları ve çözüm süreci Türkiye’nin devletten başlayan yenilenme adımlarıdır. Haklarda eşit olan insanların oluşturacağı bir toplum için harekete geçilmiştir. Sorunlardan beslenerek hüküm süren devlet anlayışı terk edilmektedir.

Artık devlet; eskiyi, yeni uygulamalarıyla telafi etmeli, vatandaşlarında yeni ve güçlenmiş aidiyeti sağlayarak, toplumsal travmaları iyileştirmelidir. Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti  “İslam Yurdunda” kurulmuştur. İslam Yurdunun Kardeş İnsanları”, bugün birlik ve beraberliklerini, kendi medeniyet değerleri ile sağlayacaktır. 

Dolayısıyla çalışmamızı aşağıda belirlediğimiz unsurlar ile güçlendirip geleceğe daha planlı ve bilinçli olabilmeye inandığımız bilgiler ile katkı sağlayacağımız yaklaşımlarımız ile arz etmeye çalışacağız. 

MİSYON VE VİZYONUMUZ

Misyonumuz, Yaklaşık 6.5 milyarlık dünya nüfusunun,  4 milyarlık gibi büyükçe bir dünya nüfusunu kendi nüfuz alanına alan Büyük Milletimizin bir ferdi olarak, Türkiye’nin dünyada ve kendi bölgesinde “Hukuk, İstikrar, Adalet ve hakkaniyet, aidiyet, Güç ve Güvenle” küresel bir güç olmasını sağlamak olmalıdır.

Vizyonumuz, Irkı, etnik kökeni, dili, rengi, ne olursa olsun, her insan bizim için kutsal bir emanettir. Kan kardeşliğine dayalı olmayan iman esaslı kardeşliğe ve hukuk esasına dayalı. “Tek Millet, Tek bayrak, Tek vatan, Tek devlet” anlayışıdır. Bu anlayış esasına dayalı reformlarla bölgesel ve küresel misyonumuzu gerçekleştirmektir.

KADİM MEDENİYETİMİZİN DİNİMİZ İSLAMIN Hz.ADEM (a.s)’ın YERYÜZÜ İLE BULUŞMASI

Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’deki ifadesini bulan insanoğlunun yaradılışa aykırı hareket eşrefi mahlukat olan (özellikle Müslüman) insana zarar verir. 

Allah (c.c) Meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım“ demişti.(Bakara/30).

Allah Hz.Adem’e bütün ilimleri öğretti.(Bakara/31) 

Ey Adem, isimleri söyle dedi. Adem’de meleklere isimleri bildirdi.(Bakara/33) 

Daha sonra Hz. Adem (a.s) yeryüzü ile buluştu. Ve Cenab-ı Resul (s.a.v)’e gelen “Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla oku.” (Alak/1-5) ilk emri ile insanların, Müslümanların yol haritası çizilmiş oldu. 

İfade edildiği üzere kadın ve erkek ayrımı yapılmadığı gibi “dini, ilim dini olmayan ilim” ayrımı da yapılmamıştır. Her ilim, İslam’ın ibadet kısmı kadar Allah’ın emridir, farzdır. 

Müslümanlar, iman ve itikatta olduğu gibi yeryüzündeki bütün ilimlerin sahabisi ve mirasçıları olduğunu bilmekle mükelleftir. Bu da iman ve itikadin gereğidir. 

Bu sıkıntıları aşmak için tüm okullarda Kur’an ve siyer dersinin olması kadim medeniyetimizin en önemli hususu olduğu aşikardır. Bu anlayış üniversitelerde de askeri ve polis okulları dahil diğer eğitim mekanizmalarında (Kur’an-ı/Siyeri ve Hadis) temel kurumsal olarak yürürlüğe konulmalıdır. 

MEDENİYETİMİZİN METODU

Düşünme –Anlama-Anlatma metodur. Terör metodu değildir. Allah(c.c) ayetlerinin çoğunun sonunda “düşünesiniz” diye ayetlerimizi açıklıyoruz- şeklinde uyarmaktadır. Düşündüğünü anlama ve anlatmayla mükellef olduğunu (Rahman/4) ifade ederek medeniyetimizin yol haritasını, metodunu bize bildirmektedir. 

Görüldüğü üzere farz olan bütün ilimlerden uzak kalınca medeniyetimizin “Düşünme-Anlama-Anlatma” metodolojisi doğru işlemediği için her konuda zafiyet kaçınılmaz olmaktadır. Bunun için, Müslümanların başta Kur’an olmak üzere bütün ilimlerin sahabisi, anlayanı ve anlatanı olacak şekilde Beştepe Ülkenin merkezi olan Millet Külliyesi’nde, kürsü-enstitü ya da başka bir ad altında bir yapılanma tavizssiz bir zorunluluk olarak karşımız çıkmaktadır. 

ÜST AKIL

Allah(c.c) “kesin olarak bilesiniz ki bu Kur’anı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da biziz.(Hicr/9) 

Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bizimle buluşmayı ummayanlar "Bundan başka bir Kur’an getir veya değiştir" derler. De ki: onu kendi tarafımdan değiştiremem. (Benim böyle bir yetkim yok). Ben sadece bana “vahiy” olana uyarım. (Yunus/15) 

Üst akıl: Allah(c.c) ve resulü peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e yapılan düşmanlığın insanlık tarihi boyunca sürdürdüğünü, Rab’lik ve din getirme mücadelesini üstlenenler olduğunu asla unutmamak gerekir. 

Dinler tarihinde Hristiyanlık ve Yahudiliğe baktığımızda; Hz. İsa ve Hz. Musa’ya indirilen ilahi emirlere ek olarak Başpiskoposlar ve Hahamlar tarafından "Rab’lik ve din kurucu" anlayışlarının bir gereği olarak İncil’e ve Tevrat’a “Ekleme ve çıkartmalar” yapılmıştır. Rab’lik iddiası ve din koyucu iddiasının o devirdeki sahipleri bu iddialarında peygamber efendimiz ve Kur’an-ı Kerim’in Allah (cc) tarafından indirildiği zamana kadar başarılı olmuşlardır. 

Aklı kendilerine RAB’ edinerek Rab’lik iddiasında bulunanlar yani Üst akıl, Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz (s.a.v)’den beri akıllarının erdiği bütün vahşi metotları uygulamaktadırlar. 

Dinleri ortadan kaldıramayacağını iyi bilen modernize üst akıl, dinlere bir şeyler eklemek-çıkartmak suretiyle dinleri asıl mecrasından çıkarıp o dini geçersiz hale getirmektedir. Böyle bir ekleme-çıkartma talebi “Peygamberimize’de yapıldığı ve peygamberimizin de bunu red ettiği Yunus Suresi’nde açıkça ifade edilmiştir. 

ÜST AKIL- FETÖ ve PKK

Peygamberimizin duasına mazhar olmuş Milletimiz, insanlık tarihi boyunca üst akıl tarafından her zaman en önemli düşman muamelesi görmüştür. 

Ecdadımız Peygamberimizin duasına mazhar olmak için “Malazgirt ile Sultan Alparslan’ın” komutasında bu toprakları iman akidesi üzerinde vatan yapmıştır. 

Üst aklın sahipleri Çanakkale harbi ile ecdadımızı, medeniyetimizi tarih sahnesinden Malazgirt Harbi’nin Rövanşı olarak tarihten silmek istediler. Ancak Allah’ın inayeti, Milletimizin birlik, beraberlik, feraset ve imanı ile üst aklın temsilcileri Çanakkale’de gömüldü. 

Üst akıl yenilmişti ama Hilalle özdeşleşen ecdadımıza, büyük Türk Milletine Malazgirt’te Alparslanlara, Fatih Sultan Mehmet’e ve Recep Tayyip Erdoğan’a düşmanlığı bitmeyecekti. Bunun için yeni stratejiler ülkemizde uygulandı. Bunun için ikiz proje uygulandı: 

Din adamları dini (Kemalizm Dini):FETÖ 

Doğu ve güneydoğuda ırkçı bölücülük: PKK-APO 

Din adamları dini (Kemalizm Dini): FETÖ

İslam’ın çimento vasfını yitirerek kavim kimliğini öne sürmek için yeni bir din(İslam) anlayışı uyguladılar. 

Kemalizm dini. Kemalizm dininde: İslam’ın kuralları olmayacak. CHP’nin üst akıl olarak koyduğu kurallar din olacaktı. 

Bunun için önce Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Bu yeni din için “Din adamı” dini oluşturuldu. Halbuki İslam’da Alim vardır. Din adamı Hristiyanlık ve Yahudilikte geçerli bir ifadedir. İslam’da karşılığı yoktur. Din adamı dediği bir din anlayışı kurmak, ılımlı bir din anlayışı kurmak için “Din Adamlarını” sözde imamlarını örgütlediler. 

Bu din adamlarının bir tek rolü vardır. Yunus /15, suresinde Peygamberimizin sünnetinin aksine, Allah ile aldatıp üst aklın evrensel “iddiasına” hizmet etmiştir. Bu din adamlarının en önemlisi FETÖ’dür. İslam’da eksiklik yada fazlalık olsun ya da vardır – diye “dinler arası diyalog projesi”- şah damarından daha yakın olmak v.b .. iddialarını gerçekleştirmek için Üst Akıl tarafından “Dünyanın her yerinde zeki fakat fakir aile çocukları seçilerek“ zeki çocukların, akıllarına güvenerek İslam’a zarar verebileceğini hesaplayarak en büyük engel olan Türkiye’yi hedef seçmişlerdir. 

Pensilvanya’daki meczup, katil FETÖ elebaşı olduğu FETÖ/PDY terör örgütü Türkiye’yi yıkmak üzere 15 Temmuz 2016’da gerçek iradesini ortaya koymuştur. Sağlam bir İslam anlayışı olan milletimiz FETÖ’nün bu hain planını, düşmanlığını gördü. Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ‘ın o geceki tarihi çağrısı üzerine ihanet, ve işgal için 15 Temmuz 2016’de kanlı darbe girişiminde bulunan FETÖ ve tetikçileri Allah (c.c)’ın yardımı ile tarihe gömülmüşlerdir. Yeni bir din adamı dini ortaya çıkmaması Tekke ve zaviyeleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından doğru bilgilendirilerek-eğitiminide üstlenilerek- serbest bırakılmalıdır. 

PKK-APO: Çimento olan İslam’ı kaldırıp Kemalizm dininin aktörü FETÖ’nün kardeşi, PKK-APO ile üst aklın kan ve inanç kardeşliği yıllardır ülkemize kan kusturmuştur. Kemalizm dini, din adamları dini sayesinde insanlar İslam’dan uzaklaştı. 

Üst Akıl: İslam anlayışını zayıflatınca ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde Türk ve Kürtlerin bir arada yaşamasını önlemek için ateist bir kürtçülük akımı oluşturuldu.

Bunun için FETÖ-PKK stratejik kardeşlik yaptı ve yapıyor. 15 Temmuz 2016 gecesinde üst aklın Çanakkale Harbi’nden sonra uygulamak istediği bu lanetli projede çökmüştür. Çünkü milletimiz bunun farkına varmıştır.

Hem FETÖ’nün hem APO(PKK)’nın ÜST AKLIN eseri olduğunun en önemli göstergesi şudur ki, FETÖ’ düşüncelerini anlatabilirdi, siyaset yapabilirdi, ama yapmadılar. FETÖ zeki ve yoksul aile çocukları dinini oluşturdu. Devleti ele geçirdi. Fitne fesat yaptı. Kan döktü. APO da milliyetçi fikirlerini ileri sürerek siyaset yapabilirdi. PKK(APO)’da bunu yapmadı. Çünkü PKK’da üst aklın Marksist yapılı projesiydi. İnsanları dağa çıkardı ve kan döktü.

FETÖ’da APO (PKK)’da kan ve inanç kardeşliği projesinin en önemli “çakıl taşları” olduğu ortadadır. FETÖ’ dini kullandığı halde, PKK(APO) ırkçılığı kullanmaktadır. Türkiye’yi yıkma amacında paralel din ve ırkçılığın birlikte hareket etmesi bize tarihimizi yeni baştan yazmayı zorunlu hale getirmektedir. 

FETÖ-PKK(APO)’yı canlı tutmak için PYD-YDG, DAEŞ en önemli proje olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Merminin zarar verme şartı merminin temas etmesidir. Türkiye Cumhuriyeti olarak PKK, PYD, YPG, DAEŞ’in Türkiye’ye zarar vermesini önlemek, bunların palazlanıp Türkiye ile temaslarını önleyecek her türlü tedbiri alması gerekir. Bu sağlandığında “vatandaş zemini” olmayacak, “zarar verme mekanizması olmayacaktır. Böylece marjinal örgütlere dönüşüp tarihin çöplüğüne gömüleceklerdir. 

İNSANI YAŞATMAK, DOĞUŞTAN DÜŞMAN SAYILMAMAK ve AYNI ŞARTLAR KARŞISINDA TEMSİL İMKANI

Cumhuriyetimizin kuruluşuyla beraber yeni bir kimlik oluşturma adına “Tüm etnik, dinsel ve mezhep farklılıkların" Düşman sayılması Milliyetçiliğin ve Kemalizm’in tek dayanağı olmuştur. Bu süreçte inancımızın ve ecdadımızın asırlarca uyguladığı ve yeryüzünün imrenilen medeniyeti olarak karşımıza çıkaran “insanı yaşatma”yı ortadan kaldırmaktadır. Bu topraklarda yaşayan hiçbir kimse peşinen "Düşman sayılmazsa Yasaların elverdiği aynı şartlarda "Teslimiyet kâbiliyeti sağlanarak Kardeşlerin buluşması sağlanacaktır. Bu da İslam ve Türkiye düşmanlarının işine yarayan bütün argümanları yeşermeden ortadan kaldıracaktır.

ZİHNİYET DİYALEKTİĞİ

Ecdadımızın, Adalet, Hak, Hukuk, aidiyet ve İnsan esasına dayalı oluşturduğu ulvi medeniyetimizi tekrar yaşamak ve yaşatmak önemli amacımızdır.

Bunun içinde Zihniyetin diyalektik değişimi gerekmektedir. Osmanlı ve Selçuklulardaki diyalektik kardeşlik diyalektikliğidir, zihniyetidir. Pozitivist insan ikliminden uzaklaşıp Müslüman insan iklimini vermekle mümkündür. Kur’an’ı Kerim ve Siyer-i Neb-i derslerinin okullarda okutulması en
önemli adımdır.

İnancımızda, Medeniyetimizde “Dini İlim, Fenni İlim” diye yoktur. Çünkü yüce yaratan Hz. Adem’e “Dini İlim, Fenni İlim” diye bir ilim vermemiştir. İlmi bir bütün olarak vermiştir.

Ecdadımız ve yeryüzünün en iyi mirasçılarından biri olan medeniyetimiz, ilmi bu şekilde hikmetle birleştirince tarih şahit olmuştur ki yeryüzünün en önemli buluşlarını ecdadımız ve medeniyetimiz yapmıştır. 

Devlet tarihi, milletin değerleri ve sosyal kimliği ile barışık bir yönetim zihniyeti gerçekleştirmek durumundadır. Buna en büyük engel İnönizm ve devamının, Vahdettin’in uhdesindeki Osmanlı düşmanlığı ve Abdülhamit düşmanlığına dayalı milliyetçiliktir. 

600 yıl Osmanlı, 400 yıl Selçuklu olmak üzere 1000 yıl boyunca gerçekleştirdiğimiz büyük medeniyeti red üzerine kimlik oluşturma gayreti temel sosyolojik gerçekleri yok ettiği gibi uygar, birleştirici kimliğe de engel olmaktadır. Türkiye’de toplumun temel direği olan anneler, kız çocukları 1970’li yıllara kadar değerlerine olan hassasiyetten dolayı okula gönderilmedi. Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölge’mizde Marksist nesil yetiştirildi. Marksizm teorik, pratik zeminini kaybedince, bu nesil "Etnik dokuyu işleyerek çalıştırmak" mantığı ile güce dayalı bir metotla toplumsal doku olumsuz bir şekilde değiştirilerek Devlete çatıştırma ortamına getirilmiştir. 

DOKUYU BOZMA PROJESİ

Yasa dışı terör örgütü PKK’nın gerçekleştirdiği sonuçlardan en önemlisi, yüzyıllardır edinilen kutsal değerlerin, Selçuklu ve Osmanlı’dan beri gelen değerlerin ve aidiyetini İslam’dan alan mensubu olmaktan onur duyduğumuz yüce medeniyetimizin bütün, “Sosyal, Kültürel ve Toplumsal” dokusunu tahrip etmek olmuştur.”

Toplumsal doku bozucu stratejistyenleri ve uzmanları bu konuyu iyi çalıştıkları anlaşılmaktadır. Ülkemizin temel çimentosu olan kardeşlik dokusunun bu bölgede nasıl bozulacağını, nerede ve nasıl çökertebileceğini de ayrıca eğitim alanına çevirdiklerini de görmekteyiz.

Doğudaki halk çok rencide olmuştur. PKK gibi Marksist-Leninist bir örgütün kendilerini temsile asla hazım edememektedirler.

ÜNİTER YAPI 

Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i olarak, "Varlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü olan üniter yapısını" Tartışma konusu yapmamalıdır.

Devlet kendine karşı işlenen suçlara ve suçluları, yasalar ve hukuk çerçevesinde Yargıya intikali sağlanmalıdır. En sert yaptırımları da tavizsiz bir şekilde uygulamalıdır. İç ve dış mihrakların etkisi altında kalmaksızın gereken tedbir ve yaptırımlar yapmalıdır.

EGEMENLİK HAKKI ve EMİN LİMAN

Egemenlik Bir devletin egemenlik hakkı, Yasalarını Çıkartıp ve Uygulayabilmesiyle doğrudan orantılıdır. Devlet, yasalarını uygulamadığı zaman egemenlik hakkından feragat etmiştir. 

Elektrik parası her yerde toplanamıyorsa, güvenlik her yerde sağlanamıyorsa, suçlara karşı müeyyideler her yerde uygulanmıyorsa yargı her yerde işlemiyorsa, yasalar uygulanmıyor demektir.

Bu boşluğu da “PKK terör örgütü ve paralel yapılar” doldurmaktadır. Yasaların tam ve adil uygulandığı süreçte, vatandaş daha emin liman olan devlete sığınıp bütünleşmektedir. Vatandaş, devletin gücünün adalet ile uygulanabilirliğini gördüğü zaman PKK terör örgütüne rağbet etmeyecektir.    

PROBLEMLERİ ÇÖZME MERCİ VE IHKAK-I HAK

Yasalar uygulanmadığı yada uygulanamadığı zaman "Devlet, vatandaşın başvuru mercii olmaktan çıkmaktadır”. Bu süreçte “kendiliğinden hak alma” olan “İhkak-ı Hak” vatandaşın tek çözüm yolu olmaktadır. Böyle bir durumda devletin "Meşrutiyet" zeminini tartışmalı hale getirmektedir.


KARDEŞLERİN İNANÇ VE VATANDA BULUŞMASI

Bu kutsal vatan topraklarında son dönemlerde iç ve dış mihraklar tarafından kardeşçe bir millet olarak yaşayan milletimizin arasına fitne fesatı yaymışlardır. 

Bunun için "Kardeşlerin inanç ve vatanda buluşması" projesi adı ile ele alınarak, birleştirici faktörleri devreye koyarak, pozitif bir dinamizm ile çözüm, doğru mecrada gidecektir.

İSLAMİ KİMLİK İFADE EDEN “SEYYİD AİLELERİ, BÖLGELERDEKİ SAYGIN AİLELER TÜRKİYE VE TARAFTARLARI İLE GÜÇLÜ BİR DİYALOG VE İŞBİRLİĞİNİN URULMASI

Bilindiği gibi Osmanlı devleti zamanında: lazkiye Vilayeti, Halep Vilayeti, Musul Vilayeti, Bağdat Vilayeti ve Basra Vilayeti yapılanmasıyla bölgedeki bu yapılanmaları göz önüne alarak söz konusu huzur ve sükûneti sağlamaya çalışmış çok güçlü bir tecrübi yaklaşımları olmuştur. 

Doğu ve Güneydoğu sadece kendi kendiyle ilgili değildir. Doğu ve Güneydoğuda yaşayanların İran’da, Irak’ta ve Suriye’de akrabaları vardır. Türkiye’deki İran’daki, Irak’taki akrabaları “İslam kimliği” ile bir arada tutmak zorunluluğu vardır. Bu da ancak, bu bölgelerdeki saygın ailelerle ortak istişareler ile mümkün görülmektedir. 

Bunun dışındakilerin İslami kimlikleri olmadığı gibi örgütsel ayrıştırıcı olan “ideolojik” bir yapıda oldukları için ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İsrail ve diğer Emperyalist ülkelerin maşası olma durumları her zaman kuvvetle muhtemeldir.


Stratejik bir birliktelik sağlanmazsa Türkiye’nin doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Barış Politikalarının çökeceği kaçınılmazdır. Bunun için İslami kimlik taşıyan “Seyyid Aileleri, İslami kimlik taşıyan aşiretler, kanaat önderleri, bu bölgelerin kabul edilmiş ileri gelenleri, eşraf aileleri”, ile birlikte hareket etmek, bugün ve yarın için çok önemli “mihenk taşı” olarak geleceğimizde rol oynayacaklardır.

KAMU PERSONELİ

Bu bölgeye tayin edilecek tüm kamu görevlileri mutlaka mülakat sistemi ile seçilmelidirler. Devletini, vatanını, milletini, bayrağını seven imanlı, iradeli hakkaniyet çerçevesinde sorumluluk sahibi kişilerden oluşmalıdır. ŞEFKATLİ valiler tayin etmelidir. 

Şefkatli yönetici ve liyakatli 1. sınıf emniyet müdürleri, askerler, din görevlisi, Öğretmenler, maliyeciler (Ki; Hz. Ali (r.a) maliyecilere daha fazla önem vermiştir) memurlar gerekirse mülakat sistemi uygulayarak tayin ettirilerek birliktelik ve rehabilatisyonda başarının ve güvenin çekirdeğini oluşturacaktır.

YÖNETİMDE, AİDİYET, TEMSİL ve MERİT SİSTEMİ (Değer; Liyakat; Meziyet; Başarım Ölçüsü)

Devlet kuralları koyar. Bir bütün olarak kurallara uyan başarılı olan herkes tartışmasız yönetimde temsil edilmelidir. Temsilde kıstaslar önceden belli ve açık olmalıdır.

Yönetimin her kademesinde “merit sisteme” uygun önceden belirtilen kıstaslar ile herkes kendini tanımlayabilmelidir. Ve aynı zamanda orada olabilmelidir. Ülkenin- Edirne’sinden Hakkari’ye, Kastamonu’dan Kars’a, Batman’dan Çorum’a, Diyarbakır’dan Eskişehir’ine Trabzon’dan Malatya’ya ve Antalya’dan Sinop’a kısacası herkesimden herkes memleketin bir parçası, aidiyeti olarak kendisini her kurumdan beceri ve yeteneğine göre yönetimde yerini almalıdır.

BAŞBAKANLIK ÖZEL İHTİSAS KOMİSYON (ÖİK)’U KURULMASI

Başbakanlık bünyesinde Başbakanlık Özel İhtisas Komisyon (ÖİK)’u kurulmalıdır. Çünkü sadece güvenlik ve istihbarat birimi yaklaşımı mantığı ile problemi tespit ve çözüm üreten bir yaklaşımdan farklı olarak daha sivil bir ÖİK tarafından ortaya konulması "Tam İlim- tam donanımlı bilgi" ile problemin çözülmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bu kapsamda Üniversiteler (Ü), Kabul edilen Sivil Toplum Örgütleri (STÖ), Devletin tüm sorumlu Kurum ve Kuruluşlarının Temsilcilerinden oluşan yüksek düzeydeki temsil kapasitesi ve niteliği taşıyanlardan oluşturulan bir OİK kurulmalıdır. 

Bu ÖİK’in yapacağı ilk toplantıda söz konusu ihtiyaca binaen alt komiteler kurdurularak çok hızlı bir çalışma sürecine girmelidir.

Ayrıca her üniversiteden çalışmaya yardımcı olmak amacıyla katılım sağlanmalı ve araştırmalar derhal başlatılmalıdır.

Bütün üniversitelerimizden akademisyenlerimiz ayrı ayrı araştırma yapmalı ve sorunlar tespit edilmelidir.

TAM İLİM-tam donanımlı bilgi ile önce teşhis koyulmalı ve sonra başlayan sürece tüm siyasiler katılımı sağlanmalıdır. Ortak bir yol bulunmalı ve olay aşılmalıdır.

SEÇİMLERDE TERÖR ÖRGÜTLERİ VE PARALEL YAPILANMALARIN HER TÜRLÜ BASKILARININ ENGELLENMESİ

Güney Doğu Anadolu’da son seçimler çok önemli bir göstergedir. Devlet her ne sebep olursa olsun güvenliği sağlamamıştır. Bunun için vatandaş, temsilde ve yönetimde kendini görememiştir. PKK terör örgütünün tehditleri (bu esnada münafıklık had safhaya ulaştırılmış) altında oy kullanmıştır.

Türkiye’de nasıl ki ODTÜ’de eli silahlı organize birkaç kişi güvenlik kuvvetleriyle çatışarak binlerce kişiyi olaylara dahil ettirip “girilmez bölgeler” oluşturduğu gibi terör örgütü de aynı metotla vatandaş üzerinde Diyarbakır ve Hakkari’de etkili olabilmektedir. Malatya’da devlet tüm kurum ve kuruluşlarıyla hakim olduğu için Diyarbakır ve Hakkari sıkıntısı yaşanmamaktadır

GAP PROJESİ

Yasadışı terör örgütü PKK’nın ortaya çıkmasıyla meydana gelen “sosyal, kültürel, toplumsal ve ekonomik” tahribatı tedavi edecek, birleştirici unsurları devreye alacak olan GAP Projesi, çok çok önemli düzeye pratikte uygulanabilirlik sürecine hazır hale getirilmiştir.

Yeni ekonominin tüm araç ve gereçlerinin de kullanımı ile beraber bu başarı kısa zamanda yakalanacaktır. Hakkari ve Diyarbakır’daki yaklaşım değil, Malatya’daki yaklaşım ve model, bozuk olan sosyo-ekonomik dengesizlikleri de kendi teknikleri ile çok kısa sürede rehabilitesini sağlayarak-Çünkü dünyadaki tüm azgelişmişlerin aklı gözündedir- çözümünü kendi mekanizması içerisinde zaten gerçekleştirecektir.

TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ

Gerekçe: ABD’de olduğu gibi; General Motor, General Food, Dupont, Boeing ve Ford gibi sermaye birikimi olan dev şirketlerimiz olmadığından, sermaye birikimini oluşturabilecek diğer en belirgin sektörümüz Tarım sektörüdür. Onun için büyük ölçekli bir sermaye hareketi ile ürüne katkı yapıldığında sermaye birikimi de etkisini gösterecektir. Bu bölgelerde kalıcı sermaye birikimi olması, insanımızın refah düzeyinin yükseltilmesi için organize büyük ölçekli modernize edilmiş tarım satış Kooperatifleri kurulmalıdır.

Bölgenin kendine has ekonomik ürünlerinin Tarım Satış Kooperatifleri düzeyinde disipline edilmesi ekonomik ve sosyal verimliliğe katkısı olacaktır. Siirt Fıstığı ile İRAN’a alternatif bir ürün, Badem, Ceviz, Koza, Hayvancılık ve Arıcılık v.b gibi yeni ürünleri de kapsayan Tarım Satış Kooperatif Birlikleri kurarak, modern küresel boyutta rekabet edebilir entegre tesisleriyle de teşvik edilmelidir.



SONUÇ

Doğu meselesinde ve Türkiye’deki son gelişmeleri göz önüne alarak bir takım projeksiyonlar ile  reel zemini olan spesifik tespitlerle, metodolojik olarak problem çözme irade ve mantığını arz etmeye çalıştım.

Milletin iradesini arkasına almış bir gücün, büyük zaferlere koştuğunu tarihimiz bize göstermektedir.

Paralel din FETÖ ve ırkçılığı birlikte Terörizm Fabrikaları ve tesislerinden üretilmiş Taliban Örgütü, El-Kaide, Boko Haram, Haşti Şabi (8.Gün), FETÖ, PKK/PYD, DAEŞ gibi Küresel vamp terör örgütlerinin yıkım planlarını da değerlendirerek çözüm kriterleri oluşturmak büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.

Çağdaş, gelişmiş ve medeni ülkelerde kıstaslar kurallar üzerinde inşa edilmiştir. Kurallar işlediğinde huzur ve barış sürdürebilir olmuştur.

“Öldürmeyen yara güçlendirir” atasözümüz, bize tüm bu başlığı da özetleyebilir kanaatindeyim. Terörü ortaya çıkaran şartların ortadan kaldırılması gerekir ki, sonra gerekirse silah da kullanarak terörü halkın güvenini sağlayacak şekilde ortadan kaldırılmalıdır.

Sorunlarımızı hukuksal çerçeve içerisinde aşabiliriz. Hukuk herkese eşit davranmak zorundadır. O zaman önce hukuk devleti olmak zorundayız.

Yönetilen ve yönetende her şeyi hakkıyla ve kuralları uygulayan devlet, izlediği yol üzerinde hareket etmede bugün ve yarın için, güven, iyilik, doğruluk, adalet, hakkaniyet ve huzur olacağını düşünüyorum.

Yüksek tensiplerinize arz ederim.

Dr. Hacı Bayram Bulgurlu
Server vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi (Ankara); Cemaleddin-i Seydi Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi (Antalya)