04.07.2018 19:12 16067 Okunma

New York’un sırları

New York’un sırları

Şimdi diyeceksiniz nereden çıktı bu? Ülke son yılların en gergin seçiminden çıkmışken, ekonomik sıkıntılar yükselmişken, toplumda ayrışma oluşmuşken sen git New York’u anlat. Eğer yazının sonuna kadar sabrederseniz, aslında ne kadar alakalı olduğunu anlayacaksınız.

Bilenler bilir New York benim favori şehirlerimdendir. Amerikan yaşam tarzını sevmesem de New York, Amerika değil kendi içinde, kendi yaşam tarzı olan bir mikro kozmostur. Etrafta aralıksız dolaşan enerji, kılcal damarlar gibi sarar şehri.
 
Önlerinde sıranın eksik olmadığı kahve dükkanları, 24 saat durmayan ve bin bir çeşit insanla ve yetenekle karşılaştığınız metrosu, dünya mutfağı bulabileceğiniz restoranları, her biri farklı milletten geveze taksi şoförleri başta Broadway olmak üzere, tiyatro, sinema, dans, müzik, sergi, müzeler ile sanatın her dakika içinize işlediği bir şehirdir New York.

İlk başlarda o enerji fazlalığı sizi zorlasa da bu şehrin ritmine kendinizi kaptırırsanız hiç durmadan koşabileceğinizi hissedersiniz. Sizi sürekli hareket etmeye, iletişim kurmaya, düşünmeye ve üretmeye iter.
 
İşte New York’un beni en çok kendisine çeken de bu özelliği. Her an karşınıza çıkabilecek olasılıklar. Sıradanlığa yer yoktur, onun için de yaratıcı olmak zorundasınızdır. Sürprizlere ve değişik fikirlere açık olmalı, başkalarını dinlemeyi öğrenmelisiniz.
 
Her milletten, her kültürden, inançtan insanın bir arada yaşayabildiği günümüzün Babylon’u diyebiliriz. Amerika’nın en pahalı şehrinde yaşamak tabii ki kolay değil. Her dakika mücadele etmeniz her yaptığınızda başarılı olmanız gerekmektedir ki ayakta kalabilesiniz. Ancak rekabetin ve bireyselliğin bunca yüksek olduğu bir şehirde ortaya çıkan toplumsal bilinç ders olacak kadar muazzam.
 
İnsanların adeta koşarcasına hareket ettikleri böyle bir yere bu anlattığım iletişim nasıl gerçek oluyor peki. İşte New York’un sırlarından biri burada gizli. Çünkü orada yaşayanlar bütün bu koşturmanın içinde durdukları sayılı saniyede birbirlerinin yüzüne bakıyorlar, omuzuna çarpan biri özür diliyor, bir diğeri sana kapıyı açıyor. Beş dakikalık kahve molasında bir yabancı ile sohbet edebiliyor. Irkçılıktan çok çekmiş Amerika’da, New York her ırkın, her dilin, her inancın bir arada yaşayabileceğinin ispatı.
 
O dönemde yaşadığım Brooklyn’de ki evimin köşesinde pazarları ihtiyacı olanlar için sebze meyve bırakılırdı. İhtiyacı olmayan kimsenin dokunmadığı gibi, alanlar da ihtiyaçları olduğu kadar alıp, başkalarına da kalmasına özen gösterirdi. Taşınan insanlar kullanmadıkları eşyalarını apartmanların önüne dizip, ihtiyacı olanların alabileceğini yazarlar. Bunu derken Manisa’da mesir macunu kazanının içine düşen teyzeler geldi aklıma.  
 
Bakın bu şehir kapitalizmin en acımasız olduğu yerlerin başında geliyor ama insanlar, bunu başka bir şeye dönüştürebiliyorlar. O nedenle “New Yorker” derler kendilerine Amerikalı değil.
 

Bu kadar bireysel yaşayıp aynı zamanda toplumsal birliktelik gösterebilmelerine dikkat çekmeye çalışıyorum. Her türlü büyük olayda, özellikle terör olaylarında birbirini suçlamadan, omuz omuza vermeyi becerebilen bir bireyler topluluğu. Aklıma yine Atatürk havalimanındaki terör saldırısı sonrası bizim taksilerin insanları üç misli fiyata taşımaları geliyor.
 
New York’ta da bütün büyük şehirlerde olduğu gibi suç işleniyor. Bir cennet demiyorum sakın yanlış anlaşılmasın. Ancak altını çizmeye çalıştığım her türlü etnik kökenden, inançtan gelen, yüzlerce farklı dili konuşan milyonlarca insan günlük dertlerini bir yana bırakıp toplumsal direniş ve dayanışma göstermeyi başarabiliyor. 
 
İşte ben de tam burada takılıyorum. Bu kadar ortak coğrafyadan ve kültürden gelen, aynı dili konuşan bizler ne zaman bu kadar ayrıştık. Birilerinin zaafını ve düşüşünü kendi avantajına çeviren opürtünist kitleler haline geldik. Kimse kusura bakmasın ancak birbirini hiç dinlemeyen ve hep kendini haklı gören toplumsal iletişimi instagram like’ları sanan bir toplum haline geldik.
 
Bir Amerikan hayranlığı sunduğumu düşünmeyin. Zaten ben New York’tan bahsediyorum.
 
New York’un bir diğer sırrı da, işte bu yüzlerce farklı kökenden gelen, birbirinden tamamen farklı insanların –hatta birçoğunun geldikleri ülkeleri arasında husumet, savaş olan- paylaştıkları toplumun başarısı için önceliği insan olmaya vermesinde gizli.
 
Aslında bu sır sadece New York’un sırrı değil, Osmanlı’nın da başarısının arkasındaki sır. Yüzlerce yıl farklı kökenden, farklı inançlardan, milletten insanın bir çatı altında yaşamayı becermiş olduğu bir büyük imparatorluk. Çeşitlilik ve farklılıktan beslenmiş, bunu çatışma aracı olarak değil güçlenme aracı olarak görmüş bir medeniyet.
 
O zaman ilk soruma geliyorum: Ne oldu da böyle olduk? Çünkü New York’un sırrını bizler yüzlerce yıl önce çözmüş ve uygulamışken, bugün dünyanın birbirine en tahammülsüz toplumu haline neden geldik?
 
Bunu nasıl değiştireceğiz? Değiştirmek istiyor muyuz?