El insaf, kendimize gelelim artık!..

Salih kardeşim, son derece düzgün çizgisi olan birisi. Güneydoğu’lu ama bir çok yerde iş yerleri var. Tüm aile fertlerini yüksek öğrenime teşvik etmiş, aydın, ülkesini seven bir işadamı. O’nun bu e-postasını okuduğumda bir güneydoğulu iş adamının gözünden ülkemizde yaşananlara nasıl baktığını izledim. Bu yazıyı şimdi okurlarımla paylaşıyorum kelimesine dokunmadan…

EL İNSAF! KENDİMİZE GELELİM ARTIK!
Her şey o kadar net, o kadar basit ve o kadar anlaşılır ki, elimizi vicdanımıza koyup, olaylara bakmamız yeterli! 90 kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağını bırakın, 10 yaşındaki bir çocuktan 100 yaşındaki bir yetişkine kadar, az buçuk vicdan taşıyan herkes, Türkiye’de olup bitenlerin gerçekte neler olduğunu görebilir. Bunun için hangi kuşaktan olursanız, olun, her şey çok net ve berrak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti hükümetine karşı yürütülen darbe planların da asıl hedefin, yeni Türkiye olduğu, o kadar açık ve o kadar ortada ki, kimse buna itiraz edemez. Ama buna rağmen, 100 yıldır bu topraklarda ihanet içerisinde olan zihniyetler görmezden geliyor.

Bu zihniyetlerin şekillendirdiği ideolojiler, bu ideolojilerle saltanatlarını yürüten sermaye, bu sermaye ile beslenen kör aydınlar, bunu görmezden geliyor. 2013 yılının Mayıs ayında Gezi Parkı eylemleri ile başlayan Türkiye’yi karıştırma, kaosa sürükleyip itibarsızlaştırma çabaları, bütün iç ve dış desteklere, tahriklere ve zorlamalara rağmen kitleselleşmeyen ve etkisi saman alevini aşmayan protesto gösterileriyle sona erdi. Ancak esas bu olayları organize eden, her türlü lojistik desteği sunan, finanse eden içerideki gezi zekalılar ile Türkiye’nin bu yükselişini hazmedemeyen dış güçler boş durmadılar. Neler olduğunu, asıl hedefin ne olduğunu anlamak için, 2013 Mayıs ayında, Türkiye’nin ne durumda olduğuna bakmak gerek.

Buyurun tabloya:
2017’de hizmete girmesi planlanan 100 Milyon yolcu kapasiteli, 46 milyar dolarlık üçüncü hava limanı yapımına başlanılması.

Japonya ile 22 milyar dolarlık ikinci nükleer santral ihalesi sözleşmesinin imzalanması.

İstanbul boğazına üçüncü köprü inşaatına başlanılması.

Kanal İstanbul projesi.

93.000 puanı gören borsa İstanbul endeksi.

135.000 milyar doları aşan merkez bankası döviz rezervi.

Yüzde 4.61‘e kadar inen iç borçlanma faizi.

Yatırım yapılabilir seviyeye ulaşan Türkiye kredi notu.

23.5 milyar dolardan sıfırlanan İMF borcu ve İMF’ye borç verme anlaşması.

Düşük enflasyon, artan ihracat ve canlanan sanayi.

2001 yılı; kişi başı 3.000 Dolar olan milli gelirin, 10.818 dolara yükselmesi.

2001 yılı; yüzde 68 olan enflasyon; 2011’de yüzde 4.5, 2013’de yüzde 7.4 olmuş. (Gezi ve 17 Aralık etkileri nedeniyle)

Çözüm süreci ile gelen umut dalgası. Bir Fransız gazeteci şöyle bir haber yapmış:

Eğer Erdoğan bir 10 yıl daha Türkiye de iktidarda kalırsa…
Türk lirası dünyanın en prestijli dört para biriminden birisi olabilir.

Dünya da petrolün fiyatını belirleyen New York ve Londra’dan sonra 3. merkez Ceyhan olabilir.

İstanbul da yapılacak olan üçüncü hava alanı ticari hava alanın olarak Londra ve Frankfurt’u bitirebilir. Yukarıdaki tablonun dış güçleri rahatsız etmesi gayet doğaldır.

Çünkü Türkiye’nin bu kadar güçlenmesinin, kendilerine olan bağımlılığı yok edeceğini biliyorlar. Yeni senaryolar üretmeye başladılar ve bu senaryoları içerideki işbirlikçi taşeronlarına ihale ettiler. Mesele ağaç meselesi değil, mesele cemaat meselesi değil, 100 yıllık yanlıştan dönerek, bütün evlatlarını kucaklayıp, büyüyen yeni Türkiye Cumhuriyeti devletine suikast yapma meselesidir. Yeni Türkiye’nin önünü kapatma meselesidir. Amaç Recep Tayyip ERDOĞAN’ı etkisiz hale getirerek, Kürt sorununun çözümünü engelleyip, Türkiye’nin yükselişini önlemek, Türkiye’yi seksenli, doksanlı yıllara döndürmektir. Türkiye’nin bir sol partisi, bir muhalefet partisi yoktur. Hiçbir zaman olmamıştır. CHP; ana muhalefet partisi olarak iktidar partisinin icraatlarından memnun olmayan kitlelerin haklarını savunan, onlara tercüman olan, seslerini duyuran legal ve demokratik olması gereken bir partidir.

