vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (sahâbenin tövbesini ve Resûlün mağfiretini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.
İSLÂM’DAN KOPANLAR
ENGELLER
Bir insan Allah’ın yoluna davet edildiği zaman kabul etmezse, Allahû Tealâ buna seyirci kalamaz, o kişi üzerinde mutlaka engeller oluşturur.
Bütün insanlar mutlaka tebliğe muhatap olurlar. Hiçbir kavim yoktur ki insanlar hangi devrede yaşarlarsa yaşasınlar; o kavmin içinde onların dilleriyle konuşan bir resûl bulunmamış olsun. (İbrâhîm-4)
Allah’ın davetine muhatap olan insanlar şu gruplara ayrılırlar:
1-Tebliği duyar duymaz, ona evet diyenler.
2-Tebliği duyduğu zaman kayıtsız kalanlar, karşı koymayan ama kabul de etmeyenler.
3-Hem karşı koyan, kabul etmeyenler
4-Tebliğe karşı koydu gibi başka insanları da Allah’a ulaşmayı dilemekten saptırmaya uğraşanlar.
Tebliği kabul edenler, Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.
Tebliğe kayıtsız kalanlar üzerinde Allah’ın vücuda getirdiği muamele şöyledir: Onların görme, işitme ve idrak etme hassalarını kapatır (mühürler). (Bakara-6, 7, Casiye-23)
Tebliğe muhatap olduğu zaman karşı çıkan, zıtlaşan ve kavga eden insanların üzerinde Allahû Tealâ’nın tesiri farklıdır. Allahû Tealâ işte bu insanların hassaları üzerine değil, görme uzvu olan gözlerinin üzerine, işitme uzvu olan kulaklarının üzerine, idrak etme uzvu olan kalplerinin üzerine engeller koyar. (İsra-45, 46, A’raf-179)
Kendisine tebliğ yapılmasına rağmen (ki mutlaka tebliğ yapılır) hem kendisi Allah’a ulaşmayı dilemeyen hem de başka insanları da Allah’ın yoluna ulaşmaktan men eden insanlar üzerinde Allahû Tealâ’nın tesiri çok daha acıdır. (Bakara-159)
Allahû Tealâ’nın söylediklerine karşı çıkıp, bununla da kalmayıp başka insanların da Allah’a ulaşmayı dilemelerine mâni olarak, o cennete girecek olan insanların (Allah’a ulaşmayı dileseler hepsi cennete girecekler) cehenneme gitmelerine sebebiyet verdikleri için, onlar iki unsuru birden yaşarlar: Allahû Tealâ bu insanların hem uzuvları hem de hassaları üzerine engeller koyar. Onların üzerinde iki kat lanet olacaktır. (Ahzab-67, 68)
İşte o büyük lânetle lânetlenenlerin;
1-Gözleri üzerine hicab-ı mesture konur.
2-Görme hassaları üzerine görmeyi engelleyecek olan gışavet konur.
3-Kulaklarına vakra konur.
4-Sem’î adlı işitme hassaları mühürlenir.
5-Kalpleri mühürlenir.
6-Kalplerindeki idrak etme hassaları mühürlenir.
7-Kalbe bir de idrak etmeyi önleyen bir müessese olan ekinnet konur.
Bu engellere sahip olan bir kişi, Allah’ın bu istikamette koyduğu engeller oluştuktan sonra aklı başına gelip de Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ o kişinin eskiden olan hatasını dikkate almaz. Eğer o kişi ölmeden evvel (hayattayken) Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ 3 grubun 3’ünde de hangi engeli koymuşsa, o engeli mutlaka kaldırır. Eğer sadece hassaları üzerine engel koymuşsa, o kişinin görme hassasının, işitme hassasının ve idrak etme hassasının üzerindeki engelleri kaldırır. Eğer uzuvları üzerine (gözlerin, kulakların ve kalbin üzerine) engel koymuşsa onları da kaldırır. Eğer hem uzuvların hem de hassaların üzerine engel koymuş, bir de kalbin üzerine ekinnet koymuşsa hepsini kaldırır. İşte Allahû Tealâ affedicidir. Kişi ne kadar günah işlerse işlesin; eğer o kişi Allah’a ulaşmayı dilerse o kişinin gideceği yer cennettir. Allahû Tealâ Furkanlar vererek o kişinin bütün günahlarını örtecektir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir
Bütün günahları örtülen kişi, gideceği yer mutlaka cennet olan kişidir.