İçsel Diyaloglar - Sevme üzerine içsel sohbetler!...

... benim argümanım net, sevmeyi sevmeden sevmek sevmenin sevgisiz hazinliği.

-    Seviyor musun?

-    Neyi?

-    Neyi sevdiğini?

-    Ne demek şimdi bu?

-    Canım, insan neyi sevdiğini bilmeden sevebilir mi sence?

-    O ne demek öyle yahu? İnsan önce neyi sevdiğini bilecek ki onu sevmeyi sevip sevmediğini tartışabilsin. Aman bu nasıl cümle oldu yahu? Beni de kendine benzettin. İnsan bir şeyi sevdiğini sever mi hiç?

-    Ben zaten senin kendinim zannederim.

-    Bir de o var değil mi? Ne ise, asıl konuya dönelim. İnsan sevmeyi sever mi yani?

-    İnsan dediğin sevdiğini sevemediği için sevmekten caymıyor mu sence de?

-    Bir saniye, ne kadar çok soru oldu böyle bir anda. Önce cevaplardan başlayalım rica edeceğim.

-    İstediğimiz sorudan mı başlayalım?

-    İç sesimin liseli ergen şakaları yapması benim buhranımı tırmandırıyor. Evet, dinliyorum.

-    Dış sessizliğimin basit bir şakayı kaldıramamasından sabırsızlığını anlıyorum ve konuya giriyorum o zaman. Bence yani aslında belki sence de, insan önce sevmeyi sevebilmeli.

-    Durumu daha çıkmaz bir paradoksa sürüklemeliyim diyorsun. Prime time kuşağı bohem dizi senaristi mi yaşatıyorum ben içimde yoksa?

-    Dur celallenme hemen, yoksa ben de aynı kuşakta adam kesen dizilerden etkilenen bir adamla konuşuyorum zannedeceğim.

-    Biz bu cinsiyet konusu tartışmıştık zannederim.

-    Ne çok zannettin?

-    Neyi?

-    Zannettiklerini işte. Ne ise; sevmeyi sevebildiğin zaman sevgi daha kalıcı oluyor.

-    Misal?

-    Misal mi? Milenyumun prime time kuşağından yetmişlerin tek kanal dönemine hızlı bir geçiş mi yaptık efendim? Esen de kalayım mı?

-    Sen anlatacak mısın yoksa karşılıklı laf atışmasını Anadolu’dan Görünüm’den bir âşık atışması kıvamına mı getirelim.

-    Bir kere hiçbir şey konuşmayan sensin.

-    Neden bu yargı?

-    Bak yine soru. Neden olacak; benim argümanım net, sevmeyi sevmeden sevmek sevmenin sevgisiz hazinliği.

-    Sustum.

-    Seviyor musun?

-    Sevmeyi nasıl sevebilirim ki?

-    Sevmeyi denemeden. Sevgi, deneme tahtası olmadan hayatının ortasında. Sadece severek. Sorgulamadan. Sınamadan. Yormadan. Sadece sevmeyi severek. Sevdiğini sevginden ötürü sevebileceğin bir sevgi ile sararak olabilir mesela.

-    Misal?

-    Basit. Sen sevmeyi seviyor olacaksın. O sırada hayatının oradan geçen birini seveceksin. Buyur edeceksin kendisini gönlünden içeri. Artık sen seven olacaksın. O da sevilen. Sevdiğini sevdiğin için sevgi ile yürüyecek hayat. Bu her defasında böyle olacak. Sonra sıfatlandırma başlayacak. Kimisini anne olarak seveceksin, kimisini dost, kimisini tutkulu bir âşık vesaire.

-    Dur bakalım. Burada sen çeliştin işte.

-    Keyifler yerine geldi efendim.

-    Gelir tabi. Sorgulama yok diyorsun, sınama da yok, bu haliyle sadece sevmekten ötürü seviliyorsa insan nasıl oluyor da sıfata nail oluyor? Sıfatlandırma bir derecelendirmedir nihayetinde. Her derecelendirme kadar sorgu ve sınav isteyecektir.

-    Şimdi de ben susma hakkımı kullanıyorum.

-    Asıl şimdi konuşma zamanı efendi. Öyle ahkâmlara gark olup susulmayacak. Sevmek sorgulamaktır her şeyden önce. Her tür sorguya cevap bulduğunda da onu en başa yazarsın. Öteki türlü tasavvufi bir dünya çizmek gerekecek ki; ne sen Yunus’sun ne de burası Taptuk’un tekkesi.

-    Ağır oldu biraz. Ben sevgiye mesnet aranmamalı demek istedim sadece.

-    Ne o? Bizim paradoksal edebi kişiliğimiz hafif buruldu gibi.

-    Burulmadım. Bu değin sevgiden uzak olduğunu bilmiyordum sadece.

-    Yanlışın var ben sevgiden uzak değilim. Ben sadece sevginin özelleştirilmesi gereken bir nesnellikle yaşanması gerektiğini savunuyorum.

-    İhaleyi kime vereceksin peki?

-    Köşeye sıkışmış bir psikolojiye göre oldukça siyasal bir şaka oldu bu.

-    Hiç de köşeye sıkışmadım. Hala bana neden sevgiyi sorgulamalıyız anlatmadın mesela.

-    Gülerim buna. Sorgulamadan yahut sınamadan nasıl sıfatlandıracağız; onu duyamadığımdan olabilir mi acaba?

-    Seviyor musun?

-    Neyi?

-    Kendini mesela. Bu kadar sorguladığına göre seviyorsundur herhalde.

-    Seni yani?

-    Sevsene beni. Sorgulamadan. Sınamadan. Yormadan.

-    O zaman ben, benlikten çıkarım.

-    Kim bilir belki de; ben, senlikten çıkacağım sınandıkça.

-    Seviyor musun?

-    O benim sorumdu ama.

-    Seviyor musun?

-    Seviyorum.

-    Seni seviyorum.

-    Ben de.

-    Ben de; ne? Sen de mi; seni seviyorsun yani?

-    Ben, sen değil misin zaten.

-    Bu kabalığını değiştirmez.

-    Sevildikçe mi seveceksin yani beni?

-    Sevdikçe sevilmeyecek miyim yani?

-    Seni seviyorum.

-    Seni sevmeyi seviyorum.

-    Senin sevmeni seviyorum.

-    Uyuyalım mı artık.

-    Bir de aksini iddia edersin. Kesin erkeksin sen?

-    O da nereden çıktı?

-    Bu kadar sevgi sohbetinden sonra uyumayı teklif edebilecek yegâne ırkı elli metreden tanırım.

-    Uzatacak mısın? Aaa bu da bir kadına sorulan en standart soru oldu sanki?

-    Ben kadın değilim.

-    Ben de erkek değilim.

-    Seni seviyorum.

-    İyi geceler.

-    Zor olacak ama lütfen türünün gerektirdiği sesleri çıkarma olur mu?

-    …

-    Uyumanı da seviyorum büyük baş hayvan güdülü duygusalım benim. Haydi; iyi geceler.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın