Tarihi perspektiften 'Dağlık Karabağ' sorunu

Günümüzde Kafkasya bölgesinde, hatta dünyada hiç kuşkusuz en önemli sorunlardan bir tanesi Ermenistan Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunudur ve bu sorunun çözülmemiş kalması ve Statükonun devamı bölgenin güvenliyi açısından tehlikeli olmanın yanında, bölgesel barışa da en büyük tehditlerden biridir.

Şüphesiz sorunun karmaşık hal alması ve temadisi bazı dış güçlerin de işine geldiği için bu sorun günümüze kadar devam etmiştir ve etmektedir. Sorunu tüm boyutlarıyla anlamak için öncelikle sorunun nereden başladığına bakmamız gerekiyor.

Bilindiği gibi 1980’lerin başlarından çöküş dönemine geçen Sovyetler Birliği 19 Ağustos 1991’de Mihail Gorbaçov’a karşı gerçekleştirilen bir darbeyle yıkıldı ve bundan sonra Sovyet Cumhuriyetleri bağımsızlık dönemine geçmiş bulundular. O dönemde Dağlık Karabağ Ermenileri kendilerince hemen Dağlık Karabağ’ı bağımsız ilan ettiler ve ismini “Artsak Ermenistan Halk Cumhuriyeti” olarak değiştirdiler. Sonra yaşanan süreçte, özellikle Rusya’nın girişimleriyle Ermeniler bu karardan vaz geçseler de, Ermenilerle Azerilerin beraber yaşadığı bölgelerde etnik bağlamda çatışmalar devam etmiştir. O dönemde Azerbaycan’ın başında bulunanların izledikleri politikalar İran ve Rusya’nın rahatsızlığına sebebiyet vermiş ve doğal olarak bölgede kendi kontrollerini gerçekleştirmek amacıyla bu ülkeler Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’a karşı Ermenistan’a destek vermişlerdir. Bu destekler neticesinde Dağlık Karabağ ve etraf bölgeler Ermeniler tarafından tamamen işgal olunmuştur, ama işgalden sonra da sıcak çatışmalar 1994 yılına kadar devam etmiş, 4-5 Mayıs 1994’de Bişkek’te ateşkes anlaşması imzalanmıştır. 12 Mayıs 1994’den itibaren barış yürürlüğe girmiştir. Amaç önce savaşın durdurulması, sonra da sorunun barışçıl yollarla çözüme kavuşturulması olmuştur. 1992 yılından bu barış anlaşmasına kadar olan süreçte 24.000 insan hayatını kaybetmiş ve bunların yaklaşık 18.000’i Azeri, geri kalan 6.000’i Ermeniler olmuştur. Ermeniler Azerbaycan topraklarının %20-ini (Dağlık Karabağ ve etrafındaki bölgeler) işgal etmiş ve yaklaşık 1.000.000 Azeri de zorunlu göçe tabi tutulmuştur.

Lizbon Zirvesi
Barış anlaşmasının imzalanmasından sonra Azerbaycan barışçıl yollarla sorunun çözümüne çalışmaktadır. Bu bağlamda Lizbon zirvesi farklı bir öneme sahiptir. Şöyle ki, AGİT Lizbon zirvesi Aralık 1996’ta gerçekleştirilmiştir ve bu zirve tarafların barışa en fazla yaklaştığı görüşmeler olarak tarihe geçmiştir. Lizbon Zirvesi`nde aşağıdaki maddeleri içeren bir anlaşma belgesi hazırlanmış ve Ermenistan`ın en son aşamada imza atmaktan çekinmesi ile AGİT Minsk grubu Eş başkanları tarafından taraflara sunulmuş barış taslağı olarak kalmıştır:

1. Azerbaycan ve Ermenistan Cumhuriyetlerinin toprak bütünlüğünün sağlanması
2. Dağlık Karabağ’a Azerbaycan sınırları içinde en yüksek düzeyde Özerkliğin verilmesi
3. Dağlık Karabağ’ın ermeni kesimi için en yüksek düzeyde güvenlik önlemlerinin alınmasının garantisi verilmesi

Sonraki tüm görüşmeler bu üç madde üzerinden sürdürülse de bu güne kadar bir neticeye varılamamıştır.  

Sorunun mümkün çözüm yollarına bakarsak savaş ihtimali gerçek dışıdır ve bunun da önemli sebepleri vardır:

- İlk olarak, Ermenistan kazanan taraf olduğu için savaş başlatıcı taraf Ermenistan olmayacaktır ve bu durumda savaşı başlatan taraf yalnız Azerbaycan olabilir.

- Azerbaycan’dan geçen enerji hatlarının güvenliyi Batı ekonomileri için çok önem taşımaktadır ve enerji akımını riske atmamak için böyle bir savaşın çıkmasına izin verilmez.

- Azerbaycan ekonomisi son yıllarda çok önemli gelişmeler kaydetti ve savaş seçeneğinde ülke ekonomisinin çok geri düşeceği ortadadır.

- Bölgede herhangi bir savaş durumunda diğer aktörlerin, mesela Ağustos 2008`te Gürcistan örneğinde görüldüğü gibi, savaşa katıla bileceği ihtimali vardır ve böyle bir belirsizlik ortamında savaş riski alınamaz.

- Savaş olanağında Azerbaycan İnsan Kaynaklarının kaybedilmesiyle karşı karşıya kalabilir ki, bu da ekonomiye en büyük darbe olur.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı savaş olasılığı istisnadır ama Azerbaycan görüşmeler masasında psikolojik üstünlük kazanmak için her zaman askeri bütçesini artırmaya çalışıyor. Şöyle ki son yıllarda Azerbaycan askeri bütçesi Ermenistan’ın tüm bütçesinden daha fazla olmuştur. Diğer taraftan Azerbaycan Ermenistan’a ambargo politikasını benimsediği için tüm bölgesel projelerden Ermenistan’ı uzak tutmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Nitekim Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının daha kısa olduğu için Ermenistan üzerinden geçmesi tartışılmış ve Azerbaycan`ın teklifi ile bu tartışmalara son verilmiştir.  Günümüzde ise Ermenistan doğuda Azerbaycan, batıdan Türkiye’yle sınırları kapalı olduğu için ciddi ekonomik sıkıntılar içindedir. Ermenistan Gürcistan-Rusya arasında ilişkilerin gerginleşmesiyle uluslararası ticari ilişkilerini büyük oranda İran üzerinden yürütmeye çalışıyor, ama ABD ve Batı ülkeleri tarafından ambargo uygulanan İran da Ermenistan`ın ekonomik gelişimine büyük oranda katkı sağlayamaz durumdadır. Diğer taraftan Dağlık Karabağ sorunundan dolayı Ermenistan ekonomisinin ciddi tehlikelerle karşı karşıya olması Ermenistan yetkilileri tarafından dile getiriliyor. Dağlık Karabağ sorununun çözümsüzlüğünde ısrar eden Ermenistan aslında Rusya’nın bölgenin kendi kontrolünde kalması için kullandığı bir araç olmuş, bu durum bölgede istikrar, işbirliği ve bölgesel gelişime engel teşkil etmekle beraber, Trans-Kafkasya ülkelerinin bağımsızlıklarını da tehdit edici bir unsur olarak görülmektedir. Diğer taraftan Ermenilerin ve daha açık ifade ile ermeni milliyetçilerinin Türkiye’nin doğu topraklarına olan iddiaları durumu daha da zorlaştırmaktadır.  

Ermenistan`ın Azerbaycan topraklarını işgaline bir itiraz olarak Türkiye 1993 yılında Ermenistan’la sınırlarını kapatmıştır. Tabii Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla Türkiye-Ermenistan sınırının kapalı olması Ermenistan’a ekonomik baskı boyutu kazanmıştır. Diğer taraftan Ak Parti iktidarıyla Türk dış politikasında değişikliklere gidilmesi sorunun çözümünde de bazı ilerlemeler yapmak için fırsatlar getirse de, ilgili kamuoylarının tutumunun değiştirilememesi ve sorunun böyle kalmasında ilgili olan tarafların propagandalarıyla süreç dayandırılmıştır. Nitekim 2009’ta Ermenistan-Türkiye arasında ilişkilerin iyileştirilmesi yönünde başlatılan süreç muhtemelen Rusya’nın Türkiye muhalefeti ve Azerbaycan kamuoyu üzerinden sürecin sabote edilmesi yönündeki girişimleriyle bu süreç askıya alınmış ve Türkiye Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan’la herhangi seviyede ilişkilerin kurulmaması yönünde Azerbaycan kamuoyunu ikna etmiştir. Görüldüğü gibi Dağlık Karabağ sorunu Türkiye’nin etkin bölgesel güç olma ve bölgede etkinliğini artırmasına bir engeldir, İran ve Rusya bunun bilincinde oldukları için ve bölgede Türkiye’nin etkinliğini artırmasından rahatsız oldukları için Statüko taraftarı olmuşlardır. Böylelikle Dağlık Karabağ sorunu her hangi bir ilerleme kaydedilmeden dondurulmuş olarak kalmaktadır.

Diğer taraftan, son zamanlar Rusya’nın Ermenistan’a olan askeri desteğinin artması yönündeki girişimleri, Azerbaycan’da itirazla karşılanmış ve Azerbaycan da özellikle Türkiye ve İsrail’le askeri işbirliğini daha ileriye götürmüştür. Yaşanan gelişmeler bölgede dengelerin değişmesinden haber veriyor, bu olayların Dağlık Karabağ sorununa nasıl etki edeceği ise önümüzdeki dönemde tam anlamıyla anlaşılacaktır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın