'Allah'ı zikretmek, sevginin işaretidir.' (3. Bölüm)

Hadis-i Şeriflerin ışığında

Şu anda dünyada tamamen bi’datlerden müteşekkil bir İslâm tatbikatı var. Bu bi’datlerin başında ise ‘Kim lâ ilâhe illâllah derse, cennete girer.’ inancı yer almaktadır: Kişi “lâ ilâhe illâllah” demekte ama hiçbir ameli yerine getirmemektedir. O zaman buna bir kılıf uydurması lâzım ve diyor ki: “Ben lâ ilâhe illâllah, diyorum, Allah’a inanıyorum, cennete gideceğim. Ama hiçbir amel de yapmıyorum. O zaman da günahlarım kadar cehennemde yanacağım. Ondan sonra Allahû Tealâ beni mutlaka cennetine alacak.”
Bir diğer uydurulan kılıfta da kişi diyor ki: “Mürşidsiz de nefs tezkiyesi olabilir. Ben bu kadar amel yapıyorum, o halde bununla da nefs tezkiyesini gerçekleştirebilirim.” Ama ne yazık ki beceremediğini görüyor. Mesalâ oruç tutarken etraftaki insanları kırıp, geçirmektedir. İnsanlar: “Keşke sen oruç tutmasaydın da bizim kalbimizi böyle kırmasaydın.” diyebilmekteler. Kişi, bir türlü nefsine hâkim olamamaktadır. Huzursuz ve mutsuzdur. Geleneksel İslâm tatbikatında buna da bir kılıf uydurulmuş. “Dünyada rahatlık yok.” denmiştir. “Hidayet nedir?” “Sıratı Mustakîm nedir?” sorularına “Doğru yoldur.” cevabını vermekteler. “Doğru yolda olduğunu nereden biliyorsun?” diye sorulduğunda ise:
 “İşte ben amelleri yapıyorum. İslâm’ın 5 şartı doğru yoldur.” diyebilmekteler. İşte böylece iblis, insanları kendisine bağlamıştır. 14 asır evvel Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, günümüze şöyle sesleniyor:
“Ben asıl deccalden ziyade, imam şeklindeki deccallerden korkuyorum.”
Gerçekten günümüzde bi’datlerden oluşan bir İslâm tatbikatı vardır ki, 14 asır evvel Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bunu şöyle belirtmiştir:
“Bir zaman gelecek, Kur’ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır.”
İnsanlar, İslâm’dan en uzak, Allah’tan en uzak kişiler oldukları halde, İslâmî isimlerle anılacaklardır. Mescidleri dışarıdan mamur ama içlerinde hidayetten eser olmayacak. O günkü âlimler (dîn öğreticiler) gök kubbenin altında insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır. Tekrar onlara dönecektir.”
Neden fitne onlardan çıkmıştır? Çünkü onlar hep; “Lâ ilâhe illâllah diyen cennete gider.’ gibi zanlarla ve bi’datlerle insanlara dîn öğretiyorlar. Bu sebeple ne kendileri kurtuluşa ulaşabilirler ne dîn öğrettikleri insanlar, o öğretiyle kurtuluşa ulaşabilir. Bir geleneksel İslâm tatbikatı söz konusudur. Ve insanlar, korkunç bir tuzağın içerisine düşmüşlerdir. Kişi bakıyor ki İslâm’ı yaşayamamakta. O zaman yaşantısına birtakım zanlarla kılıflar uydurmaktadır. Ama yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

9/TEVBE-32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
(Onlar) ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.
9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).
Müşrikler kerih görseler bile; resûlünü, dîn üzerine, dînin bütününü (bütün özelliklerini) izhar etmesi (ortaya çıkarması) için hidayetle, hak dîn ile gönderen, O’dur.

Öyleyse her ne kadar vasıta emirlerin en büyüğü olan zikir unutulmuşsa da, vasıta emirlerin arasında zikir en büyük ibadettir. Allah’ı zikretmek, Allah’ı sevmenin işaretidir, belirtisidir. Ancak zikir, Allah’a ulaşmayı dileyen kişilerde hükümferma olabilir. İnsanlar Allah’a ulaşmayı
3. basamakta diledikleri taktirde, Allahû Tealâ 4. basamakta Rahîm esması ile tecelli eder ve o kişiye peşpeşe 7 tane  furkan verir:

8/ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
5. basamakta Allahû Tealâ baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi ve basar hassasındaki gışavet adlı perdeyi alır. 6. basamakta kulaklarda işitmeye engel olan vakrayı alır ve sem’î hassasının mührünü açar. 7. basamakta kalbindeki ekinneti alır, fıkıh hassasını açar ve kalbe ihbat koyar. Kalbe ihbat girdiği zaman küfür çıkar ve o kişi âmenû olur. İhbat girmediği süre içerisinde kişi, küfür standartlarındadır. Nitekim Hac Suresinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

22/HAC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

Devam edecek…

OGÜNhaber