Hürriyet'e son yazım !..

Bakalım kimlerin çizgisi değişmemiş.

29. Ağustos.1995 Sabah saat 03.10.

Boğazdaki evimin salonunda bilgisayarımın başındayım. Karşımda deniz ve sahil ışıkları. Pek çoğunuzdan daha şanslıyım belki de.

Belki de canınızın istediği an kimsenin dikkatini çekmeden dostlarınızla deniz kenarında yürüme şansınızın olmamasının bedeli. En az on dakika kesilmeden bir kır kahvesinde konuşamamanın bedeli. Ama gene de kendimi şanslı hissediyorum. Rahat bir yaşantım var. Çok şükür geçim sıkıntım yok.

Hoş her zaman böyle değildi. En az sizler kadar, belki de sizlerden daha fazla sıkıntı çektim uzun yıllar.

Bazıları gizler yaşamlarındaki rahatlığı. Aman kıskanılmasın diye.

Çoğu zaman da sanatçılar gizlerler standartlarını. Halkın içinden gelme ayaklarına yatacaklar da size kandıracaklar ya sözüm ona!.

Biz halk çocuğuyuz ağzı laf yapanlardan korkun. Çocuğuna vermedği nafakayı, devletine vermediği vergiyi kumara yatıranlar da onlardır, fedailerine yedirenler de onlardır.

Neyse bu hafta lafımız onlara değil.

Ben iyi bir hayat yaşadığımı gizlemem. Açığımdır. Hakettiğime inanırım her kuruşumu ve hiç birinde haram, yalan, dolan yoktur. İnanmayan yanımızda çalışanlara sorabilir. Bu yüzden deriz ki yerimizde de, paramızda da gözü olanın gözü çıksın.

Nev-i şahsına münhasırızdır. Türkçesi kendimize özgüyüzdür. Budur bir takım kendilerine payverenlerin uğraşması. Şaşkınlıklarında gizlidir alıştıklarının dışındakiyle karşılaşmalarının tepkisi.

Banka da paramız, faizde hesabımız yoktur. Gayrimenkule, borsaya, dövize para yatırmayız. Spekülatif yatırımların bize faydası çoktur, bal gibi biliriz de, memleket ekonomisine de, dolayısıyla uzun vade de bize de faydası olmaz, onu da biliriz.

Yeni iş sahalarına yatırırız her kuruşu. Memlekete faydalı olmak gibi paranoyamız var ya.

Yurtdışını zorlamaklığımız var şu aralar. Kısmetse Amerika’dan dolar getirmeye çalışacağız, çuvalla götürenlere inat. İş hazır. Büyük finansman gerekiyor. Allah’ın yardımıyla bulacağız İnşallah (Bu “İnşallah” da “Allah’ın yardımıyla” anlamında gelir ya neyse).

Korkumuz yoktur. Ne ticaretten, ne iftiradan, ne tehditten.

Allah kolumuza altın bilezik takmış. Taşı sıksak suyunu çıkartırız. Çorbayı kaynatırız nasıl olsa.

Kadere inanırım. Kaderim hayatım boyunca beni desteklemiştir.

Bir büyüğüm, “Artık yazmak istemiyorum” dediğimde, “yazmalısın” demişti. “Üşeniyor musun yoksa?”

Evet belki üşenmiyorum ama, elim gitmiyor. Sitemliyim az buçuk.

Aslında dürüst olmalıyım. Haftada birlik periyodun disiplinsizliğinin getirdiği bir boşlama da yok değil.

Hani hep ”Daha bir hafta var canım, yazarız nasıl olsa” duygusuyla teslim saatini geçiriyorsunuz farkında olmadan. Yani şöyle hergün değilse de gün aşırı periodlar olsa daha disipline olacaksınız da, alışkanlık haline geleceği için daha rahat yazabileceksiniz gibi bir his.

En çok ne rahatsız eder beni bilir misiniz? İnsanların ya da kurumların kendileri için istediklerini başkalarına vermeyişleri.

Sansüre karşı çıkan basın, özgürlük isteyen basın, o basının en büyük parçası, temel direği Hürriyet ve onun en çok saygı duyduğum, yazılarına bayıldığım, gerçek bir entellektüel olan genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök.

Evet sevgili Ertuğrul Özkök, bir yazımı sakıncalı bularak yayınlamadı üç hafta kadar önce. Tıpkı Serdar Turgut’un Maymunu Tokatlamak adlı yazısı gibi. Ama Maymunu Tokatlamak kitap oldu yayınlandı. Bir yazı yazılmışsa mutlaka okunur. Bunu sen daha iyi bilmez misin Ertuğrul!..

Yazılarınla bir sürü abuk şarkı ve şarkıcıyı desteklersin de bize olan köstekleme nedendir?

Hayatım boyunca engelli koştum. Hem de kimsenin koşmadığı mesafeleri. Engelli maraton… Devam da edeceğim.

Bu yazım da yayınlanmazsa, ki yüzde doksan olasıdır. İlkelerimi tercih etmek zorunda kalacağım. Ancak Hürriyet’teki yetmiş haftamın sonunun buruk olmamasını dilerdim.

Ertuğrul Özkök’ün benimle artık çalışmak istememek gibi bir hakkı vardır. Bunu bu yazıyı yayınladıktan sonra dile getirirse buruk ayrılmam.

Tıpkı Show T.V.’den ayrılmam gibi. Oradan da ayrıldım. Ama yayın yönetmeni Faruk Bayhan hala çok sevdiğim bir dostum, hatta ağabeyimdir. Keza patron Erol Aksoy’da öyle. Hala görüşür, dertleşir, sohbetleşiriz. Bir gün bile, bir şeyi yapmamamı, söylemememi istemediler. Tam tersi “yap,söyle” dediler.

Benim maceracı, yeni denizler ve kıtalar keşfetmeye meraklı kişiliğimdir ayrılmama neden.

Ama kurumlar değişse de dostluklar kalıyor. Neticede geride insanlar kalıyor bir tek.

Yazarlığımın -ki ben kendimi yazar kabul etmiyorum- devam edebilmesi Ertuğrul Özkök’e ve size bağlı. Umarım Ertuğrul Özkök gibi aklı ve duyguları sağlam bir insanın, Ertuğrul Özkök’ün bile hata yapabileceğini, yanlış karar verebileceğini, Cem Özer’i kırmanın Fethullah Hoca’yı ve yandaşlarını küstürmekten daha önemsiz olmadığını farketmesi uzun sürmez.

Kendimizi ifade edecek alanımız tek değildir. Doğruları söyleme gücü verdikçe Allah, siz dinledikçe dostlar, borumuzu öttürecek, atımızı oynatacak çok yerimiz olacaktır.

Yazılacak ve basılacak kitaplar beni beklemekte.

Çocukluğumdan beri Hürriyet okurum. Yanısıra pek çok gazete okurum. Bunlar zaman içinde değişir ama Hürriyet değişmez. Başköşededir. Sen beni ister misin bilmem ama, Ertuğrul, ben Hürriyet (!) imi istiyorum.

Evet sevgili okurlar bu belki de son yazımdı. Belki de siz okumadınız. Ama mutlaka haberiniz olur.

Evet sevgili Ertuğrul. Beni affet. İsteğini yerine getiremeyeceğim. Yoksa sen ilkeleri, düşünceleri kağıt sepetlerinde dolaşan bir yazar mı olsun isterdin?
OGÜNhaber