31.12.2017 02:39 Güncelleme Tarihi: 01.01.2018 07:13 15787 Okunma

Devlet Tiyatrolarından Bir Şaheser; 'Romeo ve Juliet'

Devlet Tiyatrolarından Bir Şaheser; Romeo ve Juliet

Romeo ve Juliet, William Shakespeare tarafından yazılmış Dünya edebiyatının en tanınmış eserlerinden biridir.

Oyun hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilmiş, hemen her dilde defalarca kez baskıları yapılmış, hemen her ülkede sahnelenmiş, pek çok yapımcı tarafından defalarca filme de alınmıştır. Pek çok eseri olan William Shakespeare’nin en çok bilinen ve sevilen oyunlarından biri de bu oyundur demek mümkündür.  Eser pek çok yayıncı tarafından “Tüm Zamanların En Tanınmış Aşk Hikâyesi” şeklinde lanse edilerek basılmaktadır. “Acıklı ve romantik bir aşk hikâyesi“ olarak tanınan Romeo ve Juliet’in hikâyesi, Shakespeare’in en edebî ve en etkili eseri olduğu pek çok eleştirmen tarafından kabul edilmektedir.  Eser yazarın diğer eserleri gibi dünya edebiyatının klasikleri arasına girmiş her zaman her listede dünyanın en iyi ve en çok okunan eserleri arasında gösterilmiştir. Eserin ilk kez 1594-1596 yılları arasında William Shakespeare tarafından sahnelendiği tahmin edilmektedir.



Hikâyeye göre, Montague ve Capulet adında Veronalı iki aile vardı. Bunlar, biri papa taraflısı, biri de Germen asıllı Roma imparatoru taraflısı olmak üzere, siyasî görüş bakımından iki ayrı inançta ailelerdi. Bu siyasî ayrılık, iki aile arasına kan dâvâsı gibi kinli bir düşmanlık sokmuştu. Montague’lerin oğlu Romeo, Rosaline’e âşık olmuştur. Ama Rosaline onun aşkına karşılık vermemektedir çünkü o bir rahibedir. Bu duruma Romeo çok üzülmektedir ve acı çekmektedir. Romeo’nun arkadaşı Benvolio onu unutmasını söyler ama Romeo hiç kimseyi, hiçbir şeyi dinlememektedir. Delicesine âşıktır.



Capuletler akraba ve dostları için bir şölen düzenlerler. Benvolio, Romeo’yu da bu şölene gitmek için zorlar ve ikna eder. Şölende bir sürü, Rosaline’den güzel kızlar olacağını ve ondan daha iyilerini bulabileceğini söyler. Ancak Romeo’nun umurunda bile değildir. Sadece dalga geçip, eğlenmeye gidecektir. Ama durum düşündüğü gibi olmayacaktır. Şölene gittiklerinde Romeo, Juliet’i dans ederken görür, ilk görüşte çok etkilenir ve ona âşık olur. Aynı zamanda Juliet de Romeo’ya aşık olur. Ancak Romeo ve Juliet öğrenirler ki aileleri birbirlerine düşmandır. Lâkin onları hiçbir şey engelleyemez ve gizli gizli aşklarını yaşarlar. Bir müddet böyle aşk yaşayan ikili daha fazla gizliliğe dayanamaz ve evlenmeye karar verirler. Romeo, yakın olduğu rahiple konuşur. Juliet’in dadısı da onlara yardım eder ve gizli bir nikâhla evlenirler. Aileler arasındaki düşmanlığı bitirecek tek umutları bu evliliktir. Capuletlerin yeğeni Tybalt, bir gün Romeo ve arkadaşı Mercutio ile karşılaşır. Tybalt, Romeo’ya laf atmaya ve sataşmaya başlar ancak Romeo, Juliet’e olan aşkından dolayı tepki vermez ve alttan almaya çalışır. Mercutio bu duruma anlam veremez ve daha fazla dayanamayarak Tybalt’a karşılık verir. Mercutio ile Tybalt düelloya girerler. Düelloda Tybalt, Mercutio’yu öldürür. Romeo da bunu kabullenemez ve Tybalt’ı öldürür. Sonunda Prens olayı duyar ve askerlerine Romeo’nun yakalanma emrini verir. Romeo kaçmaya başlar. Capuletler de bu arada hemen Juliet’i Paris ile evlendirmeyi plânlarlar. Ancak Juliet, bu evliliği kesinlikle reddeder. Romeo bunu duyar. Çiftin umutları tükenmiştir artık. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’e gider. Rahip Lawrence, Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir. Bu iksir onu iki gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz. Romeo, Juliet ile Paris’in evleneceklerini duyunca Verona’ya geri döner ve olay yerinde Juliet’i ölü olarak yerde görünce çılgına döner. Juliet’in yanına yatarak elindeki zehri içer ve kendini öldürür. Derken bir müddet sonra geçici uyutma iksiri alan Juliet uyanır. Yanı başında Romeo’yu ölü bir şekilde görünce Romeo’nun hançerini alır, göğsüne saplar ve o da kendini öldürür. Olayların tek şahidi Rahip Lawrence da ailelere tüm olanları anlatır ve aileler arasındaki düşmanlık bundan sonra son bulur.



İstanbul Devlet Tiyatroları 2017-2018 sezonunda, Özdemir Nutku hocanın çevirdiği bu muhteşem eseri repertuarına almış ve rejisini Makedon yönetmen Dejan Projkovski’ye teslim etmiş. Ben, Shakespeare eserlerinde sadakate çok dikkat ederim. Şiirsel dilin kaybolmamasını, öze sadık kalınmasını, Shakespeare kokusunun her dam hissedilmesini önemserim. Güncelleme adı altında gündelik dile düşülmesini de doğru bulmam. Ne yazık ki rejide Shakespeare kaybolmuş durumda. Son zamanlarda Balkanlarda moda olan bir reji tarzını burada da görmekteyiz. Müziğin baskın olduğu, oyuncuların performanslarını zorlayıcı bir takım denemelerin yer aldığı, sertliğin ve tiye alan bir üslubun olduğu, seyirciyle temasın ve diyaloğun bulunduğu bir yönetim tarzını kast ediyorum.



Oyun, tek perde hâlinde iki saat 15 dakika sürüyor ve baştan sona suyun içinde geçiyor. Hareket düzeni ve müzik, oyunun geneline hâkim. Epizotlarla pek bağlantıyı kuramadığım yer yer yapılan su oyunları ve danslar, oyunun gereksiz yere uzamasına sebebiyet veriyor. “Ama olsun bu da böyle bir Romeo ve Juliet yorumu” denilebilir belki ama neredeyse Shakespeare etkisinin çok aza indirgenmesi bunu dememe engel oluyor. Fakat matematiksel olarak rejisörün hesaplamalarını bariz bir biçimde görebiliyoruz. Kurgusu o kadar mükemmel ki bir an boşluk hissedilmiyor. Fakat iki saat 15 dakika tek perde olan bu yorum, her seyircinin kaldırabileceği bir süre değil.



Dekorlar usta tiyatrocu Nurullah Tuncer’e, kostümler Medina Yavuz Almaç’a, koreografi Olga Pango’ya, müzikler Goran Tranjkoski’ye, ışık tasarımı ise Serhat Akın’a ait. Hepsi birbirinden mükemmel. Ayrı ayrı da değerlendirecek olursak harika, oyunun bütünselliği içinde de çok iyiler. Öyle ki oyunda devasa bir görsel ve işitsel şov var. Ancak tasarımlar, rejinin ve hattâ kısmen hikâyenin önüne geçiyor.  



Oyunda Atakan Akarsu, Damla Ece Dereli, Seda Yıldız, Ahmet Dizdaroğlu, Zeliha Güney, Murat Turhan, Yunus Emre Terzioğlu, Kerim Altınbaşak, Muhammet Çakay, Nuray Durmuş, Bilâl Ercan, Ozan Erdönmez, Can Deniz Erzaim, Burak Pamuk, Cem Bayurgil oynuyor. Su içinde bunca süre kalmak ve bu kadar devinimi ve enerjisi yüksek bir reji ile oynamak, oynarken de performansını baştan sona hiç düşürmemek kolay iş değil. Oyuncuları bu açıdan tebrik etmek lâzım. Tek kelimeyle muazzamlar.