Demokrasilerde her siyasi partinin ve iktidar partisinin icraatları sorgulanabilir ve iktidar partisi, iktidarı olduğu dönemden sorumludur. Bununla birlikte; muhalefetin de ülkedeki istikrarın, huzurun ve asayişin sağlanması konusunda en az iktidar partisi kadar sorumluğu vardır. Muhalefet, hükümetin icraatından duyduğu rahatsızlıkla ilgili olarak, başta TBMM olmak üzere, birçok yerde basın toplantıları düzenleyebilir. Yargıda, medyada, demokratik mitinglerle ve değişik hak arama yöntemleri ile buradaki tavrını gösterilebilir. Bütün bunları yaparken, bazı şeye dikkat eder. Devlete, devletin ve milletin birlik ile bütünlüğüne. Toplumun huzuruna. Ülkenin kalkınmasına. Bütün bunlara zarar verecek her türlü fikirden, oluşumdan, girişimden uzak durur muhalefet ve lideri. Çünkü bütün bunlar, siyaset üstü, parti üstü, ideoloji üstü durumlardır. Ülkedeki her türlü ekonomik gelişim, siyasi gelişim, bilim ve ilim dallarındaki gelişim, Türküyle, Kürdüyle, sağcısıyla solcusuyla, Alevisiyle Sünnisiyle bu milletin bütün evlatlarını ilgilendirir.

İktidarın hangi parti olacağı bütün bunların dışındadır. Muhalefet, yaptığı ve yapacağı siyaseti, bunların geri gitmesi, bozulması, dağılması üzerine yapmaz. Ülkeyi, devleti, milleti daha ileriye nasıl taşıyacağı üstüne yapar. Hiç bir demokratik ülkede ana muhalefet partisi demokratik yollardan iktidara gelmiş bir hükümetin düşürülmesi için halkı sokak eylemlerine teşvik edemez. Bütün tepkiler demokratik kanallar kullanılarak olgunluk içerisinde dile getirilir. Fakat iktidara asla gelemeyeceğini bilen bizim ana muhalefetimiz, ne yazık ki kendisini bizim, yani Türkiye’nin ana muhalefet partisi olarak görmüyor. Hatta kendisini Türkiye’nin partisi olarak görmüyor. Türkiye’nin düşmanı gibi davranıyor, bu ülkeye zarar verecek her türlü fikrin peşinde koşuyor, zarar verecek her türlü oluşumun içerisinde yer alıyor. Biri de çıkıp demiyor, iyi de biz bu ülkede iktidara gelmek için mücadele ediyorsak, neden ülkeyi kaosa sürüklemek için çabalıyoruz,Hepimiz aynı gemide değimliyiz? Biri de çıkıp demiyor ki, insaf! Sonra kendilerine oy vermeyen, memleketimin güzel insanlarını aşağılıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki, tek cahil, tek aptal kendileri. Bu halk, bu toplum gayet iyi biliyor her şeyi. Çünkü her şey gayet iyi ve gayet açık ortada. Sadece bakmak yeterli. Yolsuzluklara her TC vatandaşı karşı çıkacaktır,en başta hükümet. Muhakkak her dönemde çürük elmalar olacaktır ve varsa çürük elmalar ayıklanacaktır.

Ama Türkiye’nin menfaatlerine milli servetimize zarar vermeden mücadele edilmelidir. Vatanseverlik budur. Bu saldırının uluslar arası boyutu çok büyüktür. Bölgenin yeniden şekillendiği bir dönemde büyük resme bakmalıyız. Bu şekillenmeden en karlı çıkacak ülkenin Türkiye olacağı çok iyi biliniyor. Özellikle Akparti’nin bu seçimlerde yine büyük bir zaferle çıkacağı ve bölgenin en etkili aktörü olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Onun için bu gözü dönmüş zalimler bu kadar hain ve sinsice saldırıyorlar.

Onun için resme iyi bakmak lazım.: *16 Aralık 2013’te AB ile yeni bir döneme girileceğinin sinyali ve akabinde mahkemenin operasyon kararı. *Barzani ile PYD’nin 16 Aralık 2013’te Erbil’de anlaşması, karşılığında BDP’li milletvekillerinin tutukluluğunun devamına karar verilmesi. *Yine 16 Aralık 2013’te Irak Kürdistan bölgesinden ilk petrolün akmaya başlaması. Ve para da Halk bankasında tutulacaktı. Ertesi gün Halk bankasına operasyon yapıldı. Niye birbiri ile ilgisi olmayan bu operasyonların hepsini aynı güne ve saat e alıyorlar. Uyanalım artık özellikle Kürt’ler. Çok ciddi ve çok iyi planlanmış stratejik bir saldırı ile karşı karşıyayız.

Bu saldırılar güçleri yettiği surece devam edecektir. Sağcısıyla,solcusuyla , Alevisiyle, Sünnisiyle,Türk’ü ile Kürt’ü ile bir olalım,birlik olalım bu tuzağa düşmeyelim. Zulme ve zalime hayır.Yolsuzluklara bulaşanlar varsa ayıklansın cezalarını çeksin.Yaşasın Türkiye halklarının birlik beraberlik ve kardeşliği. Kahrolsun Türkiye düşmanları ve onlara yardım ve yataklık eden yerli işbirlikçiler. Salih Güneştekin (GAP Yat.Plat.YKÜ ve Makina Mühendisi) Yorum sizlerin, haftaya yeni bir portrede buluşmak dileği ile sağlıcakla kalın.
OGÜNhaber