Rabbimiz buyuruyor! 22/HAC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Tasavvuf penceresinden, 'Ramazan günlüğü 17. gün'

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

İSLÂM’DAN KOPANLAR

İRFAN
İrfan müessesesi arif olmayı ifade eder. “Urf” kökünden gelen bir dizayndır.
Arif olmak, irfanın sahibi olmak, irfan ehli olmak, irfanla emretmek birtakım ayrı muhtevayı ifade eder. Bir insanın ya kalp gözünün açılmasıyla görme açısından irfan sahibi olması söz konusudur veya işitme hassası açısından kalp kulağının açılması ile Allah’ın söylediklerini işitir olması söz konusudur. Her ikisi de irfanın ayrı bir parçasını oluşturur.

İrfan, İlm’el yakînin bittiği, Ayn’el yakînin başlamasından evvelki bir devrede oluşan bir müessesedir. İrfan ehli olmak, arif olmak demektir. Fizik ötesine geçişi kesin olarak muhtevasına alır. Ama irfanın bütün boyutları ile devreye girdiği yer daha ötesidir. Kalp gözünün, kalp kulağının açılmasının ötesinde kişinin her an Allah ile konuşabilmesi, ehli hayır oluşu, ehli hikmet oluşudur. Hepsi biraraya geldiği zaman o kişi daimî zikrin sahibi olmuştur. Hem kalp gözü açılmıştır hem de kalp kulağı açılmıştır.

Allah ile olan ilişkilerinizde İlm’el yakîne baktığınız zaman bunun 21. basamakta tamamlandığını görürsünüz. Bir insan, ruhu Allah’ın Zat’ına ulaşıp Allah’ın Zat’ında yok olana kadar normal standartlarda irfan sahibi olmaz. Kalp gözü, kalp kulağı açılmaz. Ama bazen Allahû Tealâ dilerse oralarda da kişiyi irfan sahibi yapar.

Fiziğin ötesinde ya görme açısından ya da işitme açısından Allah’ın bir lütfuna ulaşan kişi, daimî zikre ulaşmadan kalp gözü açılan veya daimî zikre ulaşmadan kalp kulağı açılan veya daimî zikre ulaşmadan her ikisi de açılan bir insan irfan sahibidir yani ariftir ama hikmet sahibi değildir.

Fena, beka, zühd ve muhsinler makamı, hikmete geçişin köprüsüdür. Ulûl'elbab makamına varılınca hikmet ehli olunur. Bu 4 makamlık köprü süresinde İlm’el yakîn bitmiştir ancak henüz Ayn’el yakîn başlamamıştır.

Ayn’el yakîn için 7 şart mevcuttur:
1-Kişi daimî zikrin sahibidir.

2-Kişi daimî zikrin sahibi olduğu için ve devamlı olarak kalbe Allah’ın nurları girip kalbi %100 aydınlık tutacağı için, o kalbin bir daha kararması söz konusu değildir. Kalpteki bütün afetler kapı dışarı edilmiştir. Bir daha kalbe geri dönmeleri, kalbi devamlı nur doldurduğu için mümkün değildir. Bu sebeple nefsin kalbindeki bütün afetler yok olmuştur. Bu, hikmetin 2. vasfıdır.

3-Nefsin kalbinde afetler olmadığı cihetle, Allahû Tealâ bu kişiye ni’met olarak mutlaka kalp gözünü verir.

4-Mutlaka kalp kulağı ni’met olarak verir.
Bu gelen kalp gözü ve kalp kulağı ni’metleri kişiyi hikmet sahibi yapar ama temel şart daimî zikre ulaşmaktır. Ayrıca kişi üç vasıf şartı daha kazanır:

5-Ehli tezekkür olur, her an Allah ile konuşmak imkânının sahibi olur.

6-Ehli hayır olur, daimî zikrin sahibi olduğu için. 24 saat boyunca devamlı deracat kazanır. Kişi her saniye 700 deracat kazanmaya devam eder.

7-Bu kişinin ehli hüküm veya ehli hikmet olur. İkisi de aynı kökten geldiği için bir faktör sayılır. O kişi hâkim veya hakem olarak bir görevin sahibi olduğunda mutlaka Allah’tan sorarak karar vereceği için mutlak olarak adaleti tahakkuk ettirir. O kişi Kur’ân-ı Kerim âyetlerine baktığı zaman her âyetin 28 basamaktan hangisine ait olduğunu bir bakışta ortaya koyar.
İster ehli hüküm, ister ehli hikmet olsun, kişi bu sebeple 7 ayrı vasfın sahibidir. Hikmet bunların 7’sini de gerektirir.

Her hikmet sahibi mutlaka irfanın sahibidir ama her irfanın sahibi hikmetin sahibi değildir.
Yelerin melekûtu kendisine gösterilen kişi ulûl'elbab makamına ulaşmıştır ve hikmetin sahibi olmuştur.

Ma’ruf, irfan ile aynı muhtevayı taşır. Bir kişinin irşad makamına tayin edilmesi, o noktada o kişinin emri bil ma’rûf yapması için Allah’tan yetki alması mânâsına gelir. Bu o kişinin Allahû Tealâ tarafından iradesini de Allahû Tealâ’ya teslim etmek suretiyle irşad makamına “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle tayin edilmesi anlamına gelir.

3/AL-İ İMRAN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. Ma’ruf ile emreder, münkerden (kötülükten) alıkoyarsınız (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarına yardım edersiniz). Allah’a îmân edersiniz. Eğer kitap ehli de îmân etmiş olsaydı kendileri için elbette hayırlı olurdu. Onlardan mü’min olanlar da var ama onların çoğu fasıklardır.

Hikmet ehli olmadan, daha ötede iradesini de Allah’a teslim etmeden hiç kimse ma’rufla emreden ve münkerden nehyeden bir hüviyete ulaşamaz. Bu hikmetin ötesidir. Ma’rufla emretmek ve münkerden nehyetmek ancak iradesini de Allah’a teslim edenlerin vazifesidir.
Hep böyle söylenir: “Arif olan anlar.” Başkalarının anlamadığı şeyi anlarlar. İrfan ehlinin özelliği basiret sahibi olmalarıdır. Basiret, kalp gözünün, basar hassasının Allahû Tealâ tarafından fiziğin ötesini görecek şekilde dizayn edilmesidir.

Hiçbir devir olmamıştır ki insanların arasında irfan ehli olan birileri bulunmasın. İnsanların bir kısmı hatalar yapacaktır, günahlar işleyecektir ve irfan ehli onların arasında hep yıldız gibi parıldayacaktır. Allah’ın nurlarını alacaklardır. Hikmet ehli olmanın ilk adımını teşkil ettiği için irfan ehli olmak bir müjdedir.

OGÜNhaber