Arzu Aydın Koç

Arzu Aydın Koç

Anne-Baba olmak (öğretmek mi, fırsat vermek mi?)

Dünyanın en özel ve içinde en çok 'en' barındıran rolü anne- baba rolüdür. Çocuğu şekillendiren, nasıl bir yetişkin olacağını büyük oranda belirleyen, sevgi dolu bir güçtür.
Zordur aslında ne istediğini bilen, kendi kararlarını alabilen, kendi istek ve ihtiyaçlarını gerçekleştirebilen, mutlu bireyler yetiştirebilmek. Bütün bunları yaparken de başkalarına saygı duyan, zarar vermekten kaçınan bireyler yetiştirmek.

Çoğu zaman kendi isteklerine sahip çıkması, kendini koruması öğretilir de, başkalarınını incitmemek pek gündeme gelmez. Arkadaşı tarafından sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalan çocuğa “sen niye... diye başlayan cümlelerle, kendini neden korumadığı sorulur da, nasıl koruyacağı pek anlatılmaz. Daha doğrusu “sana vuruyorsa, sen de vur” öğretilir. Halbuki şiddete karşı bile, şiddet göstermeden kendini koruma yolları vardır.

Aslında çocukların zarar vermeden ve zarar görmeden büyümeleri çok da zor değildir. Evde kendi istek ve ihtiyaçlarına saygı gören çocuklar, hem kendilerine hem de başkalaraına saygı duyan bireyler olarak gelişirler. Daha bebekken başlar herşey. Anne babalar kendi egolarına dur diyebildiklerinde pekçok şey daha kolay olacaktır. Çocuklarına “senin patronun benim” demekten sakındığında ve onun isteklerine-istemediklerine kulak verdiğinde pekçok şeyin kolayladığını göreceklerdir.

Elbette her evde kurallar olmalı ve anne babalar net, kararlı tutumlar içinde davranmalıdır. Ancak bazı durumlarda geri adım atmak, bebeğe/çocuğa kulak vermek bir o kadar değerlidir. Sizin ona saygı duyduğunuzu, kararlarına önem verdiğinizi  hisseden bebek/çocuk da kendisine, size ve başkalarına saygı duymayı öğrenecektir. Ve size daha çok güvenecektir.

Daha bebekken başlar herşey. Onu zorlamamakla örneğin. İhtiyaçlarını gidermesi için çocuğa destek olmakla, onu zorlamak arasında ince bir çizgi vardır. Doyduğu ya da o an daha fazla yemek istemediği için biberona/kaşığa başını çeviren çocuk, çoğu anne tarafından zorla beslenir. Yemesi için ikna edilir. Pek çok anne vardır “yeme problemleriyle” başetmeye çalışan. Aslında çoğu zaman ortada bir problem yoktur aslında.

Çocuktan farkedilmeden esirgenen saygı vardır. Çocuğun ihtiyacını, ne istediğini, daha önemlisi ne istemediğini duymamak vardır. Zorlayarak, tv-oyun-oyuncak gibi yardımcılarla oyalayarak yedirmek vardır. Bu şekilde çocuğun karnını doyurur, aynı zamanda pek çok da mesaj veririz farkında olmadan. “Senin patronun benim” deriz mesela. “Sen ne istediğini, nekadar yemen gerektiğini anlamazsın, karar veremezsin” deriz.

Farketmeden inatlaşmayı, çatışmayı ya da  itaat etmeyi öğretiriz. Bazı bebekler/çocuklar çatışmayla başedemediği için, sadece boyun eğmeyi seçerler.

İzin verin bazı konularda çocuğunuzun seçme şansı olsun. Sizin saygınızı hissetsin. İstediği kadar, ne yediğini anlayarak yesin. Sağlıklı bir yemek alışkanlığının gelişmesi için, damak tadının da gelişmesi gerekir.

Yemediği yiyecekleri bulamaç halinde veya kandırılarak yemek zorunda kalan çocuğun, aynı besini büyüdüğünde de yememesi muhtemeldir. Çünkü o besinin tadını ayırt edemeyecektir. Bu şekilde sadece karnı doyacak ama ileride sağlıklı yeme alışkanlığı kazanması mümkün olmayacaktır.

Evde bir düzen olması, yemek ve uyku saatlerinin olması önemlidir elbette. Düzen hayatı kolaylaştırır ancak düzene sıkı sıkıya bağlı kalmak obsesif davranışları da beraberinde getirir. Ve o zaman hayat hem anne baba, hem de çocuk için zorlaşmaya başlar. Zaman zaman yemek saatlerinin, uyku saatlerinin değişmesi zarar vermez. Aile bireylerinin hep birlikte paylaştığı bir yemek zamanının olması çok önemlidir. Ama bırakın o gün az yemek isteyen çocuğunuz istediği kadar yesin. Evde misafir olduğu için ya da başka bir nedenle uyumak istemeyen çocuğun uyku saatinin biraz esnemesi, onunla inatlaşmanızdan, onu ağlatarak uyutmanızdan daha büyük zarar vermeyecektir.

Aşırı düzen, aşırı korumacı, aşırı steril davranışlar korumaya çalıştığımız şeylerden daha çok zarar verir, aslında. Çünkü hayat hem sizin, hem çocuğunuz için zorlaşır. Bebekken çok sessiz ortamda uyumaya çalışan bir çocuk, aynı sessizliğe her uyku saatinde ihtiyaç duyacaktır. Peki böyle bir ortamın sağlanması her zaman nasıl mümkün olacaktır?

Öğrenmenin en güzel yolu deneme yanılma ile öğrenmektir. Çocuk gelişimi gereği, zaten deneyimlemek ister. Birçoğumuzun “bari bir kere oynayıp, kırsaydın” diye tepki verdiği durumlar aslında gelişimsel bir öğrenme sürecidir. Çünkü bebek/çocuk merak eder ve keşfetmek ister. Oyuncağını yere atar çünkü bu yolla sesleri tanır. Materyalin sertliğini keşfeder. Açıp içine bakmak ister, mekanizmayı-nasıl çalıştığını anlamaya ihityaç duyar. Pekçok yetişkinin söylediği gibi tüm bunları zarar vermek için değil anlamak, keşfetmek ve kendi yollarıyla deneyimlemek için yapar.

Çocuğun isteklerine kulak vermeniz, bazı şeyleri deneyimlemesine, keşfetmesine, seçim yapmasına izin vermeniz, aslında size daha çok güvenmesini sağlayacaktır. Bebek büyüdükçe kendisi deneyimlemek, keşfetmek ister. Örneğin, uzanamadığı bir oyuncağı alma yollarını veya koltuğa tırmanma yollarını kendisinin keşfetmesi çok kıymetlidir. Bırakın kendi başına denesin, başaramasın, hata yapsın ama kendi çözümünü üretsin. Siz göstermeden, o keşfetsin. Başarmanın, “ben başardım’ın” mutluluğunu yaşasın. Ona rehberlik etmekle, öğretmek farklı şeylerdir. Onun yanında olduğunuzu, ihtiyacı olduğunda destek olacağınızı hissetmesi, onu koruyacağınızı bilmesi yeterlidir. Kıymetli olan “öğreten olmak yerine, öğrenmesine fırsat vermek” dir.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın