Ağaç, yüzyıllardan beri insan ruhunda estetik bir iz bırakarak her şeye konu olmuştur.
Aşklar ağaç gölgelerinde kaçamaklarla yaşanmış; ağaçlarla beraber oyunlar oynanmış, salıncaklar kurulmuş, gölgesinde hayallerimize dalmış ve ne piknikler yapmışız. Ağacın bize her şeyiyle kol kanat gerdiğini ve bize ne çok yaşam verdiğini anlatmak imkansız. Her şeyden önce bize verdiği nimetlere ne demeli? Yediğimiz meyveler hayatımızda olmasa bu güzel tatlardan nasıl mahrum kalırdık değil mi?
İlk çağlardan beri ağacın insana verdiği hayatı, barınağı, yemişi ve nefesi düşünün. İlk çağlarda insanlar mağaralarda yaşarken, kuru ağaç dallarıyla ateşi bulmuşlar. Tekerleği ağaçtan yapmışlar ve daha bir sürü örnek.
Bir ağacı düşünün yağmur yağarken, koca bir ağaç yağmuru dallarında tutuyor ve altında sizi koruyor. Ağacın insana verdiği nefesin çok daha fazlasını yaşatması ağacın insan hayatındaki önemini bir kez daha vurguluyor. Ağacın dallarından sarkan meyvelerin renginden insanlar ilk olarak renkleri öğrenmiş, ağacın sayesinde tanımış; yeşili, kırmızıyı ve moru.
Ağacın yaşamları boyunca nesillerine aktardığını görmüşler; yıllar süren ömürlerini. Ağacın ömrüyle yaşamışlar yaşlarını. Ağacın heybetini, dirilişini, canlılığını yitirdikten sonra tekrar dirilişini görmüş ve hayretlere düşmüş bu devasa bitkinin olağan üstü varlığından.
Ağacın bolluğu ve bereketi verdiğini gördükçe, onun hayatındaki yerinin anlamını defalarca anlamış ve adına besteler yapmış, notalar dizmiş ve müzikle beraber ağacı yaşamış. Ormanların sayesinde yağmurun ve suyun hayatımızda olmasını anlamış ve ormanların sayesinde bolluk ve bereketi görmüş.
Kentlere dikilen binaların arasına dikmiş ağaçları; taşların canlanmasını ve görüntüyü düzeltmesini istemiş; ağacın olmamasıyla her şeyin ne kadar yoz kaldığını görmüş. Parklar bahçeler oluşturmuş bin bir çeşit ağaç çeşidiyle. Bu masalın bir sonu olmalı değil mi? Çok masalsı yaşamış insanoğlu.
Günümüze gelindiğinde bu masalın sonu gelmeye başlamış; insanoğlu; ruhsuz, sevgisiz ve renksiz kalıvermiş ağaçları yok ederek. Her geçen gün çölleşmiş dünya, her geçen gün ağaçlar yok edilmiş ve kalmış gövdesiz… Böyle bir dünyayı sevgisizlikle yaşamaya devam ederek; yeşile hasret son nefesi beklemeye başlamış.