02.01.2019 03:28 Güncelleme Tarihi: 03.01.2019 18:20

IMF'e geçit yok, kimse heveslenmesin

IMFe geçit yok, kimse heveslenmesin

Yazılarımı takip edenler iyi bilir. Sadece eleştiri yapıp çekilen birisi, hiç olmadım.

Sorunu, sıkıntıları ve yapılmayanları dile getiririm ama mutlaka çözüm önerilerimi de sıralarım.

Son yazımda da eksikleri, yapılmayanları ve böyle giderse nelerle karşılaşabileceklerimizi dile getirdim.

Cumhurbaşkanı’mızın uyarı, ikaz ve prensiplerine dikkat etmediğimizde; ekonomik, sosyolojik, siyasi risklere dair açık mesajlarına rağmen, olayın ciddiyetini kavramamamıza şiddetle ve biraz da, belki sert şekilde parmak bastım.

Amacım hep yapıcı eleştiri oldu.
Sorumsuz yergi de övgü de, hiç tarzım olmadı.

Bu sebeple de, pek çok yazımda defalarca vurguladığım bazı olmazsa olmazları ve bunun çözümün ana reçetesi olduğunu sizlerle paylaşacağım.

Bu düşüncelerimi bugünlerde pek çok kişi tarafından dile getirilen negatif ekonomik öngörülere dair söylemlere ilişkin eleştirilerimle birlikte paylaşacağım.

Temel ölçütümüz ne olmalıdır…

Akıl, akılcılık, tutarlılık ve her ne politikayı, mutabakatı ve stratejiyi öngörüp kabul ettiysek; bunu istikrarla sürdürmek…

İletişim  ve diyalog içinde olduğumuz ulusal ve uluslararası kanallarla güven bunalımına fırsat vermeyip, bilakis güven artırıcı adımlar atmak.

Hertaraf olmadan, taraf olduğumuz safta muhataplarımızla sağlıklı ve uzun soluklu birliktelik oluşturmak ve sürdürmek.

Ekonomik duruma dair alternatif enstrümanları artırmak.

Ekonomik ve stratejik sorunlarla ilgili uluslararası ortaklıkları bu minvalde sürdürürken, iç siyaset ve toplumsal refleks üzerinde mutlak anlamda yapıcı, düzenleyici ve soğukkanlı olmak.

Gelen dış kaynakların ekonomiye kanalize edilmesinde doğru, reel ve onarıcı olmasına azami dikkat göstermek.

Ekonomi yönetimi ve kurum ve kuruluşlarında sorumluluk ve aklıselimin  hakim olması, oluşan negatif algının azalması ve algı operasyonu yapacaklara fırsat verilmemesinin esas olması.

Son zamanlarda bu bağlamda ekonomik algıya darbe vuracak söz ve söylemler işitiyorum.

Ve maalesef piyasalar bu tarz beyan ve açıklamalara kulak verip, itibar edecek  kırılganlık içinde.

Ekonomik algı için başta Merkez Bankası olmak üzere diğer tüm kurum ve kişiler daha dikkatli, özenli, öngörülebilir ve kabul edilebilir tespitlerde bulunup paylaşmalıdır.

Aksi takdirde bu kurumların inandırıcılıklarının kaybolması, algının pozitife yönelmesini geciktirir ve iyi veya kötü, niyeti ne olursa olsun, ekonomiye dair düşünce beyanları piyasadaki durgunluğu derinleştirir ve çabaların etkisini zayıflatır.

Mesela bugün Mahfi Eğilmez’in bir beyanatına dikkat çekmek istiyorum.

Haklı noktaları yok mu..
Var tabi ki.

Merkez Bankası’nın enflasyon tahmin eleştirisine ve kurdaki dalgalanmanın ihracatçıda oluşturacağı gelgitli olumsuzluğu dile getirmesine ben de katılıyorum.

Fakat şu bir realitedir ki;

Döviz 7.2 olabilir demek bile, bunun olması için atılan bir taş gibi etki uyandırır.

IMF’le anlaşma olabilir demek bile, ekonomik algının düzelmesine darbe vurur.

Ve hatta IMF’in kur tahmini 10.2 diyerek bunu kamuoyuyla paylaşmak IMF ve IMF’çilerin ekmeğine yağ sürmek olur.

Şunu hiç düşünüyor muyuz acaba..!

IMF denen demode sömürge müessesesi bu tahminleri zikrederken aslında algı oluşturuyor ve beklentileri yönlendiriyor olamaz mı.!

2013’de yediği tekmenin kuyruk acısıyla hareket ediyor ve  realiteden uzak bu açıklamalarla manipülasyon yapıyor olamaz mı.!

Geldiği noktada IMF eski müesses popülaritesini kaybetmiştir. Ekonomiler için kaynak çeşitlemesi hiç olmadığı kadar artmış ve artık IMF’çilik önemini yitirmiştir.

Ama görüyorum ki bizim IMF’çiler hala küresel ekonomik parametreleri iyi takip edemiyor ve IMF davetçiliğini sürdürmeyi ekonomik formülasyon gibi düşünüyorlar.

Geçti beyler geçti…

Her türlü ekonomik ajitasyon, karalama ve kamuoyu oluşturma çabalarına rağmen Türkiye IMF’i davet etmeyecek ve kapısını çalmayacaktır.

IMF çığırtkanlığı yapmak bu sömürgeci kuruluşu getirmeyecek, bu negatif algı sadece ülkemize zarar verecektir.

Bu noktadan hareketle;

Herkesin ama herkesin ekonomik söz ve söylemlerine dikkat etmesi ve mesuliyet içinde konuşması gereklidir.

Hele de yetkili ve sorumlu konumda olanların bin düşünüp bir konuşması, lafını tartıp ölçmeden söylememesi olmazsa olmazdır.

Özellikle Cumhurbaşkanı’nın aklına, çabasına, uyarısına uygun ve muvafık bir ekip ruhu ile hareket edilmesi mutlaktır.

İnanıyorum ve düşünüyorum ki; Cumhurbaşkanı ekonomiye dair kaynak çeşitliliği konusunda ulusal ve uluslararası boyutta ciddi iletişim ve diyaloglar tesis etmiştir.

Kazan-kazan stratejisiyle yapacağı angajmanlar ve kuracağı/kurduğu ilişkilerle ülkemizi asla IMF’e muhtaç etmeyecek ve o sömürgeci kuruluşu ülkemize sokmayacaktır.

Yeter ki; Akıllı olalım, akılcı olalım, tutarlı ve istikrarlı olalım…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..