Başbakansız onbeş gün..

Merhaba Sevgili Ogün Haber okurları, yeni bir haftada daha sizlerleyiz. Bu hafta size değişik Bir Portre sunacağım.

Bu Portre'de bir nevi Sayın Başbakan'ın rahatsızlığı nedeni ile köşesine çekildiği 15 günü ve Ak Partinin Başbakansız geçirdiği bu süreci işleyeceğim. Sözü uzatmadan portremize başlayalım.

Siyaset mühendislerinin işidir, en stabil zamanlarda bile "üretkenlik" göstermek onların iş ve işlevidir. Bazı siyasi dönemlerde ise bu teorisyenlerin ekmeğine yağ sürülür ve pratiği olmayan "şuyuu vukuundan beter" nitelikteki "komplo teorilerini" yazılı ve görsel medya kanalıyla dillendirmeye başlarlar.

Türkiye'de bunlar 2002'ye gelene kadar, istikrarsız ve zayıf hükümetlerin yönetimde olduğu dönemlerde oldukça etkili de oldular. Hükümetlerin yıkılmasında, kurulmasında "komplo teorileri" oldukça belirleyici olmuştur. Hatta 2002 de Ak Parti hükümeti kurulmasıyla birilikte de ulusal ve uluslararası boyuttaki bu siyaset mühendisliği devam ettirdiler.

Ama Ak Parti hükümeti ve özellikle de Başbakanın güçlü siyasi iradesi ve kişiliği sayesinde üretilen bu komplo teorileri akim kalmaya ve önemini yitirmeye başladı. Hele de 2007 seçimleri sonrası yeniden güçlü şekilde iktidara gelen Ak Parti hükümeti, bu gücünü 22 Haziran 2011 seçimleriyle doruğa ulaştırınca bu siyaset mühendislerinin teorileri pek de ciddiye alınmaz hale geldi.

Ama şimdilerde görüyorum ki bu krizi fırsat bilen siyaset mühendisleri yine işbaşında. Ak Partinin "Tayyip Erdoğan var ise var olacağını, yok ise biteceğini"  kendi uslüpleriyle dile getirmeye başladılar. Ve hatta Sayın Başbakan'ın rahatsızlığıyla ilgili "hiç de hoş olmayan" tesbitlerde bulunarak zihin bulandırma görevlerini ifa etmeye devam ettiler.

Çünkü;

Tayyip Erdoğan gibi bir başbakan var…

Ülkesinin küçük bir mezrasında olan sorunlarla da ilgilenen, İstanbul gibi bir dünya şehriyle de alakadar olan ve tüm mazlum milletlerin sesi olmayı da görev ittihaz eden bir başbakan…

Hazreti Ömer'in "Fırat kenarında bir koyun ölse ondan kendimi mesul sayarım" düsturunu prensip edinip ona muvafık idarecilik yapmaya çalışan, gayret eden bir başbakan….

Böylesi bir başbakan her faninin, her yaratılmışın başına gelebilecek durumla karşı karşıya gelip, bir rahatsızlıkla iki hafta dinlenmeye çekilince, işte bu "komplo teorisyenleri" hemen ortaya çıkıverdi.

Bu ortamda benim asıl söyleyeceklerim Ak Partiye, hükümete ve Parti yönetimine olacaktır:

Atalete düşmeyin, ihtilafa fırsat vermeyin ve kriz tellal'larının ekmeğine yağ sürmeyin lütfen.. Ve lütfen yıllarını ülkesine vakfetmiş, gece gündüz demeden ülkesi için cansiperane çalışmalarına devam eden Sayın Başbakan'a ve onun iman, idrak ve çalışma azmine uygun olan bir  gayret ve bütünlük içinde olun. Tek yürek, tek yumruk ve birkarar olun… bikarar olmayın….

Oturdukları muhalefet makamında hiçbir şey üretemeyip, Ak Parti’de çatlak olacak diye medet umanlara fırsat vermeyin…

Bu uyarıları neden yapıyorum?

Çünkü; şu iki haftadır Ak Parti de kamuoyuna yansıyan görüntüyle iyi bir sınav verilmediğini gözlemekteyim. Parti içi demokrasi ve çok seslilik diyebilirsiniz bu dönemde ortaya çıkan farklı seslere. Ama  bu çok seslilik bünye içinde olmalı  ve dışarıya yansırken fikir birliği içinde dile getirilmelidir. Gündemde olan Şike yasasıyla ilgili yorumlar bile bu endişemi maalesef ki maalesef teyit eder boyutta dile getirilmiştir. (Bu konu ile alakalı şovmence tavırlar, yasanın Cumhurbaşkanı'nca veto etmesine verilen destekler, yasanın yeniden görüşülmesi esnasında farklı düşünebilirimcesine ileri sürülen beyanatlar….)

Evet uyarıyorum…

Çünkü "Der Spiegel" dergisi bile Sayın Başbakan'ın hastalığıyla alakalı spekülasyon yaparken; "Erdoğan olmadan sadece AK Parti'nin değil ayrıca ülkenin kaosa sürüklenebileceği" imasında bulunarak Ak parti Hükümetinin ülkemiz için ne büyük önem sahip olduğuna vurgu yapmaktadır.

Bu dönemde Ak Parti yönetiminin ihtilaftan uzak, ittifak içinde bir ve beraber olması lazımdır. Bu Parti bütünlüğü için de, ülkemizin yakaladığı gelişme istikrarı için de gereklidir ve hatta elzemdir. Çünkü ihtilat ve nifak, bir bünyeyi içten  kemiren kurtlar gibidir.

Burada Yavuz Sultan Selim'in nefis dörtlüğünü hatırlatmak istiyorum;


Milletimin ihtilaf ü tefrika endişesi,
Hatta kuşe-i kabrimde bikarar eyler beni.
İtthat etmekken a’daya karşı çaremiz,
İttihat etmezse millet,dağdar eyler beni….

Şöyle demek istiyordu: Milletimin ihtilaf ve ayrılığa düşebileceği endişesini ölüp gittikten sonra dahi zihnimden atamayacağım. Hatta bu endişe kabrimde bile beni rahatsız edecek. Karşımızdakilere karşı yegane çaremiz bir ve beraber olmak iken, bizler gönül birliğiyle ittifak etmezsek, işte bu beni derinden yaralar ve çok rencide eder.

Son olarak şunları söylemek istiyorum;

Geçen hafta kendilerini ziyaret ederek; geçmiş olsun dileklerimi kabul eden Sayın Başbakan'ımızın, bu süreçte konutunda sadece dinlendiğini düşünmüyorum… Çünkü onun yapısı, kişiliği, inancı ve inandığı yolda yürürken gösterdiği hırs azim ve güçlü iradesi, ülkesini, partisini ve halkını takip etmekten alıkoymaz.

Kanım odur ki; Sayın Başbakan bu uzun istirahatinde, Ülkemiz siyasetini ve partisinin reflekslerini sessiz bir gözleme tabi tutmuştur. Kendi otorite ve fiili yönetimi olmadığında, özellikle de partisinin  yetkililerinin ve hükümetinin tavırlarını ciddi bir şekilde uzaktan analiz etmek istemiş olabilir. Bu yüzden de partinin ve partililerin ivedilikle silkinmeleri ve rehavetten, ihtilaftan uzaklaşıp kendine gelmeleri elzemdir.

Sayın Başbakanımıza  Yüce Allah'tan acil şifalar diliyor ve bir an evvel Ülkemizin yönetimine aktif şekilde başlayarak, insicam ve ahenkle istikrarın devamını temenni ediyorum.

Haftaya yeni Bir Portrede buluşmak ümidi ile sağlıcakla kalın sevgili okurlarım.


 

OGÜNhaber