15.05.2018 17:41 Güncelleme Tarihi: 15.05.2018 17:52 4414 Okunma

Muhteşem Osmanlı'da Ramazan gelenekleri..

Muhteşem Osmanlıda Ramazan gelenekleri..

Değerli Dostlarım, Sevgili okurlarım.

İçinde bulunduğumuz şu günler, Mübarek Ramazan-ı Şerif için gün saymaktayız. Bu vesileyle sizleri bu gün, tarihte ramazan geleneklerimizle ilgili bir yolculuğa çıkarmak istedim.

Türkler tarih boyunca dünya medeniyetine yön vermiş bir millettir. Prof.Fritz Neumar “Türkleri tarihten çıkarırsanız geriye tarih diye birşey kalmaz“ diyerek bu milletin tarihin akışı içerisindeki önemine dikkat çekmiştir. Ben bu görüşü Türklerin islamla olan ilişkisi açısından da ele alarak tamamen katılıyorum.

İslamın,ilk benimsedikleri andan itibaren temsilcisi haline gelen bu millet 16 devlet kurarak onu bir dünya medeniyeti haline getirmiş, kendi gelenek ve kültürünü kaybetmeden en güzel şekilde yaşamış ve yaşatmıştır.

Bunun en güzel örneklerinden biri de Ramazan ayı gelenekleridir. Atalarımızın, bu mübarek ayı dini duygularla beraber nasıl topluma malolmuş birer kültür ve sosyal birleşme vesilesi haline getirdiklerine birlikte göz atalım:

ZİMEM DEFTERLERİ
Osmanlıda Ramazan deyince akla gelen en muhteşem örneklerden biri zimem defterleridir.

Günümüzde “Veresiye defteri” olarak bilinen zimem defterleri o dönem esnafının müşterilerin borçlarını kaydettiği büyük defterlerdir. Hayırsever zenginler, ramazanda ve ya ramazan girmeden iki üç gün öncesinde ya da bayramdan birkaç gün önce alışverişlerini zimem defterine yazdırıp ödemekte güçlük çekenlerin hesaplarını öderdi. Bu ödemeyi yaparken de rastgele bir ya da birkaç sayfa seçer ve kimin borcunu ödediğini bilmezdi. Borcu ödenen de kimin borcunu ödediğini bilmezdi. Bu sadece Osmanlı’da uygulanmış bir ramazan geleneği olarak tarihe geçmiştir.

BAYRAM TEMBİHNAMELERİ
Devlet yönetimi, Ramazan başlamadan önce Şaban ayında "Ramazan Tenbihnamesi" adı altında halka yönelik bir dizi emir yayınlardı. Tenbihnamelerde, Ramazanı ilgilendiren düzenlemelerin yanısıra şehir hayatıyla ilgili düzenlemeler de yer alırdı. Fırsatçıların durumdan istifade ederek yiyecek fiyatlarını artırmalarının engellenmesiydi. Halkın yiyecek sıkıntısı çekmemesi ve fiyatların artmaması için sıkı sıkı önlemler alınırdı. Yiyeceklerin fiyatı, özellikle unlu mamullerin gramajları ve içlerine nelerin konulacağı devlet tarafından ilan edilir ve sıkı sıkı emirlere uyulup uyulmadığı takip edilirdi. Tenbihnamelerde, sokak ortasında bir şey yenilip içilmemesi de üzerinde sıkı sıkı durulan konulardandı.

BAKLAVA  ALAYI
17. yüzyılın sonlarında veya 18. yüzyılın başlarında "Baklava Alayı Geleneği" ortaya çıkmıştır. Ramazan ayının ortasında, padişahın askere iltifatı olarak, Saraydan Yeniçeri Ocağına baklava giderdi. Her on askere bir sini baklava hazırlanır ve Saray mutfağı önünde dizilirdi. Silahtar Ağa, bir numaralı yeniçeri olan padişah adına ilk siniyi teslim aldıktan sonra, diğer sinilerin her birini ikişer asker nizamî olarak yüklenirdi. Her bölüğün âmirleri önde, baklava sinilerini taşıyanlar arkada, açılan kapılardan dışarı çıkarak kışlalara doğru yürüyüşe geçerlerdi. Baklavayı Osmanlı saltanatının bir sembolü haline getiren bu gelenek, Yeniçeri Ocağı ile birlikte tarihe karışmıştır.

IŞIK CÜMBÜŞÜ "MAHYALAR"
İlk kez 1. Ahmet Döneminde Sultan Ahmet Camisine asılan "mahya" insanlar üzerinde derin etkiler uyandırdığından tüm İstanbul ve Osmanlı camilerine yayılmıştı. O dönemlerde şehirlerde bu şekilde elektrikli aydınlatmaların olmaması nedeniyle hem görüntüsüyle hem de üzerindeki yazılar nedeniyle halk tarafından çok sevilen bu uygulama günümüzde de halen devam etmektedir.

ARİFE ÇİÇEKLERİ
Osmanlı’da da bayramlar, çocuklar için çok daha özeldi. Bayramlıklarıyla sokağa çıkan çocuklara ise arife çiçeği denirdi. Bayramı beklemeden arife gününden kıyafetlerini giyip dışarı çıkan çocuklardan dolayı da bu ismi almıştır.

Evet dostlarım bütün bunların yanısıra sarayda,konaklarda ve ahalinin önde gelenlerinin evlerinde verilen iftar yemekleri, günler öncesinden başlayan sahur ve iftariyelik hazılıkları, iftar sonrası meydanlarda yapılan etkinlikleri de sayabiliriz. Toplumun her kesiminde hissedilen tatlı ramazan telaşı sadece bir devlet uygulaması değil, ferdi katılımın da çok yüksek olduğu kültürel bir dayanışma örneğiydi. 

Tabi ki günümüzde teknolojinin gelişmesi,televizyonların ve internetin yaygınlaşmasıyla beraber bu uygulamalar teker teker azalmış ve kaybolmaya yüz tutmuştur

Şimdiden Ramazan-ı Şerifiniz mubarek olsun, Allaha emanet olunuz.