Taha Nusret Bozkurt

Taha Nusret Bozkurt

İyisiyle kötüsüyle geçmiş ve gelecek..

Bu hafta içi sosyal medya gündemini 'geçmiş' konusu fazlası ile meşgul etti. Siyasilerin kimisi geçmişte yaşananların kötülüğünü anlattı, kimi ise iyiliğini. Sizce geçmiş tam anlamıyla kötü veya tam anlamıyla iyi mi?
İyisiyle kötüsüyle geçmiş ve gelecek..
Aslında biz bu konuyu çevremdeki dostlarımla sürekli tartışıyorduk. Kendimizce iyi veya kötü dediğimiz yerler vardı gençler olarak. Ama bu sabah Milliyet gazetesinde okuduğum Mehmet Tez'in "Z kuşağına geçmişi değil geleceği anlatın" başlıklı yazısı benim için bir fikir kaynağı oldu.

Başta da yazdığım gibi "geçmiş" konusunun sosyal medyada yüceltilmiş veya aşağılanmış olmasına tepki gösteren Mehmet Bey, yazısında geçmişi hakkını vererek anlatmış bana göre. Yazısında geçmişin iyi yönlerinden birini "İnsanların zihni çok ileriydi. Kültürel birikim, kültüre sanata bakış açısı çok ileriydi" diye anlatırken, diğer yandan geçmişi kötü tarafını Türkiye'nin birçok yönden mahrumiyet yaşadığı bir dönem olarak anlatıyor.

Şimdi birçoğunuz yaşımın genç olmasından dolayı geçmişi bilmediğimi öne sürebilir. Fakat, her ne kadar yaşayan kadar bilemesem de kişisel merakım nedeni ile bu hususta birçok araştırma yaptım, yapıyorum. Olaylara elimden geldiğince tarafsız yaklaşmaya ve o günün şartlarını anlamaya çalışarak yaklaşıyorum. Geçmişte yaşanan yoksulluğu, yaşanan sokak çatışmalarını detaylıca araştırmaya çalışıyorum. Ve diyorum ki "Evet, geçmiş kötüymüş". Hastane kuyrukları, yetersiz yollar, sayı bakımından yetersiz okullar, kıtlık, sefalet, kara borsa, ekmek ve tüp kuyrukları gibi birçok dezavantajı olan bir yaşam sürülmüş zamanında… Fakat tüm bunlara karşın daha ilkokulda verilen adab-ı muaşeret dersleri, şık ve özenli ama pahalı olmayan giyim tarzları, insanların birbirine karşı saygı, sevgi ve güveni bana "Keşke geçmiş dönemde yaşasaydım" cümlesini sık sık kurduruyor.

Zaman içerisinde her şeyin artısı ve eksisi olabilir. Ama iktidarıyla muhalefetiyle, bürokratıyla vatandaşıyla, genciyle yaşlısıyla bize düşen güzel olanı muhafaza edip, kötü olanı güzelleştirmektir. Geçmişte yaşanan birçok kötü durum gitti. Artık bir şeylere ulaşmak ve erişmek daha kolay, yurtdışına giriş çıkış daha kolay, modern hastane ve okullar yapılıp, köprülerin otoyolların sayısı daha fazla arttı. Fakat teknolojinin de ilerlemesi ile insanların kültür sanata, okumaya, yazmaya, ikili ilişkilere ilgisi azaldı. Birlikte yaşama bilincini, saygıyı ve sevgiyi kaybederek adeta robotlaşmış bir topluluk olduk. Giyiniş ve yaşayış tarzımızdaki beyefendi/hanımefendi kimliğimiz gitti. Saygıyı ve sevgiyi unuttuk. Her türlü bilgiye saniyeler içerisinde erişebilmemize rağmen bu bilgiyi araştıracak, öğrenecek ve kendi fikirleri ile harmanlayarak yeni bir bilgi açığa çıkaracak insan kalitemizi kaybettik. Teknoloji ilerledikçe bir şeylere erişim kolaylaşıyor ama teknoloji bizden bunun karşılığı olarak insan olma yeteneklerimizi alıyor.

Hülasa, artık bu geçmiş iyiydi, kötüydü tartışmaları siyasetin gündemini işgal etmemeli! Bunun yerine geri olduğumuz alanlarda ilerlerken, iyi olduğumuz alanları kaybetmeyelim. Ülkemizi her alanda ileri seviyeye taşıyalım ama bunu yaparken de insan olmayı, saygılı olmayı unutmayalım.

Bu vesile ile 1 Şubat 1979'da suikast sonucu yaşamını yitiren Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi'yi de rahmetle ve saygıyla anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın