03.06.2019 20:21

Bayram

Bayram

Değişen dünya düzeni, dijitalleşmeye doğru devam eden toplum yapısıyla birlikte gelenekselleşen bayram kültürü de farklı bir boyut kazanmış durumda. Yüzyıllar boyunca var olan kültürü nesillere aktarmak için araç olarak görülen geleneklerimizin, her geçen gün farklı anlamlar kazandığına, kimi zaman da yavaşça yok olarak kaybolduğuna şahit olmaktayız.

Nerede o eski bayramlar denildiğini duyar gibiyim…

Gerçekten nerede o eski bayramlar?

Geceleyin yeni aldığı kırmızı rugan ayakkabıları ile heyecandan uyuyamayan küçük kız çocuğu nerede?

Sabah olunca babası ile bayram namazına gitme heyecanını yaşayan o küçük çocuk nerede?

Nerede yok olan değerlerimiz?

Bayramda medya bile tek ses olup ‘Bayram Gazetesi’ni çıkarırken, biz hangi ara bu kadar bağımsızlaştık. Hangi ara ‘Ben Devri’ni yaşamaya başladık?

Sabah olunca erkenden kalkılır yeni kıyafetler giyilir, bayram kahvaltısı yapıldıktan sonra çocuklar kapı kapı şeker toplamaya, topladıkları şekerleri mahalledeki diğer arkadaşları ile paylaşmaya dönerdi.  En büyük mutluluk, konsol oyunları değil, mahalleye gelen salıncaklara binmekti. Salıncağın gıcırdayan sesi ile sıra olan çocuklar heyecan ile sıranın kendilerine gelmesini beklerler.

Şimdi kapıyı çalan çocuklar da yok, göndermeye güvenebileceğimiz bir kapı, bir toplum da yok...

Mesela bayram mesajı diye bir kavram yoktu. Hiç konuşmadığımız insanlara toplu, bir o kadar samimiyetsiz mesaj göndermek yerine, el öpmek, bayramlaşmak kavramları vardı.

Arefeden önce bayram hazırlıkları başlar, akraba, eş dost, konu komşu bir araya gelip yardımlaşır, temizlikler yapılır, baklavalar açılır ve bayram günü gelince herkesin hatırasında ve damağında yer edinmiş olan cevizli baklavalar ikram edilirdi.

Büyüklerimiz, değerlerimiz evden çıkmaz, küçükler kapı kapı gezerek onları ziyaret eder, hatır sorarlardı.

Küçük ama büyük mutluluklar. Bugün çok şeye sahip olmanın getirdiği büyük mutsuzluklar içindeyiz.

Bayramlar değişti tabii, ama değişen bayramlar ile birlikte bizlerde değiştik. Eski bayramlara derin özlem duyulması hiç şüphesiz sebepsiz değildir, insan hep sahip olmadığı şeyin peşinden koşar, onu elde etmenin getirdiği mutluluk ile yaşar. Bugünlerde hepimize lazım olan, bir tutam samimi muhabbetin yüzümüzde yayacağı derin sıcaklık. O sıcaklık kimi zaman babaannenizin dizine yattığında, ellerinin saçlarınızın arasında gezmesi ile kimi zaman bir çocuğun ışıldayan gözlerindeki sevgi dolu bakışlar ile gelmektedir.

Yani...

Eskiden bayramların bir manası, bir değeri vardı. Şimdi hepimiz izinlerimizi birleştirip bayram tatili derdine düşme, gittiğimiz o tatilden çekilen milyonlarca fotoğraf ve videolar ile yapay anılar biriktirme peşindeyiz. 

Eskiden çok az fotoğraflarımız ama bir o kadar çok anılarımız vardı. 

Mutsuz muyduk peki?

Peki ya şimdi? Mutlu muyuz?

Ne demiş Nietzsche;
Az şeye sahip olanın, köleliği de az olur, yaşasın asil yoksulluğum.

Az şeye mi sahip olursunuz, çok şeye mi, hangisi ile mutlu olursunuz bilmem ama sahip olduğunuz şeylerin farkına varıp, onlara sarılmanızı, hatta hiç bırakmamanızı temenni ederim.

Nefes almak için kaçtığımız tatillerimiz, dönüş yolunda kaybettiklerimizin ağırlığı ile bizleri nefessiz bırakabilir.

Herkese sevgi dolu bayramlar dilerim..