10.11.2018 00:50 Güncelleme Tarihi: 13.11.2018 15:30 98373 Okunma

Mart 2019'da belediyeler için doğru adaylar bulunacak mı?

Mart 2019da belediyeler için doğru adaylar bulunacak mı?

Her seçim öncesi sürekli söylenir; 'En kritik ve önemli seçim bu' diye…


Ben de söyledim bunu.

Ülkemiz Mart-2019’da Belediye Başkanlarını seçmek için sandığa gidiyor.

Peki bu seçim en kritik olan mı..?

Bence evet.

Çünkü 95 yıllık Cumhuriyet’imizde yapılan ilk “Sistem Değişikliği” sonrası yapılacak ilk seçim.

Yani bu seçim “Yeni Sistemin” bir nevi güven oylaması olacak gibi…

16 yıllık AK Parti iktidarının yıpranıp yıpranmadığına, hala canlılığını sürdürüp sürdüremediğine dair  belirteç olacak bir seçim.

AK Parti iktidarları türlü türlü badire, saldırı ve tehditlerden geçerek bugünlere geldi. Ama  saldırıların hiçbirisi Ekonomik kriz denecek bir gaileye yol açmadı. Fakat maalesef son altı ay içinde ciddi bir travma niteliğinde “Kur Krizi” denen ekonomik bir badire yaşandı.

Bu seçim “ekonomik parametrenin” siyasi barometreye nasıl bir yansıma yapacağının göstergesi olacaktır. Ki, Mart Seçimi bu açıdan olağanüstülük ve kritiklik içeren bir niteliktedir.

Metal yorgunluk atıldı mı atılmadı mı,

Rehavet var mı yok mu,

Kayırma, kibir, yolsuzluk iddialarına halkın tavrı  nedir,

Dış politikaya, mültecilere ve diplomasiye seçmenin beğenisi/eleştirisi var mıdır, gibi gibi…. soruların cevap bulacağı bir seçim olacaktır, bu seçim.

Erdoğan siyasi liderlik konusunda Cumhuriyet tarihinde ilklerden kabul edilecek biridir.

Ki, bunun en büyük delaleti de 2002’den beri sürekli kazanarak gelen ve en önemlisi 95 yıllık rejimimizde “yönetsel sistemi” değiştiren lider olmasıdır.

Görüyorum ki Cumhurbaşkanı’mız da, girilen sürecin ve bu seçimin doğuracağı sonucun anlam ve öneminin maksimum farkındadır.

İşi oldukça sıkı tutuyor.

Kaldı ki, olması gereken de zaten budur ve karizmatik liderlik bunu gerektirir.

Peki; Liyakat, ehliyet ve devlete sadakat” olgularının sürekli konuşulduğu ve hatta yıpratıldığı bir süreçte Cumhurbaşkanı’nın vaazettiği prensip ve ilkeler ne kadar isabetle uygulanabilecektir?

En önemli soru ve sorunsal da kanımca budur.

Maalesef geldiğimiz noktada AK Partinin muhalefeti de, düşmanı da AK Parti’nin kendisidir.

Bir önceki yazımda bahsetmiştim; son zamanlarda ülkenin muhtelif yerlerini dolaştım diye…

Gittiğim her yerde maalesef pek çok şikayetler dinlemek durumunda kaldım.

Filan kişi genel merkezi yol etti, belediye başkanı adayı olacakmış ama onun gibi birisini asla aday yapmamalılar” gibi kalbi şikayetler…

İlçe başkanımız aday olacakmış, onun mevcut başkandan bir farkı yok ki” gibi sözler,

Bizim başkan üç dönemdir görevde ve son yıllarda iyice ipe un sermeye başladı” gibi sitemler.

Bu cümleleri artırmak çok mümkün.

2002’de AK Parti’yi muteber, müreccah ve makbul kılan belediye icraatları idi.

Hatta 1994 seçimlerinde Başta Cumhurbaşkanı’mızın İstanbul belediye başkanlığı olmak üzere; Refah Partili belediyelerde görülen başarı ve iyi yönetişim idi.

Bu 2002’de yaşını doldurmamış AK Parti ve Erdoğan’ın seçim kazanmasıyla kendini gösterdi.

Ve bu başarı grafiğinin getirisi 2004 Yerel Seçimleriyle ortaya çıkan tablo ile de devam etti.

Fakat ne yazık ki, son yıllarda rehavet, yanlışlık ve aksaklık yine belediyelerde en çok görünürlük arzetti/arzediyor.

Çünkü belediyeler cephe hattıdır.

Vatandaşla bire bir muhataplık edilen bir kurumsallıktır.

Merkezi hükümetin kimi hataları veya eksikleri pek görülmeyebilir.

Ama belediyeler öyle mi..?

Bilişim ve teknolojinin de gelişimiyle birlikte belediyecilik hem kolaylaştı hem de daha fazla “halkla ilişkiler” kurulması gereğini gözler önüne serdi.

Ve işin diğer bir boyutu ise, halkın beklentisi de yükseldi.

Ki bu beklenti artışının nedeni de AK Parti’yle gelen “yeni refah düzeyi”dir.

Yönetim olarak: “biz şu kadar yol yaptık, şu değişimi getirdik, sağlık hizmetlerini şu kadar düzelttik” gibi haklı ve doğru tezler dile getirilse de; artık halkın bunlara pozitif  tepki dozu azaldı ve hatta tersine bir etki oluşmaya başladı.

Çünkü sürekli ve peşpeşe bir iktidarlık durumu sözkonusu.

30 yaşındaki birisi AK Parti’nin iktidara gelişinde 12 yaşında idi.

Yani 30 yaş ve altı seçmen kitlesi AK Parti iktidarından başka bir iktidar görmedi.

Ve de ülke seçmen kitlesinin yaş ortalamasının 29-30 olduğunu da düşünürsek; nasıl bir hassasiyetle politika yapılması gerektiğini anlarız.

Hal böyleyken “güncellenmiş, revize edilmiş 2002 ruhu” işin bam telidir.

1994 belediyecilik anlayışının günümüze uyarlanmış hali işin püf noktasıdır.

Peki bu  yenileşme, tecdit ve adaptasyon  başarılabilir mi…

Sayın Cumhurbaşkanı’nın tüm gayret, çaba ve amacı da budur.

Bunun olması için gecesini gündüzüne katarak büyük mücadele verdiğini biliyor ve görüyorum.


Buna rağmen, tek kaygım şudur;

Cumhurbaşkanı’mızın ekibi buna ayak uydurabilecek midir,

Gerçekten “liyakat ve ehliyet” düsturuna riayet edilebilecek midir,

Bu defa emanetin ehline verilmesi konusunda objektif olunabilecek midir,

16 yıllık iktidar sürecinin yorgunluğu atılmış ve zindeleşmiş kadro algı ve olgusu oluşabilecek midir,

Değişen sosyolojiye uygun, gelişim içindeki kişi ve kişilikler tercih edilerek yeni dönemin kod ve konseptine uygun adaylar bulunacak mıdır,

Özellikle FETÖ denen illetin verdiği derin yıprantı sonrası, kendini kıyıya, köşeye çekmiş, “melal ve ıstırap”a sahip kişiler göreve davet edilecek midir,

Kifayetsiz muhterislerin” takım elbiseler giyerek Ankara kulislerini yol ettiği bir hengamede “onurlu layık ve ehiller”e buyurun göreve denilecek midir,

Ne emredilirse yaparım” söylemiyle aday olmak için “Reisçiyim” diyen ama daha önce “Tayyipciler” istihzasını dilinden düşürmeyenler öne mi geçecektir,

Filanın akrabası, falanın dostu, filan sendikanın üyesi, falan derneğin tabisi” şeklinde mi tercih yapılacak, yoksa “seçmene dokunacak, şehrine hizmet edecek, birikim, kapasite ve kişilik sahibi” şeklinde mi bakılacaktır…

Daha pek çok bilineni/bilinmezi sıralamak mümkün.

Umuyorum ve inanıyorum ki;  Cumhurbaşkanı’mızın ilke ve prensipleri çerçevesinde adaylar oluşturulacak ve ben de bu kaygılarımın yersiz veya minimize kaldığını görmüş olacağım.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.