6/EN'AM-150: Kul helumme şuhedâekumullezîne yeşhedûne ennallâhe harreme hâzâ, fe in şehidû fe lâ teşhed meahum, ve lâ tettebi’ ehvâellezîne kezzebû bi âyâtinâ vellezîne lâ yu’minûne bil âhireti ve hum bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
“Allah’ın bunu haram kıldığına şahitlik eden şahitlerinizi getirin.” de. Artık şâyet onlar şahitlik ederlerse, onlarla beraber sen şahitlik etme. Ahirete inanmayan ve âyetlerimizi yalanlayan kimselerin heveslerine tâbî olma. Ve onlar, Rab’lerine eş tutuyorlar (ortak koşuyorlar).
“Onların hevaya tâbî olarak kitabın yerine koyduğu faydasız ilme tâbî olma.”
13/RAD-37: Ve kezâlike enzelnâhu hukmen arabiyyâ(arabiyyen), ve le initteba’te ehvâehum ba’de mâ câeke minel ilmi mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ vâk(vâkın).
İşte böyle O'nu, Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana ilimden bunca şey geldikten sonra eğer onların heveslerine tâbî olursan, elbette senin için Allah’tan başka bir dost ve bir koruyucu yoktur.
45/CASİYE-18: Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Sonra seni, emirde (Allah’ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!
Günümüz geleneksel İslâm tatbikatçıları, Kur’ân’ın yerine geçirdikleri el yazması kitaplara kalplerini tâbî kılarak Allah’a güvenen acizlerdir. Allah’ın farz kıldığı emirleri yerine getirmeyen kişiyi şeytan, korkunç bir tuzağın içerisine düşürmüştür. Hayatını hevasına tâbî olarak geçiren bu insanın, Allahû Tealâ’dan bir cennet beklentisi, bir acziyet ifadesidir. Ve ömrünü şeytanla birlikte tüketir. Ama Allah’ın farz kıldığı emirleri yerine getirmez. Yasakların hiçbirisine de riayet etmez. Böyle olmasına rağmen kişi Allah’a inancı sebebiyle O’na güvenerek, “Allah beni mutlaka cehennemden koruyacak ve cennetine alacaktır.” der.
2- Nefsinin hevasına tâbî olan kişi, Allah’ın yasakları cephesinden olaya nasıl bakar?
Kur’ân-ı Kerim bu konuda da bizlere ışık tutmaktadır. Bu kişi emirleri yerine getirmez veya az yerine getirir. Kur’ân-ı Kerim’de, dünya hayatında ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemek farzdır; bu kişi Allah’a ulaşmayı dilemez. Allah’ın bizler için tayin ettiği mürşide tâbî olmak farzdır; bu kişi mürşidine tâbî olmaz. Ruhun Allah’a teslimi farzdır; bu kişi ruhunu Allah’a teslim etmez. Fizik bedenin Allah’a teslimi farzdır; bu kişi fizik bedenini Allah’a teslim etmez. Nefsin Allah’a teslimi farzdır; bu kişi nefsini Allah’a teslim etmez. İrşada ulaşmak farzdır; bu kişi irşada ulaşmaz. İradenin Allah’a teslimi farzdır; bu kişi iradesini Allah’a teslim etmez. Böylece farz emirlerin hiçbiri yoktur. Vasıta emirler açısından ise zikir tatbikatta yoktur, Allah’ın âyetleriyle tebliğ yoktur, tövbe yoktur. Sadece kuru kuruya İslâm’ın 5 şartını yerine getirmek söz konusudur.
İnsanlarla ilişkiler açısından olaya baktığımız zaman bu insanların diğer insanlara karşı olan görevlerini de yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü kişi, ömrü boyunca Allah’a açılan bütün kapıları kapalı, şeytana açılan bütün kapıları açık ve nefsin arzularına tâbî olması hasebiyle diğer insanlarla sürekli bir didişme, kavga ve düşmanlık içerisindedir. Kişi sadece nefsinin hevasına tâbî olduğu için nefsini tatmin eder, o kadar.
Devam edecek.