İnanılır gibi değil…

Çabuk tüketiyoruz artık, her şey kolay alınır oldu, kıymetsiz bir hayat yaşıyoruz. Sevgilerimiz kolpa, aşklarımız kindar, dostluklar çıkarcı, hayatlarımız da somuta endeksli. Bu satırları yazan adam da dâhil her bir bireyimiz özümsemeden yaşıyor ve konuşuyoruz.

Amerikalı aksanın dilimize yerleşmesinden bu yana “inanamıyoruz” hayatımıza. Evet, kulaklarımızı tırmalarcasına ağzımızı doldura doldura her güzelliği bu kelamla tarif ediyoruz. Dün akşam inanılmaz oluyor, gördüğümüz güzellikler inanılmaz, yaşadığımız hazlar inanılmaz ve daha birçok hoşluk artık inanılmaz. "İnanılmaz" kelamını ekledin mi sözün başına dehle gitsin keyifleri artık günümün, birbirini duymayan zaten dinlemek gibi bir derdi olmayan sohbetlerine. Oysa bir anlatıcı önce kendisi inanmalı bir anlatıma ki inandırıp yaşatabilsin anlattığı yüreklerde oluşa gelen anını. Biz inanamıyoruz nedense yaşadığımıza. Çağımızda anlatanın en büyük mükâfatı anlaşılabilmek iken biz daha yolun başında kendi anımızın bacağına boşaltıyoruz güvensiz mermilerimizi. Sevmelerimiz, sevişmelerimiz bile inanılmaz. Tenimizde bir diğer tenin tadını barındırdığımız, aşkın doruğunu bile inanamayarak yaşayan bir toplumun sanal aşklarından yeşerecek nesil; zannederim “unbelievable” bir çağın son tanıkları olacak, oradan da “incredible” bir yaşam stepine adım atacaklar.

Artık kısa cümlelerimiz var. Hem uzun konuşanlarla da sorunumuz var bizim. Hatta atalardan referans alıp çok lafın yalansız olmayacağına inanıyor, sığ kelamlarla 'anlaşamama çağını' görkemle karşılıyoruz. Oysa az kelamlarla anlatmadan yaşadığımız bu hayat daha bir yalan, alabildiğine. Bir insana güzel söz yazmak için öncelikle sevişme ihtimalini ön planda tutan bir insan grubunun içinde oluyoruz. Ondandır çağımızın kadının ilk sevişmeden sonra sigarasını yakan adama inanamaması. O; yarın kahve sohbetinde mevzuu inanamayarak anlatacak çünkü. Amaca giden yolda araç olarak kullandığımız harflerimizi ulaşım anında terk edişimiz bundan. İşte tam da bu yüzden mutsuz romantik erkeklerle, o erkekleri arayıp bulamadığını söyleyen manasız bırakılmış kadın toplulukları var dört yanda.

Çok değil otuz sene önce birlikte ölerek ayrılıklarını ahir dünyada yaşatmayı amaçlayan cetlerimizden; biten bir ilişkinin tarafını, doğaya faydası olmayan ve kimin ürettiğini dahi bilmediğimiz naylon üretiminden daha kıymetli tutmayan bir nesle devindiriyoruz. Yeni sözlerimiz olmadığı için, eski sözleri temcit pilavı kıvamında barındırmamız. Aşklarımız birkaç şairin sosyal paylaşıma düşürülmüş standartlığında. Çıkarlarımız var bizim. Çağ değişti, çağ artık hakikaten inanılmaz. Çin malı sevdalarımız piyasada, batan insaniyetin malları tezgâhlarda, her gönül bir lira. Yepyeni simgesi ile paramızın kıymetini ölçmeye çabalarken kime borçlandığımızı bilmeyerek yaşadığımız bu gerginliğe hayat diyoruz. Büyük aşklarımızı mahkeme koridorlarına gömerken aslında dolandırıyoruz birbirimizi, çaldığımız hayallerle. Ağlamıyor sadece gözyaşı döküyoruz. Akan gözyaşına kanıp egomuzu yükseltecek bir liman bulana kadar. Söz vermek yersiz bir bağlantı artık. Tutmamak bundan mubah; bu inanılmaz çağda. Öyle inanılmazız ki inanamayacak kadar güvensiz ve sadakatsiziz. Aldatmak ondan mubah. Hem dememiş miydik birbirimize açık açık inanılmazlığımızı. Şimdi neden sorun yaratıyoruz ki.

Nasılım aşkım? İnanılmazsın.
Beni ne kadar çok seviyorsun? Öyle çok ki, inanılmaz, inanamazsın yani.
Bebeğim bu gece nasıldım? Muhteşem sevgilim, inanılmazdın.
Kuzum, sence de annem çok tatlı değil mi? Evet ya; inanılmaz bir kadın.
Babamı nasıl buldun hayatım? Çok tatlı bir adam ya; inanılmaz.
Düğünümüz muhteşem oldu ama değil mi? Evet canım, inanılmaz mutluyum.
Düşünebiliyor musun bizim bir çocuğumuz olacak? İnanılmaz bir duygu bu.
Hediyemi beğendin mi yavrum? İnanılmazsın bebeğim, inanılmaz yakıştı bana.

Artık sana inanmıyorum, söz vermek senin için sadece bir kaçış.
Sana inanamıyorum; bana bunları söyleyen sen misin?
İnanmıyorum yahu, yeter artık; bitsin bu saçmalık.
Öyle mi, asıl ben sana inanamıyorum, konu nereden nerelere geldi.

Hâkim Bey; ben artık bu adama inanmıyorum, tek celsede bitsin bu iş.
Sayın Hâkimim; asıl ben inanmıyorum, biterse de bitsin, böyle nereye kadar?

Peki, yaz öyleyse; hayatın tahkikatının tamamlandığı görüldü, açık yaşama son verildi. Varlık incelendi, gereği düşünüldü; bir…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın