Hasan İsmail Tuğ

Hasan İsmail Tuğ

Cehaletiyle övünmek bir hastalıktır

Bizim ülkemizde cehaletiyle övünen insan sayısı ortalama değerlerin çok çok üzerinde... Bu kitlenin temel motivasyonu tatminsizlik. Genelde kendi hayat standartları dışındaki konularla ilgili sıkıntıları vardır ve bu anakronik durum bireysel rahatlama aracına dönüşmektedir.

Bu insanlar, kendileri dışında herkesin yanlış yaptığını düşünürler. Ve diğerlerinin başlarına her ne geliyorsa müstahaktır. Ben demiştim! diye başladıkları her cümlede histeri ötesi bir haz duyarlar. Çünkü; aslında çok umurlarında olmayan insanların hata yapıkları düşüncesinden gizli keyif alırlar.

Bir kamu hizmeti yapıp, bu kendinden geçercesine sağa-sola çemkiren insanları deşifre edeceğim! (Düşüncelerime katılanlardan çok nefret edenlerin okumayı tercih ettiği bir köşe yazarı olarak gelen övgü ve sövgüleri peşinen kabul ettiğimi bildiririm.)

-Sahip oldukları gayrimenkulleri, üst düzey bir memur maaşı seviyesinde kiralarlar ama asgari ücretten en çok şevkacı kesim olmayı da başarırlar. Tabi bu fahiş ücret talebini ekmeğe, bilemediniz domatese gelen zam ile açıklamaya kalkacak kadar da pişkindirler. Bu arada kuvvele muhtemeldir ki; kira sözleşmelerinde yazan rakamlar vergiye tabi olma sınırının hep altında tutulur.

-Vatan koruma hizmetini yüklediği gençlerden hayatını feda etmesini ister ama aynı gencin kendi yaşadığı şehire göç etmesinden nefret ederler. Kendisi göç ettiği halde başkalarının göç etmesinden şikayetçi olmak açıklanabilir birşey değil. Nihayetinde İstanbul veya herhangi bir metropolde, o şehirlerin yerlileri sayısal olarak azınlık konumundadırlar.

-Petrolün ve doğalgazın başka ülkelerden alındığını bildikleri halde, bu ülkenin tabanını petrol denizi zannedip yüksek akaryakıt fiyatlarına veryansın ederler. (Ki kısmen haklıdırlar çünkü akaryakıt ve türevleri ülkemizde gerçekten vergi yükü dolayısıyla oldukça pahalıdır.) Fakat; devletin işveren statüsünde olmasını talep edenlerin yüksek vergileri dert edinemeye hakkı yoktur. Kamuda ihtiyaç fazlası istihdam edilen her görevli topluma vergi yükü olarak yansır.

-Dünyanın çağ atladığı dönemlerde fabrika açılsın diye tuttururlar. Fakat dış ticareti ülkeyi satma hadi bilemediniz kültür emperyalizmine teslim etmekle açıklarlar. Ki; onların zaviyesinden oldukça tutarlı ve bilimsel bir açıklamadır. Fakat; ürettiğini satamayan bir toplumun iflas edeceğini hiç hesap etmezler.

-İstabul'da fındık üreticisi, pamuk üreticisi, işçi, madenci diye bağıran siyasetçiye gülmek bile akıllarına gelmez. Yine aynı siyasetçinin partisinin kullandığı, buram buram faşizm kokan seçim şarkısına boğazları yırtılırcasına katılırlar. Normal bir ülkede, normal bir sanatçının (bırakın sosyal demokratlığı falan) asla kabul etmeyeceği, aşağılayıcı dizeleri okuyan sanatçıya en iyi ihtimalle "bu olmadı" demek akılarına gelmez. Ajda Pekkan ve Sezen Aksu ise konuştuklarına pişman edilir. Hem sanatın ve sanatçının satın alınanı makbuldur. Nihayetinde liberal ekonomik model bu, yapacak birşey yok!

-Nazım Hikmet gibi beynelminel bir şahsiyeti ülkesinden eden, anasından doğduğuna pişman eden kişilerin kim olduğunu merak etmedikleri gibi; Nazım ve Nazım'ı ülkesinden eden zihniyeti aynı etkinlikte buluşturabilirler.

-Ülkenin geri kalmışlığını dert edinmedikleri gibi yapılacak her yeni icraata rant oluşacak diye karşı çıkarlar. Elbette rant ekonomisi oluşacak hatta oluşmalıdır ki ülke kalkınsın çehresi değişsin. Ölümüne savundukları militarist kaynaklı anayasa metni liberal ekonomik modeli kabul etmiş bir metin olduğunu nasıl anlamadıkları ise başka bir muammadır. Hem nalına hem mıhına olmaz ki! Matbaanın sosyal yaşamımıza girmesini engelleyen kesimle, bu kesim arasında yobazlık değeri açısından önemli bir fark yoktur.

-Modern çağın en büyük sermayesi olan zamanın etkin kullanımını engelleyen ulaşım hizmetlerinin yenilenmesine bile karşı çıkacak kadar biçare duruma düşmüşlerdir. Diyecek çok birşey yok. Duble yolları, kirli bir savaşın ön hazırlığı olarak gören mümtaz şahsiyetin ve savunucularının "Dersim" konusunda lal kesilmeleri kendileri için oldukça ağır bir işkencedir. En azından bu konuda vurmayayım onlara...




Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın