Dünyadan bir çınar daha devrildi: Mark Mobius öldü!

Mark Mobius…
Türkiye’yi sever, sık sık gelirdi.
İş için gelirdi ama bazen de gelmek için işi bahane ederdi.
Geçen ay geldiğinde, öyle uzun boylu sohbet edememiştik.
Nisan sonu-Mayıs başı yine geleceğim. O zaman daha bol vaktimiz olur. Bizimkiler, programdan seni haberdar edecek” demişti ve vedalaşmıştık.
Ama ne yazık ki, telefonumda bir mesaj:
Programı değil ölüm haberi!

Mark’la ilgili,
Kimin ne dediğinden ziyade benim ne gördüğüme baktım hep.
Çalışkanlık ve üretkenlik onun göbek adı gibiydi.
Bazen Türkiye ekonomisiyle alakalı pesimist de olsa; yapacağı açıklamanın yatırımcılar nezdinde oluşturacağı etkiyi iyi bildiği için “Ben Türkiye’ye inanıyorum. Türkiye hala benim yatırım yapacağım ülkeler arasında” der ve negatif bir algı oluşmasına müsaade etmezdi.
Bazen heyecanlanır ve tez canlı davranırdım.
Yüzünden eksiltmediği tebessümle “bekleyebilmek önemlidir” der; step by step diye sabır telkin ederdi.
Ondan çok şey öğrendim.
En önemlisi de, o kadar sermaye, güç ve etkinliğe sahip olmasına rağmen kibre nasıl düşülmeyeceğini ve tevazunun ne kadar kıymetli olduğunu yaşam pratiklerinden öğrendim.
“Yaşadığın kadar varsın ve çalıştığın kadarsın” derdi hep…
“Yaş yetmiş iş bitmiş” yaklaşımını hiç sevmez; bu canı Tanrı’ya teslim edene kadar, durmak yakışmaz inancıyla hareket ederdi.

Boşuna “Yatırım Gurusu” ve “Gelişen Piyasaların Duayeni” denmedi ona…
Gerçekten de, ölene dek buna muvafık ve mutabık davrandı ve hep çalıştı.

Sadece gelişmekte olan ülke devlet başkanlarıyla değil; diğer ülke başkan ve başbakanlarıyla da çok iyi diyalog içindeydi.
Sayın Cumhurbaşkanımızı da tanır ve severdi.
Zarif birisi olduğu kadar cesurdu da…
Hem de kimsenin itiraz edemediği bugünlerde, Trump’ın yüzüne karşı “sen delisin” diyebilecek kadar cesurdu.

Benim için bazen bir abi, bazen bir dost, bazen ise öğretici bir değerli büyüğüm idi…
Çok üzgünüm!..
Evet, amenna; Kim olursa olsun her nefis ölümü tadacaktır.
Ama zor geldi/keder verdi ve şok etti beni…
Benim için sanki koca bir taş ocağı bir anda devriliverdi!
Yaşadığı gibi güzel öldü ama çok acı verdi be!..

Daha Türkiye’ye gelecek;
Dünyanın ahvalini, Türkiye’nin gidişatını konuşacak,
En sevdiği mekânda yemek yiyip Boğaz’ı temaşa edecek ve İstanbul anlatısını dinleyecektim!
Hani, güya biz İstanbul’un derinliğini, Boğaz’ın güzelliğini bildiğimizi sanırız ya; siz, bir de Mark’tan dinleyin. İşte o zaman ne kadar eksik bildiğimizi fark ederdiniz!

Değerli büyüğüm, abim, hocam, aziz dostum Mark!
Biliyorum; yerin asla dolmayacak.
Tüm, son kalan güzel insanlar gibi sen de gök kubbede o hoş sedanı bırakıp, beyaz atına bindin ve gittin!
Galiba,
Benden bu kadar; artık kendi kanatlarınızla uçun demek istedin.
Ama sensiz zor be güzel insan…
Toprağın bol olsun!
Gittiğin yerde, Allah rahmetini eksik etmesin.
Çok özleyeceğim seni…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber