Cengiz Aygün - Bir Portre: "Virüs Pandemi'si boyunca asıl sıkıntının 'Ekonomik Pandemi' olduğuna vurgu yaptım."

Türkiye 'Ekonomik Pandemi'yi aşacak güç ve imkanlara sahiptir..

Şiddetle dikkat çekmek istedim.
Çünkü Korona denen bu virüsle küresel ekonomik sistemin yeniden dizayn edileceğini düşündüm, gördüm, okudum.

O yüzden "Virüs Savaşı"ndan asıl "Savaş"a giriyoruz dedim.
Belki abarttığım bile düşünülmüş olabilir.
Ama emin olun ki; amacım ne ekonomi yönetimini eleştirmekti, ne kimseyi zemmetmekti ve ne de çaresizlik vurgusu idi.

Sadece ve sadece dikkatli davranmaya, uyanık olmaya ve hazırlanmamız gereğine önemle vurgu idi.
Geldiğimiz noktada gerekli dikkati çektiğimi düşünüyor ve görüyorum.
Artık yeni bir faza girdik ve buna dair düşüncelerimi paylaşacağız.
Sorunlarımız büyük, mücadele zor ama çözüm yok değil.
Sorun sadece Virüs Pandemi’siyle ortaya çıkmış da değil.
Epey bir zamandır süregelen ve virüs dönemiyle zirveye ulaşan küresel etkilerle bezenmiş bir sorun.
Şuana dek ekonomi yönetiminin ciddi mücadelesine şahit olduk.
İyi niyetten asla kuşkum yok,
Olmadı da…
Hata, eksik ve yanlışlar olmuyor mu…
Evet  olabiliyor.
Fakat geldiğimiz noktada;
Edindiğimiz kriz hafızası ve ekonomik entelektüel birikimiyle,
Küresel ekonominin hal i pür melalini de görerek,
Ülkesel artı ve eksilerimizi masaya yatırarak,
Yüzyılın krizini fırsata çevirebiliriz.
Yeni dönemin kodları farklı olacak.
Yeni nesil Kapitalizm Türkiye'nin ekonomik ve jeopolitik önemini gözardı edemeyecek.
Küresel Ekonomide belirleyiciliği ve başat fonksiyonu azalacak Çin’den sonra, yeni ülke ve coğrafyalar öne çıkacak.

Bu durumu geçen yıl "Küresel Hakimiyet Savaşı ve Yeni Yüzyıl İnşası" içerikli yazılarımda hep dile getirdim.
Türkiye her kayd u şart altında daha üst bir aşamada yerini alacak diye…
Ki, şuanda bu dönemeçteyiz.
İktidarın ve özellikle Ekonomi Yönetiminin bu bilinç, idrak, akıl ve akılcılık safhasına geldiğini görmek ve atacağı adımlarda geleceğin ekonomik inşası inancında olması oldukça olumlu bir durum.

An itibariyle;
Ekonomistlerin, maliyecilerin, finans uzmanlarının öneri ve projeksiyonlarını dikkate alan  ve her türlü yapıcı eleştiriye açık bir ekonomi yönetimi görmek gerçekten ümitlerimi artırıyor.

Hal böyle olunca;
Ülkemiz için dile getirilen negatif öngörüleri tersine çevirebiliriz.
Bu olmasa bile en az hasarla çıkabiliriz.
Diğer bazı gelişmekte olan ve hatta bazı gelişmiş ekonomilere nazaran artılarımız ve kriz sonrası süreçte elimizi güçlendirecek donelerimiz var.

Bu yüzden de döviz kuru tahmin ve artışıyla, 2020 büyüme/küçülme öngörülerinin biraz da manipülatif olduğu kanaatindeyim.

Değerlendirme kuruluşları  ve kimi küresel ekonomistlerin pek de iyi niyetli projeksiyon yapmadığı kanaatindeyim.

An itibariyle, sadece bizim için değil tüm dünya için tablo pek iç açıcı değil.
Ama Türkiye krizlere şerbetli, yeni koşul ve şartlara adaptasyon konusunda oldukça pratik reflekse sahip bir ülkedir.

İnanın pek çok gelişmiş ülkeler ve başat ekonomiler sarsıntılara bizim kadar aşina ve dayanıklı değiller.

Aslında küresel aktörler ve yatırımcılar da, asıl gerçeğin farkındalar.
Olmalılar da…
Çin sonrası Avrupa'nin üretim üssü olabilirliği muhtemel yegane ülke Türkiye.
Coğrafi konumu, tarımsal imkanları, genç işgücü ve samimi davranıldığında Avrupa ile sağlıklı bir ilişki kurabilirliği, vazgeçilmezliğidir.

Şuanda demokrasimiz, kanunlarımız, ekonomik durumumuzla ilgili yaptıkları supekülasyon, negatif tespit ve öngörüler ön alma ve ellerini kuvvetlendirme amaçlıdır diye düşünüyorum.

Yakın zamanda; -haziran-temmuz gibi- aynı odakların Türkiye’nin önem ve gereğine dair açıklamalar yapacağını hep birlikte göreceğiz.

Yabancılar böyledir.
Almadan vermeyi sevmezler.
Hatta verecekleri için bile, at pazarlığı yapmaktan imtina etmezler.
Hani kimi tüccar vardır ya;
Bir malı almaya kesin kararlıdır ama fiyatı düşürmek için malı kötüler.
İşte şuanda tam da bunu yaşıyoruz.
Yeni bir kuruluşun arifesindeyiz.
Eğer bu süreçte müteyakız ve dikkatli olursak; -ki, gördüğüm, gözlediğim, takip ettiğim kadarıyla ülkemiz ekonomi yönetimi bu ciddiyet içinde- bu yeni kuruluşun bölgesel başat aktörü olabilir veya küresel krizin etkisinden en az hasarla kurtulabiliriz.

Bunları söylüyor, krizi fırsata çevirebileceğimizi dillendiriyorum ama asla rehavete yer yok.
Rehavet en büyük zehirdir ve bizi mahveder.
Çünkü Küresel ekonomik aktörler ve tetikçiler en büyük imkanı en düşük maliyetle elde etmek isterler.
Hepsi birer küresel ekonomik kurttur ve düşeni yemek üzere bir felsefeye sahiptir.
Hal böyleyken Türkiye'nin marka değerinin bilinci ve özgüveni içinde hareket etmeliyiz.
Ama unutmamalıyız ki; "fırsatlar stoke edilemez".
Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru şekilde göstereceğimiz reaksiyon ve konumlanma ülkemizi ve ekonomimizi hakettiği noktaya getirir.

Başta Bakan olmak üzere ekonomi yönetimi paydaşlarının gayret ve çabalarını takdir ediyor ve  geldiğimiz noktada sahip oldukları iyi niyet ve sağduyu ile "Ekonomik Pandemi" sürecini fırsata çevirebileceklerine inanıyorum.

Peki, bu bağlamda neler yapılabilir, nasıl adımlar atılabilir..?

Sonu belli olmayan bir Virüs Pandemisi yaşıyoruz. Tüm dünya İşsizlik, yüksek borçluluk ve resesyon riskiyle karşı karşıya.
Durum ve hal böyleyken; Derhal aksiyon almalı ve bütçeyi zora sokacak gereksiz, fazla harcamalardan imtina etmeliyiz.
Merkez Bankasını diğer ülke Merkez Bankaları gibi daha itibarlı hale getirmeli, Swap işlemlerini en verimli şekilde ve bir an evvel  başlatmalıyız.

Merkez Bankasının iş ve işlemlerinin yanısıra, bilançosunun da şeffaf hale getirilmesi şarttır.
Behemehal kur baskısı ve dış kaynak ihtiyacına odaklanmalıyız.
Çünkü ülkemizde ekonomiye bakış neredeyse dolar değerindeki değişmeye endekslidir.
Beklentinin olumluya dönmesi açısından çok önemlidir.
Eğer yurtdışı kaynak ihtiyacı giderilmeye başlanırsa;  virüsün kısa vadedeki olumsuz sonuçları dünyadaki paradigma değişimine paralel olarak, orta vadede ülkemizi farklı ve daha  olumlu noktaya getirebilir.

Bu bağlamda kısa dönemde ödenecek dış borçların ve  dış algının en büyük yansıması olan CDS (Kredi risk oranı) pirimlerinin bütçe dengesini bozmasına fırsat vermemeli ve bu noktaya kafa yormalıyız.

Alınacak ekonomik tedbirlerin  derli toplu ve hedefe doğrudan  yönelik  olması elzemdir.
Hergün başka ve farklı tedbir alınması hem uygulayıcılar hem de yararlanacaklar açısından zorlayıcılık doğurmaktadır.

Tedbirlerin rakamsal boyutları, bütçeye etkileri tam ve şeffaf bir şekilde açıklanmalıdır.
Reel sektör çarklarının yeniden dönmesi ve normalleşme için gerekli tüm adımlar hızla atılmalıdır.
Vergisel avantajlar yanında, daha önemlisi; devletin şirketlerin arkasında olduğu hissettirilmelidir.
Kimi stratejik şirketlerle, kimi ülkelerde olduğu gibi gerekirse devlet ortaklığı seçeneği kullanılmalıdır.
Son tahlilde; şuan ihtiyaç duyulan şey şirketlere kredi veya borç vermek değil; şirketlere doğrudan kaynak aktarmaktır.

Böylelikle şirket sermayelerinin erimesini engellemek gereklidir. Bunun için de birtakım yükleri geçici süreyle de olsa devlet üstlenmelidir.

Açıklanan paketin büyüklüğü tartışılabilir. Lakin en radikal tedbirler bile ekonominin durmaması için normaldir ve olabilir karşılanmalıdır/karşılanır.

Çünkü olağanüstü haller olağandışı tedbir gerektirir ve aldırır. Şimdi de bu fevkalade olağandışılığı yaşıyoruz.

Yabancı kreditörlerle görüşürken bu gerçekliğin farkında olunmalıdır.
Ki kreditörlerin de bu bilinçte olduğu kanaatindeyim.
Tam bu noktada; ülkemizin ihtiyacı olan dış kaynak temininde, borç verme gücü olan yabancı kaynaklarla tüm önyargılardan arınmış şekilde görüşmek menfaatimiz gereğidir.

Ve en önemlisi;
Yabancı yatırımcı hukukun üstünlüğüne, kanunların objektivitesine, şeffaflığa, iyi iletişime ve öngörülebilirliğe dikkat eder.

Yurtiçi ve yurtdışı yatırımcılara; tasarruf ve yatırımlarının güvence altında olduğu net bir şekilde hissettirilmeli, söylentilere meydan verilmemelidir.

Bu acil ve somut önerilerin yanında;
Panikten ve kriz tedirginliğinden uzak kalmalı ve "ortak bir ekonomi aklı" oluşturmalıyız.
Şu bizden, o değil gibi düşünceden arınarak ekonomik geleceğimize katkı sunabilirliği olan herkes ve her kesimle sıkı teşrik-i mesaide olmalıyız.

Bu bağlamda danışma ve istişare şekliyle bile olsa; 2001 krizinin yönetiminde yer alan “entelektüel birikim”den istifade edilebilir.

Emin olunsun ki;
Siyasi fark olsa bile, siyaseten farklılaşma olsa bile; herkes devletini, ülkesini, milletini ve "Milli Ekonomisini" çok seviyor, önemsiyor ve taşın altına elini sokmaya hazır.

Zaman ayrışma, kenarda bırakma ve pasif durma vakti değildir.
Herkesin ama herkesin ülke ekonomisi ve geleceği için taş üstüne taş koyma zamanıdır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
OGÜNhaber