04.07.2018 01:54 Güncelleme Tarihi: 04.07.2018 13:00 12382 Okunma

Sol-Türk solu ve temel sorunu..

Sol-Türk solu ve temel sorunu..

Sovyetler Birliği’nin yıkılması-Kapitalizmin çöküş paradoksu.

Yani, Doğu Bloku yıkıldıysa kapitalizm de mutlaka yıkılacak veya krize girecek beklentisi.

Sosyoloji ve Siyaset bilimi konusunda analitik ve derin çalışmalar yapan; sohbetten daim keyif aldığım, ilmin namusunu herşeyin önünde tutan bir objektiviteye ulaştığını düşündüğüm Oğuzhan Yıldız’la son konuşmamızın içeriği beni bu yazıyı yazmaya sevketti.

Sovyetlerin yıkılması ile sol ideallerin realize edilmesinde yaşanan açık başarısızlık ve trajedi, dünyada ve Türkiye'de sol entelektüellerin, kapitalizmle ilgili tespitlerinde yer alan saplantılı hisleri fikir/muhakeme/analiz diye sunmalarına neden oldu. "Kapitalizmin krizini/çöküşünü" sürekli vurgulamak, bir teselli ayinine dönüştü.

Türk ve dünya solunun en büyük sorunsalı bu.

Aslında Türkiye harici ülkeler ve toplumlar bunu bir ölçüde aşabildi. Bizdekine benzer bir kısırdöngü ve yanılgıya düşmediler diyebiliriz.

Bakınız; Sovyetler Birliğinin ana bakiyesi Rusya Fedarasyonu “kapitalist çöküş” beklenti ve fantezisine kendini mahkum etmedi. Hatta daha ileri giderek, kendi kapitalizmini bile yarattı. Garip gelebilir ama, şuanda Rusya “Sovyet kapitalizmini”, Mao’nun memleketi “Çin Kapitalist Modelini” yaşıyor.

Sol romantizmin  zihinsel nostaljisinin en büyük iki figürü, Rusya ve Çin’in şuanda kapitalizmden uzak olduğunu kim iddia edebilir…

Fakat Türk Solu bu dilemmatik sonuçsuzluğu  aşamadı/aşamıyor. Çünkü problematiği doğru analiz etmiyor ve amiyane deyişle; basiretsizliğiyle ortaya çıkan bir kaybı başkasına fatura ediyor veya  alakasız yerde arıyor.

Kaldı ki; Kapitalizm denen olgu, kendi hayatiyetinin devamı için kriz/çelişki/eşitsizlik üreten bir mahiyete sahip zaten.

Adeta kapitalizm çökecekse onu da biz yaparız ve yerine yenisini de yine biz ikame ederiz niteliğinde.

Başka bir deyişle; “Kapitalizm çökünce yerine yine kapitalizm geliyor: bir tür mutasyondur bu.

Sol, bunu görmek istemiyor ve görmemeye odaklı bir mentaliteyle hareket ediyor.

Halbuki ,”mesele, kapitalizmin vahşeti, krizi, çelişkisi veya kapitalizmin nasıl durdurulabileceği meselesi değildir, ki, sol entelektüeller "mağlubiyet psikozunun etkisiyle" bir türlü bunu anlamak istemiyorlar.

Biçare şekilde, iki yanlıştan bir doğru çıkartmaya ve tarihsel romantizm soslu dogmatik sol çıkarsamaların realize olacağı “kutsal günü” bekliyorlar.

Hayaller ve gerçekler…

Gerçeklerle yüzleşmek, güneşe gözünü yummamak, hülyadan uyanmak ve soruna ve meselenin temeline odaklanmak ana çözüm formülüdür.

Çünkü,“Temel mesele, Marx'ın da dediği gibi "mülkiyet" meselesidir. İnsanda var olan bu "mülkiyet arzusunu/erosunu" nasıl mutedil hâle getirebileceğimiz meselesidir.

İnsandaki bu "sahip olma güdüsü" ile psikolojik olarak hesaplaşmadan, tarihin seyri ile alakalı çocukça avuntulardan başka bir şey söyleyemeyiz...

Haaa… İnsandaki sahip olma güdüsünü tamamen yok mu edeceğiz.?

Hayır tabi ki.

Ama bu güdü törpülenebilir;  gerçeklerin setredilmesine, yokedilmesine veya kamusal siyaset ve rejimsel muktedirlik alanında yanlışa düşmeye mani olunacak dozda tutulabilir.

Bu bağlamda; “mülkiyet/sahip olma güdüsü”ne oldukça teşne ve elverişli bir sosyolojiye sahibiz.

Eşimizi, çocuğumuzu veya kamusal alanda sahip olduğumuz bir makam veya koltuğu “mülkiyet”imiz içerikli düşünmeyi ve “babamızdan mirasmış gibi” davranmayı  çok seven bir mizacımız var.

Marx’ın da bahsettiği “mülkiyetçilik” hayatımızın her alanına ve davranış kalıplarımıza nüfuz etmiş vaziyette.

Bu bağlamda, ülkemiz özelinde Sol’un hareket tarzına ve iktidar stratejisine bakarsak aynı paradoksu Türkiye özelinde de müşahede ediyoruz.

Sovyetlerin yıkılması-Kapitalizmin krizi/çöküşü fantastik anaforunun tersten benzeşiği yaşanıyor.

Erdoğan’ın çöküşü-CHP’nin yükselişi”.

Ve bu yanlış CHP’yi kabuğunu kıramamaya, her seçimde aynı negatif sonucu almaya, özeleştiriye kapatmaya ve üretkensiz siyasetin girdabına mahkum ediyor.

Halbuki, tarihsel romantizmin sözel sarhoşluğuna kapılmak yerine, tarihsel gerçekliğe odaklansalar eminim ki; çok daha doğru ve reel politikalar üretmeye yöneleceklerdir.

Nasıl ki; kapitalizm çöktü dendikçe, yine yeni bir kapitalizm ürüyor ise; Türkiye sağı çöktükçe, alternatifini kendi içinden başka bir sağ olarak var ediyor.

Ve Türk Solu, bu yanlış gerçekten hareketle yürümeye devam ederse; kaybedişler durmayacak ve Sol iktidar ütopik bir düşünsel maceradan öteye geçemeyecektir.

Solcular Türk solunu şekil, söylem ve retorikten kurtarıp, günün koşullarına adapte edemezlerse; “küçük olsun, benim olsun” mülkiyetçiliğinden kurtulamazlar ve şablonist şekilde “Erdoğan’ın bitişi, bizim yükselişimiz olacak” hülyasıyla hayallenecekler, her seçim mağlubiyeti sonucu; ya birbirlerine düşecekler ya da seçkinci-elitist  söylemlerle “toplumu küçümsemeci” söylemlerle kaybedişin hazzına devam edeceklerdir.