Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

Dr. Hacı Bayram Bulgurlu

7 Haziran seçimleri hayırlı bir milat olabilir, 'Koalisyonların getirisi yok'

Bilindiği gibi 7 Haziran seçimleri hiçbir partiye tek başına iktidar imkanı vermedi.
Seçimlerin hemen ilk gecesinde, erken seçimin bu kadar çok konuşulması da, uzun ve mücadeleli geçen bu seçimin tam olarak tamamlanamadığını bize gösteriyor. 

Hatta diyebiliriz ki Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları, halkın hemen hemen tamamı henüz “koalisyon” fikrine kendini hazır hissetmemektedir. Aynı zamanda iyi bir getiri olarak da kabul etmemektedir. 

Türkiye’de sınırlar o kadar uzun ki, olaylar da bize çok yakın, yakınlaştıkça problemler daha da belirgin. Komşumuz Irak ve Suriye’deki olaylar Yüzde yüz bizi ilgilendirmektedir. Bu topraklar ki bize, Misak-ı Milli stratejik sınırlarımızı kapsayan bölgelerde gelişen savaş hali ile milyonlarca göçün nüfus  yoğun tek sığınağı olan ülkemize gelerek karasal limana sığınmış ve canlarını bize emanet etmişlerdir.

Tüm bu olayların cereyan ettiği esnada, AK Parti’nin geliştirdiği ve uygulamak istediği politikaların zorluğunu ve risklerini ve bölgesel  ve küresel saldırıların Türkiye üzerindeki baskılarını göğüsleyen bir Türkiye’de  7 Haziranı “Milat” olarak anacağımız bir kaderi seçim gerçekleşti. 

AK Parti 2002’de katıldığı ilk seçimde  %34,3 oy oranı ile  ile 363  Milletvekili çıkarmış, AK Parti TBMM’nin üyelik sayısın yaklaşık %66’sını alarak en büyük temsil gücünü elde etmiştir. Aynı zamanda 2007’deki Milletvekili seçimlerinde  %46,58 0ranında bir oy oranı ile 341 sandalye kazanarak tek başına iktidar olmuştur. Ne gariptir ki, oyunu dramatik bir şekilde arttıran AK Parti 2011 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde ise %49.83 oranında oy alarak oy oranını arttırmasına rağmen bu kez de 327 gibi  bir milletvekili çıkarmıştır. Nihayet 7 Haziran 2015 Tarihinde gerçekleşen milletvekili seçimlerinde ise yine açık ara farkla 2002 yılına oranla yüksek bir oranda bir oy alan AK Parti bu kez dramatik bir düşüşle iktidarı oluşturacak bir sayıya ulaşamadan tek başına iktidarı kaybetmiştir.

Biz burada diğer partilerin oy oranlarını ve aldığı milletvekili sayılarını anlatmayacağız. Bu bilgiler elde edilecek bilgilerdir. Farklı değerlendirmelere giderek Türkiye açısında doğru olan tespitleri anlatmaya çalışacağız. 

Türkiye esasında güçlü su debisine sahip bir nehir gibi kendi dönüşümünü tamamlayacaktır. Bölgesel ve küresel güç olma stratejisi doğrultusunda, kendisini savunacak milli savaş sanayisini kurmalı, kendi uçağını üretmeli, deniz filolarını küresel bazda güçlendirmeli, en son teknik ve donanımları ve kapasitesini tüm dinamikleri ile yapılandırarak bilgi ve tecrübesini entelektüel birikimi ile aşacaktır. 

Barajı aşan partiler birer birer incelendiğinde eksiklikleri herkesce görülebilecek ve doğru olanı bu kadim milletimiz bulacak, ülkenin refah seviyesini arttıracak bir büyüme ve kalkınma hızı ile Türkiye düşmanlarının tuzağına düşmekten kurtaracaktır. 

HDP olgu olarak “Kardeşlik projesini”  Hem Türk toplumunu hemde bu projeyi yürütenleri ters yüz yaparak olağanüstü bir şekilde kendi lehine çevirmiştir. Çözüm sürecinde oluşan hafıza ve  müktesebatı da zor  bir duruma yönlendirmiş oldular..

Nedir bu HDP potansiyeli?  HDP; Türk solculuğu (Ilımlı-esnek sol+aşırı sol v.b) Türkiye Liberalleri Topluluğu, Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile bilenmiş dinsel kisve altındaki paralel yapılar,  PKK, Ateistler, Deistler, LBGT, kendisini ve de Başkanlık sistemini tam anlatma fırsatını bulamayan Tayyip Erdoğan’a düşmanlığını kendine ram etmişler; hep beraber adını sayamayacağımız metod ve farklı pratik uygulamalarla “kendi ürettikleri yüksek bir enerji ile” AK Parti'ye saldırmışlardır. Görüldüğü gibi HDP , Bölgesel ve Küresel bir caydırıcı gücü, bu  caydırıcılığı ile de hem ülke içi, hemde bölgesel  barışı sağlayıcı tanım ile süper bir güç yolundaki bir Türkiye’nin yolunu tıkamaktan sıkıntı bile duymamaktadır. 

CHP olgusu ise başlı başına bir klasik düşünme ve klasik yaşam tercih eden çağdaş olmayan, ileri demokrasiyi okuyup okuyup anlayamayan bir topluluk haline dönüşmüştür. CHP asla Gazi Mutafa Kemalin kurduğu CHP olmamıştır, olamaz. Ve kendilerini ilk kurucu CHP olarak görmeleri  dünyadaki ve Türkiye’deki değişimi dahi algılamayan bir la- entellektüel bir topluluk haline gelmişlerdir. Türkiye’de yaşayan 80 milyon nüfusun tamamının dedelerinin, büyük annelerinin partisi elbetteki zamanın tek partisi CHP idi. Meseleleri sadece pozitif akıl ile yürüten, kendilerini başta Selçukluların yönetim diyalektiği, bu toprakların Eyyubilerinin diyalektik yönetim mantığı ve son olarak cihan serdarı olan Osmanlı düşünce ve felsefesinden soyutlanmış bir CHP ile karşı karşıyayız. Elbette bu CHP Tayyip Erdoğan’a karşı çıkacaktır.  Ama biz diyoruz ki CHP cumhuriyetin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal’in partisi olamaz. CHP bu ismi terk etmelidir düşüncesindeyiz.

Kendilerine uygun bir isim bularak o güzel işler yapmış, cumhuriyetin kuruluşunu üstlenmiş bir partinin adını bu şekilde taşımaması gerektiğine inanıyoruz. Ve yeni bir isimle siyasi tarihte yerini almalıdır ki, ülkemizin geleceği olan gençlerimizi yenilikten anlayan, yeniliği özümseyen, tarihi geçmişine barışık, küresel dünyada ilelebet var olacak bir nesil yetiştirme fırsatı doğsun.

MHP olarak tümden  incelemeye aldığımızda, AK Parti ile ortak bir sağduyusunun varlığı, azami ve asgari müştereklerde  birleştiklerini, atalarımızın yadigarı olan bu ülkenin bu mubarek  insanlarının  problemlerini çözmek, Çözüm sürecini devlet ricalinde geleceğe ışık tutacak şekilde, harflerin bile kardeş olduğu Türk=Kürt kardeşliğini pekiştirecek proje ve yaklaşımlar geliştirilerek gerekli katkılarını ülke olarak bekliyoruz.

Tarih bize göstermiştir ki, Anadolu’daki ŞİA endeksli  Anadolu’yu –Osmanlı’yı tehdit eden İran tehlikesini IV.Murat 1637 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşması ile dönemin kürt meselesini  kesin çözüme ulaştırmıştır. Hemen hemen  400 yılı bulacak olan bu sulh atmosferi hem Osmanlıların batıya ilerlemesine ayak bağı olmamıştır. Hem de Cumhurriyetin kuruluşundan bugüne kadar ki sürecte Allah’a şükür ki bir sorun çıkmadan devam etmektedir. 

Kürtleri ve bölgesel gelişmeleri özetlemek gerekirse politik yaklaşımlardaki avantaj, dezevantaj,ve potansiyelleri ve tehlikeleride belirtmek gerekiyor. Bunların tümünü analiz edecek başka bir yaklaşımıda aşağıdaki gibi irdelemeye çalışacağız. 

Nasıl oldu da bugüne gelindi?

Kürtler, Türk kardeşleri ile beraber  bu bölgede asırlardır beraber yaşamış ikinci büyük kadim büyük guruptur. Kemalist ve  İnönist  projeksiyon, tedrici olarak uyguladıkları politikalar ile İslami dokusunu bozmak suretiyle  Kürtleri sorun haline getirmeyi büyük bir gayret ile başarmışlardır. Ne kadar övünseler yeridir!..

Bu başarıyı nasıl sağlamışlardır? 

Türkiye üzerinde emeli olan tüm yabancı güçlerin kurdukları tuzaklar, etnik milliyetçiliği besleyen kaynaklar, bilerek veya bilmeyerek sorunu çözmeye çalışan tüm bileşenler maalesef bu süreci daha da güçlendirmişlerdir. Yürütülen politikalar çizelgesinde tam etnik olmasa bile psikolojik ve moral anlamında bir kürt sorunu doğmuş bulunmaktadır. 

Çözümü en iyi şekilde gerçekleştirmeye çalışanlar genelikle İslami değer yargılarla kendini özümsemiş 1970 ve 1980 li yıllarda  başarılı bir şekilde bölgeyi iyi okuyan, kardeşliği temel gösterge haline getirmeye gayret eden, fitne fesada  geçit vermeyen, dokuyu bozucu araçlara imkan vermemeyi hedef görmüş Fehim Adak –(Eski bir politikacı, mütefekkir ve düşünür) - modelini oluşturmuş,  gayret etmiş İslamcılar ortaya koymuşlardır. 

Fehim Adak olarak adlandırmaya çalıştığımız bu modelin benimsenen diyalektik zihniyet yaklaşımı; ne etnik kürt milliyetçilerinin yaklaşımları ne de benzer diğer ideolojik yaklaşımların dayatmaları devre dışı kalsın.Peki nasıl bir çözüm ortaya koyuyorlar?  Fehim Adak modeli İslamcılar diyor ki: Tüm ülkede yaşayan herkes eşit paydaştırlar. Hakkari’de doğan bir çocuğun Başbakan olabileceğine , çocuğunun okuyup Vali olabileceğine, Genelkurmay başkanı olabileceğine dair aidiyet taşıyacağını, yani Türkü ile, Kürdü ile, Arabı ile, Çerkezi ile, Gürcüsü ile Romanı ile hepimiz bu ülkenin eşit haklarına sahip paydaşlarıyız. Paydaşların azami ve asgari müşterekleri vardır. Ülkenin bütünlüğü tartışılamaz. Bayrağı tartışılamaz. Ancak dili ve kültürünü yaşamaya müsaade etmediğin zaman pusuda bekleyen, Türkiye üzerinde kötü emelleri olan diğer tüm unsurlara alan açmış oldular. Bilimsel olarak görülmüştür ki, etnik milliyetçilik birbirini tetiklemiştir. 

Bu sebepledir ki, kürt  milliyetçiliği çok rahatça alan oluşturup,  yerleşip bugünkü yerini almıştır.

Bu soruna bir parti meselesi olarak bakmamak gerekiyor. Bu sorunu Türkiye düşmanı güçler post modern bir darbe yaptırarak parti görünümlü bir darbe yapmışlardır.  İttihat Teraki felsefesi ile yaklaşım tipi bir stratejik yapılanma  ile gittikçe bölgesindeki tüm kardeşlerin tek ümidi olan  ve küresel bir güç olmaya aday Türkiye’nin önünü kesmek için buldukları başka bir model olan HDP’li bir karşı devrim oluşturmak idi.. ve bunu da halkımıza yutturarark  kısmen başarılı olmuşlardır. 

Nasıl bir strateji bu sonucu yakaladılar?

Önce Doğuda, Güneydoğu da  İslami alt yapıyı dindar dokuyu bozmaya gayret ederek terörist bilinen metodlar ile alan genişlettiler. Daha sonra yumuşak bir karın olan aslında inanmadıkları demokratik bir darbe ile Tayyip Erdoğan eksenli bir düşmanlık ile diğer dahili ve harici işbirlikçiler ile baraji aştırarak birinci aşamadaki sözde emellerine ulaşmış olduklarını belirtmektedir. Aynı zamanda sözde güçler prestijli aktör haline de getirilmiş bulundular. Her türlü baskıya rağmen, temsil kabiliyeti anlaşılır potansiyeli ¼ oranında iken bölgesel olarak da demokratik bir üstünlüğe geçmiş bulundular. Eyyübiler dönemi, Selçuklular dönemi ve de Osmanlı dönemindeki güçlü karizması ve donanımı olan Seyyid aileler, Medreseleri  ünlü Eğitim Merkezleri, kendilerini çok iyi yetiştirmiş Alim, kanaat önderleri ve diğer bütün ülkesine bağlı tamamı dindar ve muhafazakar toplumun  değer unsurları değersizliştirilerek Tayyip Erdoğan düşmanlığını da sözde düşman idol yaptırarak İslam düşmanlğı, sözde dahili ve harici destekçileri ile bugünkü tablo oluşturulmuştur.

Azami ve asgari müşterek yolları 

Kasr-ı Şirinde Kürtler, Osmanlı ile dahi olan IV.Murat ve Yavuz Sultan Selim’e tamamen biat ederek güzel atmosferi bugüne kadar taşımışlardır. 

Aynı şekilde yine dahice ve zekice bir proje olan Kürtler ile birliktelik ve projesinin Mimarı Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde kurulan ve Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki AK Parti  ile bu süreç desteklenmiştir.  

Evet bu ülkenin insanlarının eskiden olduğu gibi şimdi de kardeşliğe  ihtiyacı vardır. MHP parti olarak bu kardeşliğe endekslenecek gözle görülecek Osmanlı yadigarı bu topraklardaki harflerde dahi ayrıcalıklı olmayan Türk-Kürt kardeşlerimizin bölgesel ve küresel düşmanlarımızca desteklenen tüm yanlışlıkları düzeltecek politikaların üretilmesi için herkesi kucaklayıcı azami ve asgari müşterekleri kucaklayıcı bildikleri varsa yeni projeleri ile ülkenin barışına, huzuruna vede tekrar şahlandıracak yaklaşım ve projelerini başta Tayyip Erdoğan ile sıkı diyalog ile anlaşılır azami ve asgari çözüm araçları kullanılarak Devletin tüm unsurlarını kucaklayıcı adımlara acilen, hemde kalp krizi geçirmiş bir hastanın iyileştirme çabası gibi adımlar belirgin olacaktır.  

AK Parti de, yukarıda arz ettiğimiz çalışmalarını hataları ve doğruları ile bugüne getirmiş ve ülkeyi huzur ve sükünete kavuşturmaya gayret etmiştir. 13 yıllık sürekli iktidar “çalışmayınca iş yapmayınca hata yapılmaz” kuralına göre olan AK Parti ise eksik olan hataları tespit  ile yeniden şahlanarak eski gücüne kavuşabilecektir..  

SONUÇ
En güzel dersler tarihten, geçmişten alınan derslerdir. Yeni teknoljinin egemen olduğu yeni sosyal medya denilen hem çok iyi, hem başa bela olan dönemeçte ve önemi gün geçtikçe ülkelerin kaderine rol oynadığı dönemdeyiz. 

Bölge halkının bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hatalar, devletin yöresel olarak hataları, yanlışları esasında karşılığı olmayan  terör örgütüne alan açtırarak  bölgenin Dindar, ülkesine bağlı olan halkı “oksijensiz “ bıraktırılmıştır. 

Yukarıda açıkladığımız gibi HDP ve MHP barajı aşan partiler olmuşlardır. MHP sorun olmuyor da HDP niye sorun oluyor. Cevap çok basit.  Fazla detaya inmeyeceğiz. HDP açık ve seçik bir şekilde orantısız yapılanmıştır.  Doğuda insana hayat hakkı tanımayacak şekilde alan oluşturması, tamamen ırkçı, insan canını kast edici uygulama ve  yaklaşımlar ve talepleri  ile yapıdaki birlikteliği sarsmıştır. 1970 ve 1980 yıllarındaki %80 oranındaki dindar oylar ne ol du da birden bire terör örgütünün yölendirdiği bir yapılanmaya dönmüştür ?

Biz buradan anlıyoruz ki “Koalisyonlar” asla ürün vermeyen sistemlerdir. Türkiye'nin tam manasıyla bağımsız ve İslam dünyasının, dünyadaki diğer tüm çaresiz kalan ülke ve halkların  ümidi bir ülke olmasını istemeyen dahili ve harici

Türkiye düşmanları, 17/25 darbesi, orantısız güçlenen paralel yapılar, dahili ve harici organizasyonları, Cumhurbaşkanlığının halk tarafından seçilmemesi için olağanüstü gayretler, olmadı demokratik post modern bir darbe ile HDP baraj aştırmak suretiyle AK PARTİ iktidarına son vermişlerdir.

ABD’ye uzanmaya gerek yoktur.  Örneklendirmek istersek, Koalisyonlardan büyük darbeler yiyen, bizim gibi bir Akdeniz ülkesi olan İtalya koalisyonlar’ın  oluşturduğu daimi istikrarsızlığı İtalya’da Başbakan Matteo Renzi ve hükümetinin hazırlayıp "Italicum" adını verdiği genel seçimleri düzenleyen yasa tasarısı mecliste kabul edilerek yasalaştı. 2016 seçimlerinde yürürlüğe girecek olan italicum, ülkede yasama ve yürütmeyi yavaşlattığı gerekçesiyle koalisyon hükümetlerindense tek bir siyasi hareketin beş yıllığına göreve gelmesini ön görüyor. Ülke gündeminde uzun süre yer tutan Italicum, yüzde 40’ın üzerinde oy alan parti ya da ittifakı tek başına mutlak iktidara taşıyor. Yasaya göre yüzde 40 ve üzeri oy alan siyasi hareket, Temsilciler Meclisi'nin yüzde 55’ine yani 630 sandalyeden 340’ına sahip oluyor. Seçimde hiçbir hareketin yüzde 40’ı aşamaması durumunda ise en yüksek oy alan iki parti arasında parlamentodaki çoğunluk ödülünü alacak hareketin belirlenmesi için ikinci tur seçime gidilecek. Italicum da, seçim barajı ülke genelinde tüm partiler için yüzde 3 olarak belirlenmiştir.

Koalisyon ismini zikretmeyi çok doğru bulmuyoruz. Tek başına iktidar doğal bir getiridir.

Ancak bu ülkeye yakışan, başkaca çözüm yollarına başvurmadan Türkiye'ye Başkanlık sistemine gidecek bir anayasa ile seçimleri yapacak yada İtalya’daki gibi sağlıklı bir seçim yolunu seçmek zorundadır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın