Irak'taki olaylar mezhep savaşı, cihat mı yoksa ırkçılık mı?

Irak şu anda tam bir bölünme haline geldi. Ülke fiili olarak üçe bölünmek üzere. Üstelik çok acımasız birbirine düşman kesilen iç savaş ve kardeş kavgasıyla.
Bir de mezhep iddiasının düşünülmesine maşa olan İslam alimlerinin savaş fetvası vermesi bir başka kışkırtıcı rol oynuyor. Halbuki Kuran ahlakının tebliğ ettiği barış çağrısı yerine savaş çığlıkları atılır ve İslam'ın adı acımasız, zalim görüntü verilmesine, İslamafobi’ ye sebebiyet vermekte ve mevcut fitneyi körüklemeye neden olurlar. Oysa bir İslam aliminin yapması gereken her zaman barışa davet olmalıdır ve fitneyi yatıştırmak olmalıdır. Bu amansız iç ve kardeş savaşını sonlandırmak için gayret edilmelidir.

ABD Irak’ı 2003 de işğalı zamanı Felluce, Ramadi, Tikrit ve Musul başta olmak üzere neredeyse sınırsız bir özgürlük içinde, her türlü yöntemi kullanarak, şüphelileri dahi terörist sayarak operasyonlar gerçekleştmesi ve sonuçta saldırılarda direnişçilerden çok sivil halk zarar gördü. Dolayısıyla Güz operasyonları sanılanın aksine seçim sonrası Irak’ta kaos ortamını hazırladı. Amerika’nın böylesine kuralsız hareket etmesi Irak’ta direnişçilere ve teröristlere güç verdi, zeminlerini genişletti. Oysa Saddam devrildiğinde başta ABD ve Irak halkı olmak üzere bir çok kişi artık her şeyin yolunda gideceğini düşünmüştü. Ancak  gitgide şiddetlenen mezhep kavgaları tüm bölgeyi tehdit eder hale getirdi.  

Sünnilerin çoğunluğunun yaşadığı batı, orta ve kuzey kesimlerinin şehirlerini "Irak Şam İslam Devleti" adlı örgüt ele geçirmeye başladı. IŞİD, ele geçirdiği şehirlerde Şiilere yönelik şiddet uyguluyor. Her geçen gün ülkenin farklı noktalarından vahşet ve zulüm haberleri geliyor.  Ramadinin ardından Musul ve Tikrit de belirli bölgelerini ele geçerek şimdi Bağdat'a doğru ilerliyor. Bağdat’ın ise güneyi Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler.

Peki mezhep savaşlarını körükleyen, sözde İslam adına hareket ettikleri iddiası içinde olan IŞİD terör örgütünün aslında fikri altyapısı nedir ve IŞİD kimdir?

Irak savaşı sırasında Buş yönetiminin, ardından başa getirilen Maliki’nin mezhep kavgasını körükleyen yanlış idaresi nedeniyle Sünni direnişe –radikal bile olsa- taraf olan bir halk var orada. Çünkü o topraklarda Sünniler, Kürtler, Türkmenler çok ezildiler. Şimdi mezhep çatışmalarını körükleyen terör örgütü  "Irak-Şam İslam Devleti" (IŞİD) nedeniyle bir de o toprakları yerle bir etmek çözüm değil. Kendisini sözde İslami bir grup olarak gösteren ancak İslam'ın taşıdığı yüksek ahlaki değerlerden uzak olan bu örgüt, Şii Müslümanlara yönelik terörist saldırılarıyla tanınıyor. Ancak, El Kaide bağlantılı IŞİD'in iç yüzü ve terörist saldırılarının gerçek fikri dayanağı, Irak İçişleri Bakanlığı tarafından örgütün lider kadrosunun isimlerinin açıklanmasıyla gün yüzüne çıktı.

