​Kent terörü-maçoizm-kadın olmak

Sebep değil de sonuçla ilgilendiğim ender zamanlar. 

Çünkü, herkes kendine göre bir sebep ileri sürüyor ve herkes kendi açısından haklı. 

Herkesin haklı olduğunu düşündüğü bir iklimde de tartışılmaz. 

Ancak, 56 yaşındayım ve 35 yıldır, yani 21 yaşımdan beri duyduğum laf terör örgütünün dış güçlere bağlı oluşu, yerli olmayışıdır. 

Bütün bu yıllar içinde gelen giden her hükümet bu lafı söylüyorsa bir bildikleri vardır ve gerçek olma ihtimali yüksektir. O zaman o dış güçler ya da odaklar kimdir açıklansa da biz de gerçek düşmanı bilsek. Hatta devlet örgütü bırakıp onunla savaşsa. 

Bugün bununla ilgili düşüncelerimi yazmayacağım. 

Bugün kent terörüne biraz değinmek istiyorum. 

PKK bir Mehmetçiği, bir polisi şehit ettiğinde doğal olarak Can'ımız yanıyor, içimiz acıyor. 

Peki kentlerde, örgüt mensubu olmayan, aynı milletten olduğu kabul edilen insanların öldürdüğü, yaraladığı, darp ettiği kişilere niye aynı duygularla yaklaşmıyor ve o suçları işleyenleri aynı şiddetle lanetlemiyoruz. 

Kent terörüne verdiğimiz kurban sayısı, dağ terörünü fersah fersah aşıyor. 

Ölümle sonuçlanmayalar binlerle ifade edilir sayılarda. 

Tepesi atan bir diğerine silahla, sopayla, yumrukla dalıyor. 

Trafikte pervasızca araç kullanıp tehlike yaratmayı, hatta birilerini de katletmeyi kendilerinde hak görüyorlar. Ki biz bu cinayetlere kaza diyoruz. 

Kurallara uymamanın kutsal gerekçesi ‘ekmek parası’dır bizim toplumda. 

Kent terörü estirmedin kutsal gerekçesi de ‘delikanlılık’ tır. 

Delikanlılık dediğin, kadının aşağılandığı, erkeğin yüceltildiği bir toplumda doğuştan gelen haktır. 

Sanki erkek ya da kadın olmak bir tercih, emek verilerek elde edilmiş bir kazanımmış gibi, bir hak edişmiş gibi. 

Tesadüfi olan, doğuştan gelen cinselliğin eşitliğinin reddedildiği anlayışın yeşerdiği topraklardır burası. 

Gübresi ve suyu ise erkeğin kasları, kaba kuvveti, dayağı, tehdididir. 

Bunun literatürdeki karşılı ‘machoism-mascism’ yani maçoculuk, erkek üstünlükçülüğüdür. 

Bu kültürün temelinde zayıf gördüğüne ve hak ettiğini düşündüğüne şiddet uygulama ya da tehditle sindirme hakkı vardır. 

Ayrıca kendi güvenliği ile ilgili konularda da tedbir almak ayıptır, delikanlılığa aykırıdır. 

Bu maçoların kadına uyguladıkları şiddet ve baskı giderek zayıf gördükleri hemcinslerine de yönelir. Zaten onları ‘karı kılıklı’ diye aşağılarlar. 

Bu kent teröristleri kendilerine saygı duyulmadığı düşüncesine kapıldığı anda o saygıyı dayakla, bıçakla, silahla, döverek, yaralayarak, öldürerek oluşturmaya çalışırlar. 

Ne yazık ki kendi gibilerinden oluşan çoğunluk tarafından da bu saygıyı görürler. 

Bu IQ su kendine kadar olan, ancak reflekslerini çalıştırmaya yetecek tek haneli rakamlarda kalan zavallılar; fikir, düşünce, zeka, emek karşısında eğilmezler. 

Ancak etkili bir makam sahibi (emniyet görevlisi, askeri personel, hükümette nüfuzlu biri) kişinin karşısında el pençe divan olurlar. Bir de sıkı bir sopa yerlerse, sopayı atan kişi karşısında saygılıdırlar. 

Başta dinlemeyip ‘lavuk’ diye nitelediği kentli, medeni kişiden dayak yiyince dinlemeye başlarlar. 

Bu içgüdüsel değil, öğrenilmiş, öğretilmiş bir davranış alışkanlığıdır. 

Yoksa her erkek aynı şekilde davranırdı. 

Hayır doğumdan beri erkek olmanın şartları öğretilir ve yüceltilir. 

Evde baba ve hatta anne tarafından. 

Mahallede arkadaşlar tarafından. 

Kahvedeki gurubu tarafından. 

Hatta sevgilisi, karısı tarafından. 

Öğretilir, koşullandırılır, zorlanır. 

Kabul görmek için başlarda istemeden de olsa bu davranış biçimine yönlenir. 

Yoksa dışlanacak, istenmeyecektir ki buna karşı koymak aslında gerçekten mangal gibi yürek ister. 

Başta göze girmek için yapılanlar giderek alışkanlık, davranış biçimi, karakter ve savunulan bir felsefe haline dönüşür. 

“Erkek adam ağlamaz” derler. 

Kahkayla, ağız dolusu gülersen “karı gibi gülme” derler. 

Kıs kıs gülsen “karı gibi kıkırdama” derler. 

Bitirim bir kadına “çok delikanlı, erkek gibi kadın” diyerek överken, nazik, saygılı, kavgadan hoşlanmayan erkekleri de “karı gibi” diyerek aşağılarlar. 

Aslında aşağılanan ya da övülen kişi değil cinsiyettir. 

Hatta bunu kadınlar bile yapar. 

“Bana bak oğlum, ben çok delikanlı kızım” ya da “Amaaan o mu, karı gibi herif hiç işim olmaz” diyen kadınları çok gördüm. 

Ağlamayan, gülmeyen, korkmayan, üzülmeyen, hakkını kaba kuvvetle arayan, adale ve kıl kümesi erkekten uzaklaşıp gülen, ağlayan, ürken, duyguları olan, seven, acı çeken kadına yaklaştıkça, yani normalleştikçe, yani insanlaştıkça, yani eşitlendikçe, yani kavgadan, dayak atmaktan övünmek yerine uyandıkça kent terörü azalacaktır. 

Her gün dağ terörüne 3-4 şehit veriyoruz. Kent terörüne verdiğimiz günlük kurban sayısı daha az değil ve her birimiz bununla yüz yüzeyiz. 

Kişi başına milli geliri arttırma çabasına girdik Turgut Özal’dan beri. 

Kişi başına düşen milli kültür, milli medeniyeti hiçe sayarak. 

Çürük binalarda kentsel dönüşüme girdik ama çürük kafalarda kentsel dönüşümü umursayan yok.
OGÜNhaber