07.10.2018 03:04 Güncelleme Tarihi: 08.10.2018 16:34 47977 Okunma

Kimse kızmasın, bugün kendimi yazdım..

Kimse kızmasın, bugün kendimi yazdım..

Altmış yaşına giriyorum…


Neler gördüm neler.

70’li yıllarda koalisyonları, kısa süreli hükümetleri, senato  ve milletvekili seçimlerini, sağ-sol kavgalarıyla canlarını kaybeden vatan evlatlarını gördüm.

80 ihtilalini ve Kenan Evren’li yılları gördüm.

Turgut Özal dönemini en kesif şekilde yaşadım.

70’lerden beri bildiğim, tanıdığım Demirel’i 90’lı yıllarda da gördüm.

Zirveyi de gördüm, cefayı da yaşadım.

Ama hiçbir zaman yalakalık yapmadım, iki yüzlü olmadım hele de hiç adam satmadım.

80’li yılların sonuna doğru Demirel’e sırt dönmem için “büyük ve parlak bir istikbal” vaad edildi, ama dönüp bakmadım ve düşünmeden reddettim.

Ağır bedeller de ödedim.

Ama çiğ yemeyip karın ağrısı çekmedim çok şükür.

2002 ile birlikte Erdoğan’a olan muhabbetim nedeniyle hep onun başarısını diledim, karınca kararınca destek olmaya çalıştım.

Her kritik süreçte hükümetin ve devletimin yanında oldum.

17-25 Aralık süreci sonrası Paralel Yapı mücadelesinde pervasızca yer aldım.

Seçim ve anayasa oylamalarında ve en nihayetinde sistem değişikliği getiren büyük referandumda tüm varlığımla il il dolaşıp karınca misali savaş verdim, çalışma yürüttüm.

Devletimin bekası, iktidarın devamı ve ülkemin zarardan uzak kalması için taşın altına elimi değil gövdemi koydum.

Tehditlere maruz kaldım.

Aba altından sopa göstermelerle karşılaştım.

Ama asla pes etmedim.

Önce devletimin sonra iktidarın varlığı için mücadele ettim.

Hendek çatışmalarıyla kaos ve kargaşa getirmek isteyen PKK terörüne karşı her türlü adımın atılmasında yer aldım.

FETÖ terörüne dair her zeminde mücadeleye parmak bastım.

Darbe riskine yazılarımda ve pek çok istişare platformunda dikkat çektim, uyardım, ikaz ettim.

FETÖ’ye rehavet devlete ihanettir dedim.

Yazılarımı okuyanlar iyi bilir; FETÖ tehlikesine çektiğim dikkatler nedeniyle, olayı abarttığımı söyleyenler bile çok oldu.

Ama tehlike geliyordu ve buna suskun kalmak  vicdaniliğe ve vatanperverliğe yakışmazdı.

15 Temmuz gecesi ölümle burun buruna idim.

Sonrasında mücadele saflarında olmaktan hiç geri durmadım.

Çünkü devletimi, ülkemi, vatanımı seviyorum ben.

Cumhurbaşkanımıza karşılıksız bir muhabbetim ve onun başarısına inancım var benim.

Zaman zaman sert eleştiriler getirdim.

Yeri geldi, iktidara, AK Parti’ye ve hatta Cumhurbaşkanımıza eleştiri yaptım.

Ekonomik gidişata, siyasi yozlaşmaya, iktidar rehavetine parmak bastım.

Raporlar hazırladım, makaleler yazdım, istişarelerde bulundum.

FETÖ mücadelesinde hem rehavete dikkat çektim hem de mağduriyetlerin çoklaşmasına ve bundan dolayı toplumsal yapıya ve devlete gelecek zararlara işaret ettim.

Ama bunları yaparken müzmin muhalif zihniyetiyle, iktidardan pay elde etme düşüncesiyle ve istediğini elde edememişlerin kişisel hırsıyla asla hareket etmedim.

Yapıcılık adına kötüleşmenin engellenmesi, iyileşmenin hızlanması adına hep pozitif eleştiriden yana oldum.

Kişiselliğimi katarak “vur vur vur” zihniyetinin ihtiras ve şehvetine kapılmadım.

Görevdeyken AK Parti’li olup da koltuğu kaybedince AKP’lileşenlerden hiç olmadım.

İktidarın nimetlerinden istifade ederken “Reisçi” olup da, uzaklaştırılınca “Tayyipci”leşenlerden olmadım.

Erdoğan’a yakın olmanın dayanılmaz cazibesine kapılarak “dinci”leşip, uzaklaşınca selamün aleyküm demeyi bırakanlar gibi olmadım.

Dün başkasına el etek öperek iktidar merdivenini tırmananların bugün dünlerini inkar ederek bugünün muktedirlerinin el eteğini öpmelerindeki çelişkiye düşmedim.

Severken de eleştirirken de ifrat ve tefrite düşmemeye azami dikkat gösterdim.

Belediye başkanı, millet vekili, parti yöneticisi veya iktidar imkanıyla makam mevki sahibi olunca kendini, değerlerini ve inandıklarını unutup, dününü inkar edenler gibi hiç olmadım.

Çünkü ben hayatımın hiçbir döneminde siyasi istikbal peşinde olmadım.

Milletvekili, bakan, belediye başkanı veya bilmem nerenin yönetim kurulu üyesi veya filanca kurumun karar mekanizmasında yer alayım gibi düşünce içinde hiç olmadım.

Bu nedenle de, çok şükür ne yalaka olanlar gibi komik duruma düştüm ne de rant peşinde olanlar gibi acınası rollere bürünmek zorunda kaldım.

Hep, neysem o oldum.



Ama son zamanlarda benim varlığıma dair ağır hazımsızlık çekenleri görüyor ve işitiyorum.

Yazık çok yazık…

Heba ediyorsunuz kendinizi ve memleketin değerlerini; vesvese ve evhamlarınızla.

Bırakın böyle küçük hesapları.

Cin olmadan adam çarpmaya kalkışmayın.

Ve korkmayın, korkmayın.

Benim küçük hesaplarla, olaylarla, dedikodularla işim olmaz.

Kaldı ki, dinamik ve zinde dönemlerim geride kaldı ve altmışıma giriyorum.

Ama ben hala Cumhurbaşkanımıza muhabbet besliyor ve onun başarısını yürekten istiyorum.

Benim dünümü bugünümü yarınımı konuşarak beni yıpratamazsınız.

Ben, kimileri veya sizlerin bazıları gibi dün’ünü inkar ederek, gizleyerek “bugünün kazananı” olma peşinde hiç olmadım.

Dünümle ben oldum, bugünümle benim ve yarınlarımla da sadece “ben gibi ben” olmaya devam edeceğim.

Günebakan çiçeği gibi sabah doğuya, akşam batıya dönen bir başım yok benim.

Ben inandığı gibi yaşamaya ve yaşadığı gibi inanmaya çalışarak yaşamını sürdürmeye çalışan bir faniyim.

Buradan da sesleniyorum;

Demirden korkup trene binmeyenlerden değilim.

Ha ama bazı densizlerin edepsizlikleri nedeniyle de çizgimi hiç bozmam.

Tabir caiz ise, teşbihte hata olmaz kabilinden “Gavura kızıp oruç yemem



Sevgimde de eleştirimde de istikrarlıyım.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğim.

Cumhurbaşkanımızın başarısını dilemeye, desteklemeye, devletimin bekası için mücadeleye devam edeceğim.

Yel kayadan ne koparır” ki…

Kendini bugünün muktediri sanıp bana belden aşağı eleştiri getirenler size sesleniyorum;

Bu dağ ne rüzgarlar gördü

Sizlere kızmıyorum bile…

Sadece acıyorum ve üzülüyorum.

Ama sakın ola ki; o minnacık aklınızla, benim sayın cumhurbaşkanımıza ve devletime olan sevgimi, muhabbetimi ve desteğimi tartışmaya kalkmayın.

Aklınız varsa bana bakın, yazılarımı okuyun ve nasıl istikrarlı bir çizgide hareket edilir; öğrenin.

Daha söylenecek o kadar çok şey var ki…

Ama bazen sükut en güzel cevaptır diyor ve bu noktada susuyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..