Mısır Darbesi`nin anlattıkları

Mısır`da gerçekleştirilen darbe hiç şüphesiz 2013 yılının en önemli politik gelişmelerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Nitekim bu devrim yalnız Mısır`la ilişkili bir konu değildir. Bu devrim asırları aşkın bir sürede devam eden Batı medeniyeti ile, İslam medeniyetinin çatışmasının bir örneği ve Batı`nın ikiyüzlü yaklaşımının bir göstergesidir. Bu devrim ülke içi ve ülke dışı politik aktörlerin de taraflarını belli etmesi açısından önemlidir. Şöyle ki, kendi işlerine geldiği zaman müslümanlıktan fersah fersah uzak olan yöneticileri “Müslüman Yöneticiye itaat etmek farzdır” şeklinde yorumlayan Selefi gruplar, Ülkeyi yönetenin Kur`an hafızı olması durumunda paradoksal bir şekilde ona karşı gelenlerle işbirliği içinde olması, Körfez ülkelerinin batılı güçlerle ve İsrail`le aynı çizgiye gelmesi manidardır ve Ortadoğu`yu doğru anlamak için ipuçları barındırmaktadır.

Asıl konumuza dönersek, Mısır`daki olaylar “İslam ve Batı medeniyetleri arasındakı asırlardır süre gelen çatışmanın bir örneği” olarak değerlendirilebilir. Tarihsel perspektiften kısaca özetlersek, Mısır XIX. Yüzyılın sonlarına doğru İngiliz müstemlekesi haline gelmiştir ve İngiliz imperatorluğunun strateji öneme sahip bir parçası olmuştur. Ülke 1922-de resmi olarak bağımsızlığını kazansa da, Mısır krallığı üzerinden ülkeyi ingilizler yönetmeye devam etmiştir. Bu günkü Mısır`da en önemli politik aktörlerden olan “Müslüman Kardeşler” hareketi de 1928 yılında İsmailiyye`de Hasan-el Benna tarafından o dönemde kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Müslüman Kardeşler hep yabancı güçlerin, yabancı medeniyetlerin ülkeden çıkarılması taraftarı olarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Bu bakımdan hareketin kurucusu Hasan-el Benna’nın yazdıkları dikkat’e değerdir. “Ben temeli ilim, terbiye ve cihad olan genel bir davayı başlatmaya çalışıyordum. Bu temeller ise kapsayıcı İslam davetinin rükünleridir... İlim, örgütlenme, gözetim ve onları selefi salihiyn’in yaşayış şekli ve kahraman mücahitlerimizin geçmişi üzere eğitmek...”  Hasan-el Benna İslam’ın yerleştiği toprakları her türlü yabancı ideoloji ve düşüncelerden arındırmanın her müslümanın üzerine farz olduğu kanaatindeydi ve dolayısıyla onun bu tutumu, kurmuş olduğu örgütün diğer ülkeiçi ve ülkedışı aktörlerle çatışmalarına neden olmuştur. Nitekim hareketin kurucusu Hasan-el Benna ingilizleri çok sert bir dille eleştirdikten sonra katledilmiştir. “Müslüman Kardeşler” hareketi ile ülke içi batıcılar ve Batı emperyalizmi arasında çatışmalar günümüze kadar devam etmiştir ve Batı kendi ortaya koyduğu “demokrasi” paradigmasını çiğnemek ve tüm dünyaya kendi ikiyüzlülüğünü göstermek pahasına kendinden olmayan ve kendisi gibi düşünmeyen, ama kendisinin de savunduğu demokratik yollarla başa gelmiş ve toplumun büyük bir kısmının desteğini arkasına almış bir siyasal gücü anti-demokratik yollarla devrilmesine göz yummuş, hatta belli bir ölçüde destek bile vermiştir.

Özetle Mısır`daki son olaylardan çıkarılan neticeleri sıralayalım:
-Batı ve Batı`nın savunduğu değerler ve paradigmalar evrensel barışı temin etmek ve global ekonomik ve sosyal refah getirmekten çok uzaktır ve tamamen Batı`nın emperyalist hırslarını tatmin etmeğe yöneliktir

-Ortadoğu`da olası alternatif güç odaklarının ortaya çıkma ihtimali başta ekonomik ve politik açıdan çok güçlü olan Batı ülkeleri ile bölgedeki İsrail, Suudi Arabistan, Birleşmiş Arap Emirlikleri, Suriye gibi görünüşte zıt kutuplarda duran ülkeleri bir araya getirip bu ortaya çıkması muhtemel alternatif güç odaklarının her türlü yollardan devrilmesi için işbirliğine itebiliyor. Nitekim, Ortadoğu`da Mısır-Türkiye eksenli bir bölgesel liderliğinin ortaya çıkma ihtimali Suudi Arabistan`ın liderliğini tehdit ettiği için darbeye açıktan destek vermiş ve İslam`ın “en güçlü savunucuları” Selefi gruplar da Mursi`nin devrilmesine her türlü desteği vermiştir. İsrail Mursi`nin dış politikasından ve Filistin konusundaki tutumuna göre kendisine tehdit olarak görmüş, Batılı güçler de yıllardır kendi kaynakları gibi kullandığı Ortadoğu kaynaklarının elinden çıkacağı, Süveyş kanalının millileştirilmesi ve s. tehlikeli gördüğü projeleri kendine karşı bir tehdit algısıyla Mısır`daki darbeye destek vermiş ve hatta bir anlamda darbeyi kendileri planlamıştır.

-Tüm şaşaalı nutuklarına ve “demokrasi” savunuculuklarına rağmen “Reelpolitik” olarak batı kendi menfaatlerini her şeyin üzerinde gören bir anlayış benimsemiştir ve bu anlayış dünya genelinde “adalet anlayışının güçlülük anlayışından önde olduğu” ve “güçlü olanın haklı değil, haklı olanın güçlü olduğu” bir paradigmayla değiştirilmezse insanlık bir daha hüsran yaşamağa mahkum olacaktır.  

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın