Dinde reform..

Olmaz. Elbette olmaz. 

Din; Allah Kelamıdır. 

Doğmadır. 
İnançtır. 
Tartışılmaz. 
Değiştirilmez. 
Sorgulanmaz. 


Dinde reform olmaz da, algısında reform olamaz mı?
Reformdan kasıt; kitabı, kitapları, kuralları değiştirmek değildir. 
Algılamada, uygulamada özünü saptırmadan uyarlamadır. 

Hristiyan Batı, bilimde, sanayide, sanatta ve düşünce alanında böyle yol almış, dünyanın önüne geçmiştir. 

Rahiplerin, piskoposların, zavallı halkı din yoluyla sömürüp, cennet ödülü ve cehennem cezasıyla kandırıp, cennetten arsa sattığı dönemde, buna karşı çıkan Alman düşünür Martin Luther’i engizisyona çıkartırlar. 

Marin Luther savunmasında; “Sizler Cennet’i satıyorsunuz, ben Cehennem’in tamamını almak istiyorum” der. 

Engizisyon deli olduğuna karar verir ve talebinde ısrarcı olan Luther’e Cehennem’i bila bedel verir. Bunu da bir yazıyla belgeler. 

Martin Luther’in elinde artık Cehennem’in sahibi olduğuna dair bir belge vardır. 

Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak insanları toplar ve elindeki belgeyi göstererek “Cehennem’in sahibi benim ve artık hiç birinizi Cehennem’e almayacağım” der. 

Bu masalsı öykü İngiltere’deki Anglikan kilisesinden sonra Protestanlık’ın tohumlarını ekmiştir. 

Cehennem korkusuyla sinmiş, bilimden, sanattan, felsefeden uzak kalmış insanlar sorgulamaya, araştırmaya, karşı çıkmaya, düşünmeye, razı olmamaya, kaderlerini değiştirmek üzere çalışmaya başlamışlar ve bilimde, sanatta muhteşem eserler üreterek insanlığın bugüne gelmesinde öncü olmuşlardır.  

Gerisi malumunuz. 

O zamana kadar tasavvufla yoğrulmuş, bilime sırt dönmüş, ilim diyerek uhrevi bir yol tutmuş ama yine de aynı sistemde olduğu için batının önünde olan doğu, devrime ayak uyduramamış, geride kalmıştır. 

Tabii ki güçlenenin, güçlü olanın, zayıfı ezeceği gerçeği ile batı, elindeki bilgi ve teknolojiyi kullanarak,doğuyu tahakkümü altına almış, doğu da meselenin aslını görmeyip, hiç bir değişime gitmeden, batının ürettiğini kullanarak, bu tahakkümden ve batının kötülüğünden, şeytanlığından şikayet ederek, çözümü yalnızca Cihat’ta görmekten başka hiç bir şey yapmamıştır. 

Batı’nın yaptığı çok basitti. 
Din aynı dindi. 
Kitap aynı kitaptı. 
Algılama değişmişti. 
Uygulama değişmişti. 
Yasak ve günahlara bakış değişmişti. 


Çünkü dini sömüren, daha doğrusu dini kullanarak, yoksulu, cahili sömüren ve bu sömürünün devam etmesi için, kendi sınıfı, egemen kast hariç geri kalan halkın cahil ve yoksul kalmasını sağlayan din alimleri ( ruhban sınıfı ) devre dışı olmuştu. 

İslam bunun farkına varmıştır ve ayet ruhban sınıfını, sözüm ona alimleri yasaklamıştır. 

Ortadan bir alim, bir ruhban varsa, bir kişisel yorum kaçınılmazdır. 

Din de dogma olduğu için o kişinin yorumu tartışılmaz ve karşı çıkılmazdır. 

O yüzde Kur-an oku diye başlar. Dinle demez. 

Okudan kasıt Ahmet Ümit romanı Ya da Said-i Nursi Risalesi ya da bilmem ne hocanın, falanca imamın tefsiri falan değildir. 

O devirde bunlar olmadığına göre “Oku” dediği Kur-an’dır. 

Oku. Sor değil oku, dinle değil oku. 

Oku anladığın kadarı senin dinindir. 

Şimdi gelelim reform kısmına. 

Giyim kuşam Müslümanları batılı giyim tarzını günahkar bulup,giyim tarzından ödün vermezken, günahkar batının ürettiği son model otomobillere binmekte beis görmüyorlar. Sünnetir deyip Peygamberimizin bindiği deveyle devam etmiyorlar yola. 

Giyim kuşamda adaptasyon, reform yok, sünnet var,

Ulaşımda sünnet yok adaptasyon, reform var. 

Rock müzik, jazz, klasik müzik gibi çok sesli müziği günahkar bulup, tefe vurmaktan ödün vermezken, tef ve ney seslerini günahkar batının, günahkar müziğini dinlemek için icad ettiği son model ses sistemlerinden dinlemekte beis görmüyorlar. Sünnettir deyip Ezan’ı mikrofonsuz, hoparlörsüz, şerefeden okumuyorlar. 

Müzikte reform yok, adaptasyon yok,
Tesisatta son model adaptasyon var. 
Tiyatro, bale, opera, heykel, resim günah. 
Ama bunların sergilendiği binalarda ayin sevap. 
Sanatı sevmekte adaptasyon, reform yok. 


Sünnettir deyip çadırda zikretmek yerine, modern binalarda toplanmakta reform var. 

Elbette dileyen, dilediği kılıkta gezer, dilediğine biner, dilediğini dinler, dilediği şekilde zikreder. 

Kötü olan birinin diğerini günahkar sayması, diğerinin berikini aşağılamasıdır. 

Mesela sosyal medyada görüyorum. Zikreden insanlarla dalga geçiliyor. 

Underground müzikle kendinden geçip saatlerce kafa sallamakla aynı şey gibi geliyor bana ve ikisi hakkında da olumsuz düşünmüyorum. 

Bu reform konusunu daha iyi anlatabilmek için yaşadığım bir anıyı aktarayım. 

Yıl 2008.

İzmir’de yapımcısı olduğum Vicdan filmini çekiyoruz. 
Ekipçe Anemon Otel’de konaklıyoruz. 
Avrupa Kupası, Türkiye Almanya maçı var. 
Lobide toplandık izliyoruz. 
Maç bitti. Hesap öderken garson ; “Cem ağabey, şuradaki iki hanımefendi seninle tanışmak istiyorlarmış” dedi. 
Baktım, iki tesettürlü hanımefendi. Biri başörtülü, diğeri yüzü açık ama üzerinde burka var. 
Yanlarına gittim, tokalaştık. Burkalı olan elimi sıkarken burkasından bir parçayla elini örttü. 
İyi, bana ne. 
Sohbet ettik yarım saat kadar. 
Başörtülü olan sansasyonel  ‘İslami Yazar’ bir hanımmış. Sonradan öğrendim. 
Kalkayazdılar. 
Ben hesabı istedim. 
Hesap gelene kadar kısa sohbette, yazar olan; “Hiç sormadınız, sormayacak mısınız” dedi. 
“Neyi” dedim. 
“Neden örtündüğümüzü” dedi. 
“Beni ilgilendirmiyor” dedim. 
“Haddim değil” dedim. 
“Sırf inancımızdan dolayı“ dedi. 

Bunu açıklama gereği hissettikleri için çıkardan dolayıdır kesin. Nemalanıyorlardır diye geçirdim içimden ama yine beni ilgilendirmedi. 

O sırada hesap geldi, burkalı hanım davrandı,

“Müsaade ederseniz, güzel sohbetiniz ve inceliğinizden dolayı bizim ikramımız olsun” dedi, kredi kartını çıkarttı, hesap pusulasının geldiği tabağa koydu. 
Asist gelmişti, kafaya çıktım,
Hani sırf inancınız için örtünmüştünüz ya, kredi kartıyla hesap ödüyorsunuz. 

Bunun için faiz ödüyorsunuz ve İslam’da yalnızca faiz almak değil vermek de haramdır, yine de örtünmenizin sebebi beni ilgilendirmez ama sizi ilgilendirir dedim, sonradan babasının hükümetten ihaleler alan birinin kızı olduğunu öğrendiğim burkalı hanıma. 

Kredi kartı kullanmak,
Krediyle ev, araba almak,
Radyo dinlemek,
Sinemaya gitmek,
Futbol maçını izlemek,
Televizyon seyretmek
Akıllı telefon v.s aklınıza gelen ne varsa bunları kullanmak. 

İşte bu dinde, yaşamın içindeki pratik reformdur. 

Bir de bu reformu zihinde teorik olarak gerçekleştirebilsek.
OGÜNhaber