Kur’ân’daki İslâm, 7 safha ve 4 teslimden oluşur. 1. safha, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Ve bu Kur’ân zikriyle mümkündür. 2. safha, mürşide tâbî olmaktır. Kur’ân zikri ve hacet namazıyla, Allah’ın namaz zikriyle mümkündür. Çünkü, hacet namazıyla mutlaka istianeyi Allah’tan istememiz lâzımdır ki; Allahû Tealâ bizi mürşide ulaştırsın. Teslimleri yerine getirebilmemiz için de Allah zikri gereklidir. Öyleyse Kur’ân zikri, namaz zikri ve daha sonra “ve le zikrullahi ekber” yani Allah’ın zikri en büyüktür.
ALLAH’IN BİZİ SEVMESİ HANGİ STANDARTLARDA GERÇEKLEŞİR?
Zikirsiz kurtuluşa ulaşılmaz. Allah’ı zikretmek Allah’ı sevmenin işaretidir:
3/AL-İ İMRAN-31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, o zaman bana tâbî olun ki; Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın (sevaba çevirsin). Allah, GAFÛR’ur RAHÎM’dir.
Allah’a ulaşmayı dilediğimiz an, mürşidimize tâbî olursak Allah da bizi sever. Enfal Suresinde Allahû Tealâ bu gerçeği şöylece ifade etmiştir:
8/ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
3/AL-İ İMRAN-193: Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
Ey Rabbimiz! Hiç şüphesiz biz: “Rabbinize îmân edin.” diye îmâna davet eden bir davetçi işittik ve hemen îmân ettik (davetçiye tâbî olarak mü’min olduk). Ey Rabbimiz! Artık bizim günahlarımıza mağfiret eyle, kötülüklerimizi de ört ve bizi EBRAR (Allah’a ulaşan ve velî olan cennetlik)larla birlikte öldür.
Öyleyse günahların örtülmesi ve mağfiret edilmesi mürşid önünde gerçekleşmektedir. Allahû Tealâ’nın bize olan sevgisinin işaretidir. Allah’a ulaşmayı dilemekle biz Allah’ı sevmekteyiz. Allah da bizi sevmekte ve günahlarımızı mağfiret etmektedir. Ama ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim ettiğimizde Allah bizi daha üst derecelerde sever.
3/AL-İ İMRAN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) AHDini yerine getirir de takva’ya ulaşırsa (takva sahibi olursa), muhakkak ki; Allah, takva sahiplerini sever.
Burada ifade edilen, irade teslimindeki bihakkın takva (7. takva)dır. Kişi bihakkın takvaya ulaştığı zaman Allah da o kişiyi üst boyutlarda sever.
Bu standart içerisinde 14 asır evveline gittiğimiz zaman görüyoruz ki, sahâbenin hepsi Allah’a ulaşmayı dilediler:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Daha sonra sahâbenin hepsi, mürşidlerin hası olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e tâbî olmuştur. Peygamber Efendimiz (S.A.V), onlar için mağfiret dilemiştir:
4/NİSA-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Biz, resûlleri ancak Allah’ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar, nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için mağfiret dileseydi; Allah’ı tövbeleri (sahâbenin tövbesini ve Resûlün mağfiretini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.
Devam edecek.