Lokman Adil Arıcı

Lokman Adil Arıcı

Soru sormadan gelecek olur mu?

İnsanoğlu yaşamı boyunca hatta ilk insandan bugüne ve bu günden geleceğimiz insan, hayvan yeryüzü, gökyüzü, uzay ve diğer bilinmesi gerekenlerin bir adım ileri gidebilmesi için gerekli olan tek şey sa
Bu konu hakkında yazısı olan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan hocamızın yazısı sanırım okuyucularıma yeterli olacaktır.

Anormal bir durumun normal hale gelmesi ve gündelik yaşamın içerisine yerleştirilmesi aslında bir trajedidir. Trajedinin sıradanlaşması ise “ultra, ekstra, öz, has, süper, hiper trajedi” gibi kavramlarla nitelendirilebilir.

İstediğinizi seçin. Bunun anlamı “anormallik halinin normalleşmesidir”. Vakanın ilerlemiş halinde, hiçbir şey şaşırtıcı olmaz, üzüntüler derinleşmez, sorgulama bilinci yitirilir. Kimse, “neden” sorusunu sormaz!

Cevapsızlık, özünde sorusuzluk kültüründen gelir. Soru sormayan toplumların cevapları da olmaz. Oysa olana bitene, gelene gidene, ölene kalana ilişkin soruları olması gerekir insanın. Sormak, var olmaktır !. Sorunun cevabı da olmayabilir. Aramak, bulmayı gerektirmez. Sadece aramak bile, zaten başlı başına bir meydan okumadır; güncel bilginin sefaletine, yaşamın tek düzeliğine, kaderin hükümranlığına ve belki günün geceyi takibine. Sormak, zihnin efendisi olmaktır. Onu tutsak olduğu, kalın duvarlı küçük odanın dışına taşımaktır. Verili bilgiyi sorgusuzca kabule ve anormalin sıradanlığına direniştir.

Sıradanlaşma bir hastalıktır da. Kitlesel ölümler, hastalıklar, çatışmalar, suikastler, işgaller, soykırımlar, krizler, yozlaşmalar, ahlaksızlıklar, yoksulluklar normalleşerek sıradanlaşabilir. Bir çocuğun açlıktan ölümü, yağmurun yağışına, nehrin akışına benzeyebilir. Bir terör eyleminde yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi ya da terörle mücadele edilirken! yüzbinlerce insanın dava uğruna yok edilmesi kanıksanabilir. En sıra dışı durumlar gündemi işgal edemez; sorgulanamaz hale gelip, sessiz bir kabulle karşılanır. Kısaca alışılır.

Alışılan şey ise çekiciliğini yitirir. Önce medya terk eder gemiyi, sonra izleyiciler, bilim adamları ve siyasetçiler. İlgi başka yönlere kayar, yeni popüler konular vitrine sürülür. Alışıldık konu, yeniden sıra dışı bir ambalajla gündeme gelene kadar unutulmaya bırakılır. Ne de olsa “gün, yeninin günüdür”. Yeni bilgilere, değişimlere, anılara yer açmak adına eskinin boşaltılması gerekir.

Lakin bu boşaltma hiçbir zaman bilgisayardaki “sil” tuşuna basmaya benzemez. Zira hiçbir konunun bütünüyle ve sonsuza dek çöpe atılması mümkün olmayıp, özenle bohçalayıp çeyiz sandığına yerleştirilmesi söz konusudur.. Modası geçen giysilerimizin yeniden cazip hale gelmesi gibi, konular da mutlaka tekrar girecektir yaşamımıza, ufak tefek değişikliklerle birlikte. Uçuşan etekler, dar paça pantolonlar, emperyalist dış politikalar, ince topuklu pabuçlar, ideolojik çarpışmalar, devletler arası egemenlik çatışmaları, nostalji albümleri, yaprak sarma ve kaburga dolması, El Kaide, mavi yeşil göz farları, takma kirpikler, silahlanma yarışları, uzun saçlı-bıyıklı erkekler (hepsi olur buna itirazım var!) sıradadır.

Bu süreç, “bilginin doğuşu, geniş kitleye açılması, ilgi toplaması, yenilerle rekabete girmesi, sıradanlaşması, ilgiden düşmesi ve sandığa kilitlenmesi” ile şekillenen bir gelişim çizgisini yansıtır. Tarihin akışı hızlandıkça, sürecin kısalması kaçınılmazdır. Jack Trout’un “Yeni Konumlandırma” adlı kitabında, bakın ne tür veriler kullanmış;

•Son 30 yılda daha önceki 5000 yılın toplamından daha fazla bilgi üretilmiş.

•Tüm basılı bilgilerin toplamı 4-5 yılda bir 2 katına çıkmakta.

•Newyork Times’in tek bir hafta sonu ekinde yer alan bilgiler, 17. yüzyılda yaşayan bir İngiliz’in tüm ömrünce topladığı bilgilerden daha fazla.

•İngiliz dilindeki sözcük sayısı Shakespeare dönemindeki sözcüklerin 5 katı.

•Öğrendiğimizi sandığımız şeylerin %80’i ilk 24 saat içinde unutuluyor.

Kıssadan hisse, anormallerimizi normal kılan şey, bilginin fabrika usulü kitlesel üretim ve kitlesel tüketim mantığıyla piyasaya sürülmesi. Bilmeliyiz ki, bugün çok önemli gibi görünen siyasi ilgilerimiz, öfkelerimiz, alışkanlıklarımız, coşkularımız, heveslerimiz, iyilerimiz, kötülerimiz, öcülerimiz, şeytanlarımız hepsi sıradanlaşıp yakın zamanda sandığa kilitlenecekler. İnsanlar kısa süre sonra başka nedenlerle savaşıp, başka nedenlerle ölecekler. Biz mi? Belki bir gün soru sormayı öğreniriz kim bilir. En azından “neden?” deriz. Cevabı olmasa da olur.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın