Mücahit Ak

Mücahit Ak

Utanmayı bilmeyen adam!

Günler geçiyor, aylar mevsimler değişiyor, ağaçlar yeşeriyor, yapraklar düşüyor ve kuruyor, takvimler değişiyor fakat o hiç değişmiyor. Kim mi o? Biraz eskilere gidelim…
Utanmayı bilmeyen adam!
Mücadeleci kişiliğiyle dikkat çekiyordu. CHP’nin çekirdeğinden yetişmiş, kendine has üslubu ile farkındalığını ortaya koyuyordu. Yalova’da farklı STK’lar üzerinde yapmış olduğu çalışmalarla yıldızı parlamış ve Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından listeye konularak Yalova Milletvekili seçilmişti. Artık onun için Ankara’da siyasi arenada boy gösterme zamanıydı…

2002 senesiydi… Ankara’da bir süre kurtlar kazanında sessiz kalmayı tercih edip, ortalığı tanımaya çalışmıştı. Üstelik lider Deniz Baykal’dan da çok korkuyordu. Adeta liderimin yanlışı benim doğrumdan daha doğrudur edasıyla çalışmalarını yapıyor ve 2007 seçimlerinde yeniden Milletvekili listesine konulmayı başarıyordu.


Yıldızı parlamaya başladı…

2009 senesinde iktidar partisini eleştirdiği 10 dakikalık videonun yayılması ve milyonlarca izlenmesi sonrası yıldızı parladı. Partisinin Grup Başkanvekilliği görevine dahi getirildi ve uzun yıllar o görevi de başarıyla yürüttü. Özgüveni artık yerindeydi. Ankara’ya ilk geldiğindeki acemiliğinden eser kalmamıştı şimdi…

Kendisi üzerinden siyaset oluşturuluyor, farklı kulislerin içinde kendini buluyordu. Bir keresinde dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın muhalifleriyle toplantılar yapması ve bunun açığa çıkması üzerine telefonunu 3 gün kapatıp köyüne saklandığı dahi konuşuluyordu.


Deniz Baykal istifa etti!

2010 senesinde kaset kumpası dolayısıyla CHP Genel Başkanı Deniz Baykal istifa etmişti. Yerine ise yeni Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu geçmişti. O da yıldızı parlayan bir isimdi… Bizimkisi ise Grup Başkanvekilliği görevine devam etti. Baykal’a dikilemedi ama yeni Genel Başkana dikilebilecek her türlü altyapıyı oluşturmalıydı. O büyük gün geldi ve bizimki Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip çıktı. Kılıçdaroğlu 740, bizimki ise 415 oy aldı. (18. Olağanüstü Kurultay) Kendisiyle görüştüğüm zamanlarda hep kararlı, inatçı ama dediğim dedik tavrını da gözlemleme imkanı buldum. Mücadeleci dedik ya işte, pes etmedi bizimki…

36. Kurultayda yeniden aday oldu. Bizimkisi mükerrer imzalardan dolayı yeterli sayıyı bulamadı. Kılıçdaroğlu sorunu çözünce, bize bağış mı yapıyorsun denilerek kavga çıkardı. CHP’lilerin en sevdikleri ve saygı duydukları isimlerden biri olan benim de örnek aldığım bir büyüğüm olan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı ve o dönem Divan Başkanı olan Yılmaz Büyükerşen’e bağırma cürretinde bulundu. Delege de gereken cevabı verdi. Bu sefer de Kemal Kılıçdaroğlu 790, bizim ki 447 oy aldı.


Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı…

Ekmeleddin İhsanoğlu vakası sabitken CHP bu seçimlerde daha dikkatli olmalıydı fakat vakit de daralıyordu. Saadet Partisi, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül üzerinde İYİ Parti ve CHP’nin uzlaşmasını istiyordu. İYİ Parti tepkili CHP ise sessiz kalmıştı. Tam da bu sessizliğin üzerinden kendine alan açtı bizimki! Toplumda da karşılığı vardı… Kulislerde denildi ki, ‘’Cesur yürek, kendisini destekleyen 30’a yakın Milletvekilinin imzası ile Cumhurbaşkanı Adayı olacak.’’ İddia CHP için korkunçtu, bölünmeydi ve ciddi problemlere yol açılabilirdi. Bu sefer sağdan da oy alabilecek İlhan Kesici’nin adı gündeme geldi fakat bizimki bir kez gedik açmıştı ya; yürüdü gitti oradan! İstediğini de elde etti.


Bizimki Cumhurbaşkanı Adayı!

CHP Genel Başkanı’na rakip olmasına rağmen, CHP Genel Başkanını sık sık eleştirmesine rağmen Türk siyasetinde eşine az rastlanır bir durumla karşı karşıya kalındı ve CHP Genel Başkanı tarafından adaylığı açıklandı. Sahaya çıktı… Baştan ilan etmişti, ‘’Eğer seçimi kaybedersem beni Cumhurbaşkanı Adayı yapan Genel Başkanımın karşısına rakip olmam.’’ Sıkıntılar aşılmış ya da aşılmış gibi yapılıyordu.

Bizimkinin söylemleri, eleştirileri halkta karşılık buldu, adeta bir akım başladı. O arada partilerin Milletvekili Adayları açıklanmış ve bizimkisine yakın hemen hemen tüm isimler tırpanlanmıştı. Partiye aykırı şekilde 20 Milletvekilinin imzasıyla ben Cumhurbaşkanı Adayı olacağım diyen bir kişiye partinin ne yapması beklenilirdi ki! Bizimki, siyasi hayatının zirvesini yaşıyordu fakat seçim bitti ve çöküş dönemi başladı!


Adam kazandı beyler...!

Seçim bitti ve o gece herkes seçimin 2. Tura kaldığını düşünüyordu ama bizim ki kayıptı. 1 oy bile çaldırmayacağım diyen, sandıkların başında bekleyeceğiz diyen cesur yürek ortada yoktu. Ertesi gün ise çıktı, partiden veri akışı olmadı vs. diyerek partisini suçladı. Kendisi birçok kesimi hayal kırıklığına uğratmaya devam etti ve dedi ki, ‘’Seçim sonuçlandı. Adam çaldıysa 3 çaldı 5 çaldı, milyonlarca oy mu çalacak’’ dedi. Hani 1 oyun kıymeti vardı? Eğer çalındıysa hani çaldırmayacaktın?


Siyasi nezaketsizliğin kitabını yazdı…

Eğer seçimi kaybedersem karşısına aday çıkmam dediği Kemal Kılıçdaroğlu ve her iki isimin eşleri yemekte buluştu. Yemek sonrası çıkıp bizim hırslı, kavgacı ve uyumsuz adam açıklama yaptı ve dedi ki, ‘’Genel Başkana Onursal Başkanlık teklif ettim. Eğer kendisi hayır derse örgüt bu işi çözer.’’

Bu cümlenin anlamı argoda şudur: ‘’Onursal Başkanı olarak ben senin hukukunu korurum. Sağda solda süs bitkisi gibi kalırsın, saygınlığını koruruz. Yoksa kusura bakma seni ezeceğim ama ben iyi adamım ezmek istemiyorum, ben seni ezmeden koltuğunu bana teslim et’’ demektir.

Hanımlarla yenilen özel ve dostça yemeği ifşa etmesine mi yanmalı, yaptığı etik dışı açıklamaya mı üzülmeli bilemiyorum. Bizim hırslı, kavgacı ve uyumsuz adam imza toplamaya başladı fakat yeterli sayıya ulaşamadı. Karşısındaki Genel Başkan ise imza atan İlçe Başkanlarıyla ilgili sonraki süreçte hiçbir yaptırım uygulamadı. Adeta siyasette ahlakın dersini veriyordu!


İBB Adayı olmam diyordu, ona da yeltendi!

Ben %30 barajını aştım, topluma umut verdim, bir sonraki dönem yeniden Cumhurbaşkanı adayıyım diyordu. Onun hırçın tavrı oysaki toplumda Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin tarzına ihtiyacı doğuruyordu. Adı İBB adaylığıyla anıldı, kesin bir dille yalanladı çünkü Cumhurbaşkanı Adaylığı düşündüğünü söylüyordu. Oysaki Genel Başkanımın karşısına rakip çıkmam deyip rakip çıkmaya yeltenen kişi İBB adaylığı da düşünebilirdi. Koltuksuz kalmış ve beklentisinin de koltuk olduğu ortaya çıkmıştı. Kitleleri yanıltmadı ve açıklamasını yaptı. İBB adaylığı için şartı şuydu: ‘’39 İlçeye sandık koyarız, örgüt kimi isterse o aday olur’’ diyordu. Yani popüler olduğu için örgütün kendisini seçeceğinden emin bir şekilde İBB Başkan Adaylığına yeşil ışık yakmıştı.


Ekrem İmamoğlu Aday ve Başkan oldu…

Bizimki yakın çevresine konuşuyor ve duruma ateş püskürüyordu. Partisindeki adaylardan rahatsızdı fakat seçimin başarısızlığını üstümüze yıkarlar konuşmak doğru olmaz, seçimden sonra konuşacağım mahiyetinde cümleler kurduğu söyleniyordu. İmamoğlu geldi ve kavga dilini benimsemedi! Basına çatmadı! Partisiyle ya da Meclis Üyelikleri belirlemeyle alakalı çatışmaya girmedi! Seçim gecesi ortadan kaybolmadı! Millet İmamoğlu’nu tanıdıkça bizimkisinden soğudu, böylece Kılıçdaroğlu bir taşla kuş katliamı yaptı… Seçim sonuçlarında ise CHP adeta tüm ülke de şahlanışa geçti…


Rüzgarı bitmiş, esamesi okunmuyordu!

Gizemini, inandırıcılığını ve saygınlığını kaybetmişti. Çöküş dönemine başlamıştı fakat bunu kabullenmiyordu. Hırsları, istekleri bitmek bilmiyordu. Kalbini kırmadığı bir tane insan kalmamıştı. Alan açmakta usta olan bizim oğlan, Rahmi Turan’ın yazısı üzerinden yine bir mağduriyet doğurdu. Talat Atilla kaynağı açıklamadı, belirsizlik hakimdi fakat bizimki kararlıydı. Çıktı dedi ki, ‘’Bu kumpas CHP Genel Merkezindeki çete tarafından yapıldı.’’ Belki de haklıydı fakat söylediği suçtu ve partisinden ihraç edilmesi gerekirdi. İhraç edilse haklı, edilmese haklı, Cumhurbaşkanı adayı yapılsa haklı, o hep haklıydı. Aslında sanki her şey onun için yaratılmıştı, ya da o öyle düşünüyordu. Çıktı, Genel Başkanı aradım 8 dakika telefonda konuştuk, bu kumpası buluşalım beraber çözelim dedim ama benimle buluşmadı açıklamasını yaptı. Yahu o Genel Başkan, her şeye rağmen telefonunu açıp 8 dakika konuşuyorsa mucizedir, takdir edilmelidir.


Konuştukça batıyordu…

Cumhurbaşkanı Adayı olduğunda kendisine yakın isimlerin Milletvekilliği listesinin dışında kaldığını söylüyor, şimdiki aklım olsaydı Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilirdim diyor. Yani seçim gecesi kendisine inananları yarı yolda bırakmıştı, şimdiki aklı ise o geceye kalmaz daha öncesinde yarı yolda bırakırdım demekte… Gazeteciliğin yanı sıra bir vatandaş olarak yazıyorum. Bir adam bu kadar mı ilkesiz olur, bu kadar mı kibirli olur! Bu kadar mi itici olmayı başarır! Hiç mi bir kişiye danışmaz? Göreve gelmeden tek adam olmayı başaran bu şahsiyet ya göreve gelseydi...Ne olacaktı? Söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi merak edeceksiniz kimden bahsediyorum diye. Söyleyeyim….


Utanmayı bilmeyen adamdan! Siz tanıyor musunuz?

Dipnot: CHP’nin bir an önce Türkçü ve Atatürkçü çizgiye gelmesini diliyorum. Bu kırmızı çizgilerden asla taviz verilmemeli, ittifakı ise halk nezdinde halkçı politikalarla yapmalıdır. Halkla partileri arasına hiçbir siyasi partiyi ya da kuruluşu koymamalıdır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın