Amerika’da bir korku rüzgârı esiyor.
Öyle ki; kimi eyaletlerde halk sokağa çıkmaya korkar halde. Hele de göçmensen veya göçmen kökenli ABD vatandaşı isen…
Korkunun kaynağı ICE polisleri...
Paramiliter değil; üstelik resmi kolluk güçleri.
ICE nedir?
Immigration and Customs Enforcement/ Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu…
ICE polisleri de bu kurumun çalışanları, yani Göçmen Polisleri…
2001 yılında/11 Eylül sonrası ortaya çıkan bir yapı ama Trump’la birlikte ABD’nin en popüler kurumu haline geldi.
Son bir yılda 12 bin civarı ICE polisi alındığı söyleniyor.
Alım sürecinde ise Anadolu tabiriyle ipten-kazıktan kopmuş ne kadar işsiz, avare ve gangster ruhlu insan varsa işe başlatılıyor.
Ve bu insanlar maskeli üniformalarla 45-50 günlük eğitim sonrası sokaklara salındı.
Şuanki durum; Amerikan eyaletleri/sokakları bu polislerin terörüne sahne…
Gün geçmesin ki yeni bir baskın/şiddet/öldürülen vatandaş haberi duyulmasın.
Eski başkanlardan Clinton ve Obama bile isyan edip; polis şiddetine karşı Amerikalıları sokağa çağırdı.
Gerisini siz düşünün…
Peki neden böyle oldu? Veya ICE denilen göçmen polisleri yanlış bir politika yüzünden mi sokaklara salındı? Yahut da iyi niyetle başlayan bir proje kötü sonuçlar mı doğurmaya başladı?
Cevap veriyorum; hiçbiri…
Çünkü tamamen böyle bir senaryo yazıldı ve yaşanan korku pratikleri/ölümler ve sokak şiddeti hedeflendi.
Arkadaşlar!
Son iki-üç yıl içinde muhtelif yazılarımda demiştim ki “Güç ve Akıl Sahiplerinin küresel planından/yeni dünya düzeninden Amerika hariç ve azade değildir. Amerika’nın tek özelliği sadece aklı ve gücü elinde tutanlara başkentlik etmesidir.”
Buradan hareketle şunu netleştirelim:
Yeni düzen yolunda dünya karışırken Amerika da karışır ve daha da karışacaktır.
Bir dönem ara verdikten sonra Trump gibi birisinin yeniden başkanlığa getirilmesi ve henüz bir yılı dolmuşken küresel çivinin çıkmaya doğru hızla ilerlemesi bunun en büyük tezahürüdür.
Göreceksiniz ki 2030’a kadar yaşanacak bozulum süreci sonrası başlayacak yeniden belirleme ve bölümleme etabında, Amerika da nasibini alacak ve kuvvetle muhtemel ki Amerika’dan; beş belki altı veya yedi yeni Amerika çıkacaktır.
Yeniden söylüyorum; hiçbir ülkeye/coğrafyaya veya lidere mutlak güç ve güçlülük veya dokunulmazlık atfetmeyin.
Son günlerde haberlerini duyuyorsunuz; Çin nasıl sarsıldığını ve Şinping nasıl bir korkuya kapıldığını…
Neden?
Küçük bir darbe simülasyonu ile…
Aslında biliyor musunuz; darbe girişimi falan da değildi.
Olan sadece Güç ve Akıl Sahiplerinin bir provasıydı ve emin olun prova ziyadesiyle amacına ulaştı.
Keza Rusya…
Yarın-birgün benzeri bir testin veya darbe mekaniği simülasyonunun sahnelendiğini ve Putin’in en yakınındakine bile güvenemez hale geldiğini görebileceksiniz.
Hakeza Avrupa Birliği ülkeleri…
Medeniyetin/sanayinin ve gelişmenin beşiği olan ülkelerin nasıl bir acziyet içine düştüğünü hep birlikte görüyoruz.
Elin oğlu öyle akıllı ki; Avrupa’yı Rusya ile, Rusya’yı Çin ile, Ortadoğu’yu İsrail ile, Amerika’yı Çin ile, Çin’i Amerika ile korkutuyor ve ayar üstüne ayar çekiyor.
Birini diğeriyle korkuturken aslında birini diğeriyle hem dengeliyor hem de yok ediyor.
Çünkü, Güç ve Akıl Sahipleri için hiçbir devlet ve herhangi bir lider; ne çok özel, ne çok önemli ve ne de çok kötü veya önemsizdir.
Herkes ve her yer gerektiğinde değerlidir ve gerekmediğinde kolayca feda edilebilir.
Buna Amerika ve Trump da dahil…
Bunun yanında Finansal enstrümanlar da benzer bir sürece tabidir.
İddialı bulabilirsiniz belki ama emin olun ki dolar kadar Avro da/Rus Rublesi de/Çin Yuanı da/İngiliz Sterlini de/Arap dinarı da ve hatta Türk lirası da güç ve akıl sahiplerinin sahipliğinde/hükmünde veya tasarrufu altındadır.
Yeni dünyanın yeni ekonomik sisteminde ülke paralarının/para birimlerinin biri diğerinden daha önemli veya daha önemsiz değildir.
Onlar için nasıl herhangi bir ülke(Amerika da dahil) vazgeçilmez değilse hiçbir para birimi de(dolar da dahil) vazgeçilmez değildir.
Onlar için olay son derece basit; “bizim önemli dediğimiz önemli hale gelir, önemsizleştirdiğimiz ise bizim istediğimiz seviyeye iner veya ölür.”
Bu bağlamda;
Hatırlarsanız başta bitcoin olmak üzere Kripto paralarla ilgili de çok yazılar yazdım.
Bunların hepsinin/her çeşidinin Güç ve Akıl Sahiplerinin toplama/dağıtma ve hatta kafa karıştırma enstrümanları olduğunu söyledim.
Hepsinin bir vadesi olduğunu ve bir an geldiğinde eğer yok edilmeleri gerekiyorsa hepsinin bir anda gündemden silineceğini de söyledim.
2030’la birlikte bitcoin başta olmak üzere pek çok Kripto nitelikli finansal enstrümanların diplere indiğini ve hatta adının-sanının kalmadığını görebileceksiniz.
Daha anlaşılır söyleyecek olursak; o birileri hepimizi cambaza baktırıyor ama öte yandan, kendileri yapmaları gerekeni çok rahat ve en güzelinden yapıyor.
O birileri 5-10-20-50 yıllık gelecek planlarını realize ediyor, bizler ise günü kotarmanın derdiyle kimin ne yaptığını bile düşünemiyoruz. Atı alan Üsküdar’ı geçince bir şeylerin farkına varıyoruz ama zaten iş işten geçmiş oluyor.
Daha güncelleştireyim:
Elon Musk denen adam veya Çin’in bilmem ne dâhisi ve zengini, yahut da falanca dini lider, filanca güçlü ülkenin otoriteri, yahut da Çin’in bilmem ne adındaki dokunulmaz yöneticisi birkaç yıl içinde dolandırıcılıktan hapse atılırsa veya bir anda kaybolursa yahut da ölüverirse hiç şaşırmayın!
Sonuç:
Devir öyle bir devir ki;
Hiçbir ülke ve hiçbir lider artık dokunulmaz değildir.
Hatta liderlere/ülkelere/coğrafyalara dokunan veya dokunma hakkını kendinde bulan Trump bile dokunulmaz değildir.
Devir, herkesin bir şeye/sadece Güç ve Akıl Sahiplerinin yeni dünya düzeni sürecine hizmet ettiği ve hatta kendi kariyer ve biyolojik hayatlarına mal olacak olsa bile hizmet etmek zorunda kaldığı bir devirdir.
2030’la birlikte Yeni Dünya Düzeninde pek çok şey daha görünür olmaya/çıplak gözle görülmeye ve sıradan insanların da fark edeceği şekilde ete-kemiğe bürünmeye başlayacaktır.
Amerika/Çin/Rusya/Avrupa düşerken; yeni güç merkezleri oluşacak, yeni finansal enstrümanlar öne çıkacak ve hepimizi şaşırtacak belki de memnun edecek yeni kuvvet noktaları/cazibe merkezleri oluşacaktır.
Türkiye’ye gelince:
Önce şunu not edelim;
2030’la birlikte Avrupa bugünkü Avrupa olmayacaktır. Etkisizleşen ve etkinliği azalan bir Avrupa haline gelecektir.
Bu esnada Avrupa’nın hemen yanıbaşında/diğer bir deyişle dünyanın merkezinde yer alan ülkemiz bugünkü gibi iyi yönetilmeye devam ederse burada bir yükseliş trendi yakalayacaktır.
Türkiye’nin ışığı ve ivmesi çok parlak…
Sayın Erdoğan’ın başkanlığında Türkiye 2030’a girmek zorunda.
Eğer bu olur ve girerse Türkiye çok büyük bir çıkış yakalayacak…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.