Örgütün lider kadrosunu fotoğraflarıyla birlikte yayınladığı Irak İçişleri Bakanlığı, bu kişilerin ortak özelliklerinin Saddam Hüseyin döneminde Irak ordusunda görev yapmaları olduğunu vurguladı. Ebu Ayman El Iraki, gerçek adı Velit Casim olan Ebu Ahmed El Alvani ve gerçek adı Samir Muhammed olan Hacı Bekir bu liderlerden bazıları ... Hepsi de Saddam dönemindeki Baas rejiminin şiddet kültürü ile yetişmiş isimler.
BAAS Partisi ise, bildiğimiz gibi, sol bir partidir ve Arap sosyalizmini savunur. BAAS'ın İslam'ın yüksek değerleriyle hiçbir bağlantısı yoktur

Yani, Saddam dönemde yetişen bir kısım askerler üzerlerindeki BAAS üniformasını çıkarıp bunun yerine sözde İslami bir görünüme bürünerek yoğruldukları şiddet kültürünü aynen uygulamaya devam ediyorlar. Dün BAAS için kuzeyde Kürtleri öldürenler, bugün IŞİD için sözde din adına cinayet işliyorlar.

Aynı etkiyi bugün Suriye’de de görmek mümkün. Suriye’de Nusayrilerden oluşan bir yönetim kadrosu olduğu doğrudur. Ancak Suriye’de yaşananları Sünnilerin Nusayrilerilere karşı ayaklanması olarak değerlendirmek son derece yanlış olur. Ayaklanmanın nedeni yöneticilerin mezhebi değil, halkına zulmeden baskıcı bir rejim 'uygulanmasıdır. Irak’ı yıllarca zulmü ile inleten Saddam’ın BAAS Partisi ile Suriye'de devlet terörü estiren
Esad’ın BAAS Partisi ortak bir ideolojiye sahip kommunist partilerdir.

Esad yönetimi Şii İslam’ın yüksek ahlak özelliklerini sergilemek yerine, BAAS’ın zalim yöntemlerini kullanarak Suriye halkının gözünde artık itibarını ve meşruiyetini kaybetmiştir.

Suriye'de akan kanın Nusayrilik ya da Şiilik ile bir bağlantısı yoktur. Çünkü Alevi, Sünni, Caferi, Maliki ... her İslam mezhebinde, insan Allah'ın ruhunu taşıyan kutsal bir varlıktır. Bunun aksini savunan, dinde var gibi gösterilen bazı yobaz kaynaklı gerçek dışı açıklamalar ise, İslam dininin insana bakış açısını asla yansıtmaz. Ancak görüldüğü gibi, mezhep ayrılıkların bölgede kargaşa, savaş ve terör ortamı oluşturmak isteyenlere büyük avantaj sağlarken, Müslümanların savaş, ölüm riski, açlık, soğuk gibi çok zor şartlarda yaşam mücadelesi vermesine neden olmaktadır.

Üstelik bazı Müslümanların da fitnelere, kışkırtmalara kapılarak mezhep ayrımından kaynaklanan katliamları destekleyen yobaz açıklamalara, sahte hadislere itibar ettikleri bir başka beladır. Öyle ki bağnaz hocalar  Kuran’da - İslam'da  hiç bir şekilde olmadığı halde farklı mezhep ve dinden olanlara yönelik katliamların sözde caiz olduğu yönünde fetvalar vermişlerdir. Oysa Allah Kur'an-ı kerimde "Dinde zorlama yoktur ..." ayetiyle insanların inançlarını zorla değiştirmeyi Müslümanlara yasaklamıştır.!!

Tüm bu verilerin ışığında bir mezhep savaşından bahsedilebilir mi? “Büyük Kürdistan” hayali, ırkçılık politikası temel neden olabilir mi?

Irak bildiğiniz gibi esasen arap, kürt ve türklerin yaşadığı bölge. Şu an bunların üçünün’de bir birilerine düşman olmalarını isteyen, özellikle Iraklı Kürtleri savaşa ve işgala sürükleyerek bağımsız olmak ve neticede bunu fırsat olarak görmeleri bölgede etnik grupların iç savaşını daha da ateşliyor.

Ortadoğu’da bulunanlar  bir asırdır bu bölgenin paramparça olmasını istiyorlar. Çünkü çıkarları için Irak’ın üçe bölünme fikirleri, daha Irak 2003’te işgal edilirken ortaya atılmıştı.Çünki Amerika Buş dönemi gerginleşen Ortadoğu topraklarında İsrail kibi yani yeni bir “dost ülke” planını uygulamaya koydu. Aslında plan eskiydi. Fakat 1979 devrimi bir anda dost İran’ı devreden çıkardığı için, karmakarışık olan Irak ise eski müttefik görevini yapamaz olduğu için Amerika’ya, Ortadoğu’nun kilit noktasında bir müttefik gerekiyordu. Bunun için en iyi aday Kürtlerdi.

Kürtler, etnik olarak 4 ülkede yoğundurlar. İran, Irak, Suriye ve Türkiye. “Büyük Kürdistan” hayalinin ilk aşaması Irak’tan koparak otonomluğunu ilan eden Kürtlerle uygulamaya konulmuştur. Irak bu bölünmenin bedelini ağır ödese de, ama otonomluk referendumunu dillendiren ve Irak petrolünü elinde tutan Erbil yönetimi durumdan çok memnundur. Amerika da öyle. Oysa Irak Kürtleri güvenli bir gelecek için önce komşuları ile anlaşmaları gerektiğini unutuyorlar.

Bundan başka Suriye’de ise PYD geçtiğimiz aylarda Kürt bölgesinde özerklik ilan etmiştir. Amerika’nın hedefindeki planın ikinci aşaması gerçekleşmiş gibi görünse de aslında durum öyle değildir. Çünkü ülkedeki Kürt halkı hem PYD, hem Esad, hem de IŞİD birlikleri tarafından sistematik olarak şehit edilmektedir.

Bundan başka Irak’ta 2,5 milyon civarında Türkmen yaşamaktadır. Telafer, Musul, Erbil, Kerkük, Tuz ve civarı belli başlı Türkmen yerleşim bölgeleridir. Irak’ın Türk hakimiyetinden çıkışından 1990’lı yıllara kadar Türkmenler sürekli olarak baskılarla hatta katliamlarla karşılaşmışlardır. Şu an yeniden tarih tekrarlanıyor. Kerkük’teki gerginlik halen devam etmektedir. Gerginliğin bir çatışmaya dönme ihtimali Türkmenler için yeni bir risk oluşturmaktadır. Zira Türkmenleri koruyacak bir gücün olmaması ve Irak güvenlik güçlerinin yetersiz kalması, Türkmenler açısından tedirginlik yaratmaktadır.

Bundan başka IŞİD’in ilk hedefinin Türk konsolosluğu olmasının derininde, pek çok yönden Türkiye’ye bir uyarı idi. Elbette buna bir karşı saldırı ise hata olurdu. Ama Musul ve Kerkük Lozan anlaşması ile Türkiyeden ayrılan Misakı Milli sınırları içindeki bölgeler. 1926 Ankara anlaşmasına göre Musul’da garantör ülke hala Türkiye.
 
Bu şehirler petrol açısından da çok zengin. Özellikle de Musul. Irak, dünya ham petrol rezervlerinde (çıkarılabilir rezerv) 143,1 milyar varille üçüncü sırada. Şiası, Sünnisi, Kürdü, Arap, Türkmen'I bir sözle herkese yetecek kadar yeraltı zenginliğine sahip Irak.

Dolayısıyla cihat çağrısı yapılması doğru bir tutum değildir. Bu çağrı ve fetvalar, Irak halkını daha çok kan dökmeye neden olacak bir ruh haline sürüklüyor. Her şeyden önce cihat fetvalarının tamamı kaldırılmalı. Müslümanları ve İslam ülkelerini ateşe atacak çağrılır yerine, barıştırmak, kardeşlerin arasını bulup uzlaştırıcı olmak önemli.  Bu savaşı durdurmak, kardeşliği ve en büyük eksiklik olan sevgiyi yeniden hakim kılmak hepimizin görevi olmalıdır. Karmaşa ve kışkırtıcı yazılardan ve İslam adına verilen fetvalardan kaçınmak gerekir. Yoksa bu fitne ve bela tüm bölgeyi ve tüm İslam dünyasını sarabilir... Allah korusun.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın