21.03.2019 05:29

Vicdan ve şeref, insan olanda aranır!

Vicdan ve şeref, insan olanda aranır!

Uzun bir zamandan sonra merhabalar. Daima ülkeme ve insanlığa faydalı olmaya çalışan, durumları her yönü ile ele alan bir vatandaş olarak; yaşanan Yeni Zelanda vahşetiyle alakalı köşemde yazmayı bir borç bilirim.

Türk-İslam dünyasının asırlardır nice zaferleri tartışmaya kapalı bir gerçektir. Lakin gerçekten layığıyla bu şanlı geçmişe sahip çıkarak geleceğe dair daha iyisini hazırlıyor muyuz olayın bu açısına bakmak gerekir. 

Cami saldırganının silahlarında fazlasıyla hayrete düşürecek detaylar yazıyor. Sadece mühimmatın üzerindekiler okunsa bile durum hemen anlaşılıyor. Viyana Kuşatmasından tutun, Balkan Savaşlarına kadar bazı söylemler mevcut. En çok dikkatimi çeken ise 'Türk Yiyici' yazmasıydı. Bu saldırıya hitaben yayınlanan bildirge, sadece saldırgana özel bir durum olmayıp genel olarak alenen ırkçı emperyalizmin amaçlarından söz etmektedir.

İslamı yok etme çabası ve İstanbul'un yeniden Hristiyanlarca hakimiyet altına alınma isteği gibi düşünceler, maruf bir şekilde dile getirilmiştir. İstanbul konusunu biraz detaylandırmak istiyorum. 

Peygamber Efendimizin feth müjdeleri içinde üzerinde en çok durdurduğu yerlerden biridir İstanbul.

Üzerinde fazlaca durulması, bu fethin sadece İslam alemi için değil; tüm dünya açısından maddi ve manevi kazanımların olduğu yer olarak açıklanabilir. 

İnsanlığa ışık tutacak kudsiyeti yüksek önemli yerler; 
Medine, Mekke, Kudüs, Şam, Semerkand, Kahire, Kûfe, Kaşgar, Tebriz, Buhara, Bağdat, Kurtuba ve İstanbul!

Hepsi her açıdan çok mühim. İstanbul ise Türkiye sınırları içerisinde bulunması dolayısı ile bunun zahiri sebepleri ve hikmeti vardır. Türkiye devletinin her anlamda üzerine düşen çok önemli görevleri vardır. 

Türkler birbirlerine daima çok tutkun oldular. Türklerin özellikle İslamiyet’i kabulünden sonra daha da bütünleşip öyle bir tamamlanmışlardır ki şanları artarak Osmanlı zamanında ise en geniş sınırlarına ulaşmasından hareketle, dünyanın birçok yerinde çoğu Müslüman kendisine Türk denmesinden onur duydu. Çünkü asıl mesele birebir millet değil, İslam'dı. Bizim Türk, Kürt, Arap gibi problemlerimiz aslında hiç olmamıştır. Yeni Zelanda’daki bu saldırıdan çıkarılacak birçok detay vardır.

Anlaşılacak ilk maddeler şunlardır;
Irkçılık insanı yiyip bitiren bir zehirdir.

İslam ile Türklük soyut değildir! 

Dış güçler bile bizi hep 'bir değerlendirirken kendi içimizde bir olamamak nasıl bir ironi? İşte bu sebeplerden dış mihraklar, asırlar boyunca bilenmiş kinlerle çeşitli zaman dilimlerinde nerede bir Türk ya da Müslüman varsa yok etmeyi düşündüler, düşünüyorlar. Batıl davaları için canla başla çalışıyorlar. Saldırıda yine görülüyor ki tarihimizi akıllarında bir bir dededen toruna tutmuşlar. Yayınlanan manifestonun, basit bir şekilde kaleme alınmadığı aşikar. Ve saldırının da bu zamanda yapılmasının altında tetikleyici farklı çirkin sebepler bulunduğu açık. 

İnsan katline, millet ya da din farklılığı asla sebep gösterilemez!!!! 

Faşizm ve ırkçılık kokan bu saldırı derhal aydınlatılıp gerekenler yapılmalıdır. 

Bu olayda mesele; insan dışılık, hırs, ırkçılık ve intikam duygusu temel unsurlardır. Bu sebeple İslam’a yönelik manipüle sözlerle siyasi arenaya malzeme yapılacak bir konu olamaz. Aksine tüm siyasilerin ve bürokratların bir araya gelerek konuşacağı ve icraat için neler yapılması gerektiğinin tartışılması esastır. Söz konusu vahşeti değerlendirebilmek, şuurla doğru orantılıdır. 

Bizim davamız çok büyük! 

Bunun idrakinden sanki yoksun gibiyiz. Bazen küçücük etkenlere gömülüp kalıyoruz. Büyük düşünüp söylemlerimizi ve davranışlarımızı da bu ölçüde geliştirmeliyiz. Hal bu iken kendi içimizde ihtilafa düşmenin nasıl bir açıklaması olabilir! 

Bazı durumlara istinaden daha önceki köşe yazılarımda defalarca belirtmiştim. İslam İşbirliği Teşkilatı ya da BMGK bizim sorunlarımızı çözebileceğimiz yapılar değildir. İİT bizim için yetersiz kalmaktadır. BMGK ise kuruluş zemin itibari ile nezdimizde güven duyulacak yer değildir.

Bizim, bizi biz yapan değerlerimizle daha büyük ve topyekûn kapsamlı kuruluşa ihtiyacımız vardır. Biz çok'uz ama bu çokluğun hakkını verip tamamen bir olamıyoruz. Sıkıntıların alt yapısı tam da bu noktada başlıyor. Biz, bir olamadıkça daha da parçalanıyoruz. Onlar, birleşmemizi asla istemezler. Çünkü birleşince neler yapabileceğimizi çok iyi bilirler. Bu büyük birleşmenin öncülüğünü yapacak olan ülke ise daha önce de belirttiğim üzere Türkiye'dir. Derin devlet aklının bu sorumluluğa haiz olarak çalışmalarını sürdürdüğüne eminim. İslam ülkeleri ile dirsek teması artırılmalıdır. Dünyanın birçok yeri umutla bize kenetli. 

Artık zaman daha da daralmıştır. Bu dar zamandan aydınlığa geçiş, kardeşlik ilkesiyle hareket edip bir olmakla mümkündür! 

Yeni Zelanda'da şehadete ermiş kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.