Serdem Coşkun

Serdem Coşkun

Vatan Millet Hakkari!

Olmasın mı bu vatan? Dalgalanmasın mı bayrağım? Okunmasın mı ezanım?

İçimdeki martıların kanatlarını koparttılar bu sabah… Yüreklerini, dişleriyle parçalayıp tükürdüler. Özgürlüğümü boğarlarken, çığlıkları duymazdan gelemedim, şakaklarım çatladı.

Sandım ki; şu başımı, naylon bir torbanın içine sokmuşlar, boynumdan urganlayıp, gelenin geçenin baktığı ortalık bir yere atmışlar. İsimsizmişim, şehirsizmişim gibi… Sahipsizmişim gibi…

Karabasan gibi… Sessiz bağrışlarım evimin duvarında, kan rengi yankılandı.

Oğlumun odasına gidip, yatağının bir ucuna kıvrıldım. Kokusu, her şeye o kadar çok sinmiş ki… İlk kez bu denli her zerremle fark ettim ki, hala kucağıma aldığım haliyle bakıyorum ben ona.

İş, güç, ekmek parası vesaire derken şu sıralar çok koklayamadığım lakin gözlerimle dokunduğum ve daha görmeden sevdiğim tek canlı olan evladımın hayatımdaki gerçek anlamını düşündüm.

Gözlerimi yumdum, elimde pijamasının üstü…

“Büyümüş, Allah’ın izniyle kocaman adam olmuş. Gelmiş, anacığının elini öpüp helallik almaya. Asker yolu bekleyen nişanlısı ile yapayalnız kalıvermişiz bir anda, “En büyük asker bizim asker” naralarıyla yolcu ettikten sonra. Şafak sayarken şehit haberini almışım!...”

Şu an bu kadar kısa cümlelerle örneklemiş olduğuma bakmayın siz. Kendimi şehit annelerinin yerine koyduğum o an, oğlumun yatağının bir köşesinde, buram buram evlat kokan pijaması ile nasıl hıçkırıklara boğulduğumu tahmin etmek hiç de zor değil.

Giden askerimin yerini elbet bir başka asker dolduracak. Peki ama giden evladın yerine yenisi? Anaların bağrında patlayan mayınların, bombaların acısı, feryat figan çekilecek zılgıtlarla geçecek mi? Kime ne sitemde bulunursa bulunsun, o ananın ölümcül acısı, kendisi ölmeden bitecek mi?

Olmasın mı bu vatan?

Dalgalanmasın mı bayrağım?

Okunmasın mı ezanım?

Yahu bundan başka MEMLEKET mi var?

GAVURUN BAYRAĞI… GAVURUN İBADETHANESİ ÇOK MU DAHA İYİ?


Ne yollarına özendim, ne şaşalı binalarına… Ben, benim memleketime hayranım ezelden. Kıymayın ecdadımın kanını dökerek haritasını belirlediği bu topraklara… Kardeş kardeş yaşamamıza izin versinler.

Ben iyi bilirim gavur memleketlerde, özünden bir türkü dinlediğinde burnunun direği nasıl sızlar… Ben gayet iyi bilirim, biz zamanlar Piyer Loti’den seyrettiğiniz o eşsiz huzuru gözleriniz nasıl arar… Her yeri yavan, her şeyi yalan gelir oraların bir zaman sonra… İlle de vatanım diye kanat çırpar cankuşun…

Nefes aldırır gibi yapıp, aldırmazlar aslında. Oynanan oyunların farkına bile varamazsın. Kuyunu kazarlar, senden sonraki kuşaklar, asimile olur gider. Ki zaten öyle de oluyor.

Kolay mı taşı, toprağı senin olmayana ait olmak?

Var mı öyle bir şey?


Yok… İnanın bana yok. İnsanın kendi vatanı gibisi yok. Türkü, Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i, kardeş gibi yaşamak gibisi yok. Memleketimin kimliğini taşıyan, memleketimde yaşayan herkes için geçerli bu sözlerim.

Kalbimde, isyandan öte bir kavga başladı bu sabah. Kendimle dövüşüyorum artık. Hala gözyaşım dinmedi.

Daha fazla sevmeliyim vatanımı. Çok daha fazla kardeş olmalıyım vatandaşım olan herkese. Bu kötülüğü, iyilikle yenmenin tek çözüm olduğuna inanıyorum. İmana gelsinler diye dualar ediyorum.

Ama Allah’larından bulsunlar da diyorum, önsözünün insanlıktan çok uzak cümlelerle kurulu olan bu kitabı, bizlere zorla okutmak isteyen herkese.

Sen benim gözümün ferini söndürürken, güneşi göreceğini mi sanıyorsun Ey yanlışlar insanı?

Bundan başka Türkiye yok.

İnanın o tek dişleri ile anamızı ağlatmak için leş kargaları gibi bekliyorlar başımızda, bizi bize düşürenler. Uyanın ve inanın bu sözlerime. Haydi, ant içelim hep birlikte Türkiyeli olmaya, kardeşçe yaşamaya.

 

 

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın