Asıl hedefin Çin olduğu artık iyice ete kemiğe bürünüyor…

Brezilya, Bolivya, Arjantin ve Ekvador…
Trump görüşmeye çağırmış.
Bu daha bir başlangıç. Venezuela görüntüsü sonrası sıradaki gelsin politikası.
Bu dört ülkeden sonra muhtemelen sırada kuzeyde Kanada güneyde Panama/Meksika/Kolombiya ve diğerleri var…

Akla iki soru geliyor:
Acaba çağrılan bu dört ülke davete icabet edecekler mi ve eğer görüşme olursa ne konuşacaklar?
Öyle sanıyorum ki özellikle Brezilya sanki biraz direnecek gibi ama son tahlilde o da icabet etmek ve hatta itaat etmek zorunda kalacaktır.
Kuvvetle muhtemel ki Trump bu ülkelerden Çin’le her türlü ticari ilişkilerini bitirmelerini isteyecek.
Aksi takdirde “Sizi bitiririm/yok ederim” sözleriyle başlamak üzere önce tehdit edecek ve sonra karşılık bulamazsa da bu ülkelerin ekonomilerine bomba atmaktan geri durmayacak.

Yazılarımdan hatırlayanlar hatırlar:
Özellikle son 5-6 yıldır ABD’nin ve dolayısıyla Güç ve Akıl Sahiplerinin hedefi hep Çin deyip; geri kalan politika ve operasyonların ise bu hedef için yardımcı olgu ve taktiksel atraksiyonlar olduğunu söylemiştim.
Artık her şey aşikar ve Trump’ın başkanlığa getirilmesinin en büyük esprisi de bu.

Venezuela kontrol altında, Hürmüz Boğazı da kapalı…
Bu ne demek biliyor musunuz; Çin’in petrol ithalatının yüzde altmışı beklemede…
Şimdi önceki yazımda işaret ettiğim cihette başta Arabistan olmak üzere İran harici Körfez ülkelerinin, İran füzelerine hedef olmasının derin esprisini anladınız mı?

Yine de söyleyeyim;
İran’a mal edilen bu saldırılarla, bölgeden Çin’e giden tüm petrol ve doğalgaz akışını kurutmak. Adeta zırnık koklatmamak.
Hadi, bundan sonra göreyim; Suud Veliaht Prensi veya Körfez’in “Ali Kıran Baş Kesen” Dubai prensi El-Nahyan Amerika’ya rağmen Çin’le bir ticaret yapsın veya bir galon motorin gönderebilsin bakalım…

Arkadaşlar!

Durum tam olarak şu:
Ablukaya alınmış ve üretim kaynaklarından yoksunlaştırılmış bir Çin.
Bu ne demek?
Ticaret savaşıyla Çin’le savaşmak ve füze atmadan/bombalamadan Çin’i dize getirmek.
Ya da Çin’i Tayvan’a saldırmak zorunda bırakmak.
Tıpkı Rusya’nın Ukrayna’ya saldırtılması ve tüm birikimlerini tüketmesi gibi…
Eğer Ukrayna savaşı olmamış olsa idi Rusya’nın Putin’i gerek Suriye ve gerekse de bugün İran merkezli yaşanan sıcak ortamda hiç susar mıydı sizce?

Sonuç:
Hep dediğim gibi yine tekrarlıyorum:
Bu süreç, yani Yeni Dünya Düzeni Süreci, Trump’ı da aşan bir süreçtir.
Ki, zaten bir gazeteciye söylediği iddia edilen “Bu savaşı ben bile engelleyemezdim” mealindeki cümlesi, tam da bu tezi doğrular nitelikte.
Bence Trump, İran’a saldırıyla başlayan Körfez/Ortadoğu merkezli çok amaçlı ve çok sonuçlu olması beklenen savaş oyununu başlatmak için sanki biraz korkuyor ve çelişik ifadeleriyle geciktiriyordu. (Son günlerde ben ben ben diye başladığı ve bu savaş işlerinden keyif alıyorum bağlamında söylediği sözlere fazla itibar etmeyin ve kanmayın)
Ama elin oğlu, Epstein Dosyasını öyle bir patlattı ve işin ucunun kendine geleceğini öyle güzel gösterdi ki; bu noktadan sonra zaten ilkesizlikte zirve yapan/rekor tazeleyen Trump gibi birisi, bırakın İran’ı vurmayı dünyayı toptan yak, içinde Trump Tower’ı da yak deseler yakacak hale geldi.

Son olarak;

Enerji her şeydir,
Hele de Çin gibi dünyanın hammadde üretim fabrikası konumunda olan bir ülke için enerji her şeyin de üstünde bir şeydir.
Çünkü Çin’in hegemonik kültürel bir özelliği yoktur. Tek sermayesi bütün dünyaya ihracat yaparak neredeyse tüm ülkeleri kendine bağımlı hale getirmesidir.
Peki, ya sattığı hammadde/ara mal ve nihai tüketim mallarını üretecek imkân ve enerjisi kalmazsa?

*Son dakika edinilen bilgiye göre yazının yayınlanma aşamasında Trump yazıda bahsedilen görüşmeyi gerçekleştiriyor.


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber