Geçen gün imzalanan Mekke Anlaşması’na ben nasıl ve nereden bakıyorum?

Arkadaşlar!
Ana konuya başlamadan önce daha önce birkaç defa dile getirdiğim birkaç önemli tespitimi yinelemem lazım:
-Dünya hızla yeni bir düzene doğru ilerliyor.
-Yaşanan her türlü küresel gelişme, doğal/spontane değil; bir Güç ve Akıl Sahiplerinin organizasyonu çerçevesinde gelişiyor.
-Bu süreçte hiçbir ülke “…yok efendim ben bağımsız karar alırım/ben ne istersem onu yaparım veya bağlantısız davranırım” di-ye-mez! Bu, ülkesel hayatın olağan akışına aykırı!
Sevelim sevmeyelim veya istediğimiz kadar yanlış bulalım hatta tüm bunların küresel bir organizasyon dahilinde geliştiğini ispatlayalım fark yapmaz; böyle bir realite var ve her şeye rağmen sürecek!
Neden?
Çünkü devletler arası hukuk diye bir şey yok; sadece güç ilişkisi ve al-ver angajmanları var.


Bu girizgah sonrası güncel olaylar ve hedeflenen amaçlara geleyim:
Arkadaşlar!

Güç ve Akıl Sahipleri, hedefledikleri maksadın hasıl olması için önce gerekçeler oluşturur, zemin hazırlar.
Bunun için ekonomik kriz gerekiyorsa ekonomik kriz, bölgesel kargaşa ise kargaşa veya savaş gerekiyorsa savaş…
Misal Rusya-Ukrayna Savaşı…
Avrupa ülkelerinde beklenen korkuyu yarattı ve savunma harcamaları konusunda yüzde yüz artışı getirdi mi; getirdi.
Düne kadar NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti diyen Fransa’yı bile hizaya soktu mu; soktu.
Amaç neydi?
Güç ve Akıl Sahiplerinin, dolayısıyla da Amerika’nın Çin seferi öncesi hem Rusya’yı zayıflatmak, hem de Avrupa ülkelerini savunma gibi hayati bir konuyla terbiye edip; Çin ve Rusya ile ilişkilerini minimize etmekti.
Keza Amerika-İran Savaşı…
Yazılarımda hep “var savaş-yok savaş, var anlaşma-yok anlaşma” diye yazdım. “Hürmüz Boğazı açılamadığı için mi açılmıyor yoksa açılması istenmediği için mi açılmıyor veya Hürmüz üzerinde kümelenen sisin dağılmaması özellikle mi isteniyor” diyerek asıl amacın çok farklı olduğuna defalarca işaret ettim.
Evet, şimdi Ortadoğu’da şafak söküyor, gün ağarıyor ve Yeni Ortadoğu tablosu netleşmeye başlıyor.
Yani neymiş?
İran’a açılan savaş bölgede bir “Sünni Kalkan” kapsamında Yeni Ortadoğu denkleminin kurulması içinmiş.
Bu neyi getirecek?
Dünyanın kan damarı olan petrol rezervlerinin ana merkezi bu bölgeyi Çin seferi öncesi yekpare hale getirmek ve İsrail’in bölgesel güvenliğinde riskleri minimize etmek.
İsrail nam ve hesabına olan Abraham Anlaşmasıyla bu tesis edilebilir miydi?
Hayır…
Neden?
Çünkü bölge halklarının yerleşik kanaati ve hem İsrail’in uslanmaz saldırganlığı ve hem de İran’ın canlı tuttuğu İsrail düşmanlığı nedeniyle…
Peki, Mekke Anlaşması bu bariyeri aşabilecek bir konsept mi?
Bence evet…

Dikkatinizi çekerim:
Riyad değil, Cidde değil; anlaşma Mekke’de ve bir Cuma günü imzalanıyor.
Kim imzalıyor; Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel prestijli iki ülke ile Kabe’nin bulunduğu ülke Arabistan…
Önümüzdeki günlerde, Ürdün/Katar/Birleşik Arap Emirlikleri/Kuveyt/Bahreyn hatta Suriye hatta ve hatta Şii etkisinden arındırılmış bir Lübnan ve Irak da imza atabilir.
Bölge ülkeleri nasıl imza atacak hale geldi?
Tabi ki, yaşamakta olduğumuz Amerika-İran savaşı sürecinde İran/Şii saldırganlığı sebebiyle…
Peki, İran bunu neden yaptı/yapıyor?
Hep dediğimi diyorum; İran, düşman görünümlü bir Amerikan müttefiki olduğu için!
Diğer bir deyişle; Güç ve Akıl Sahipleriyle işbirliği içinde oldukları için. Yeni Ortadoğu Süreci filminin “kötü karakteri” olduğu için!

Anlaşma imzalandıktan sonra konuyla alakalı pek çok dostumdan mesaj ve yorumlar aldım.
Atlantic Council başta olmak üzere ABD ve İngiltere merkezli pek çok düşünce kuruluşunun konuyla alakalı düşüncelerini ve kendi yorumlarını paylaştılar.
Hepsine teşekkür ediyorum.
Ama şunu söylemeliyim ki; bu düşünce kuruluşları Güç ve Akıl Sahiplerinden bağımsız/azade ve kendi inisiyatifleriyle yayın yapan kuruluşlar değil. Bilakis tam da onların istediği iyi polisi/kötü polisi oynayan ve amaçlanan maksadın hasıl olması için verilen rolleri; gerek akademik, gerekse de medyatize şekilde dile getiren manipülatif oluşumlardan başka bir şey değil.
O yüzden, ben, kendi okumalarımı/yorumlarımı/duyumlarımı ve yabancı derin dostlarımla yaptığım istişarelerimi menşe alarak kanaat ve öngörü paylaşmayı tercih ediyorum.

Şimdi Mekke Anlaşmasına gelirsek;
Türkiye medyasında yazılan ve konuşulanlara bakıyorum da işin özüne dokunulmuyor bile…
Bunu, bir Mekke Müdafaası gibi gören de var; bir ihanet anlaşması gibi söyleyen de…
Anlaşmanın, Türkiye’yi ateşe attığını dile getiren de var; Türkiye’nin lider ülkeliğini perçinledi diyen de…
Birkaç aklıselim dışında romantizm ve hamasetten uzak akıllı/akılcı ve yeni küresel konseptin realitelerine uygun açıklama yapan pek yok.

Benim yorumum şu:

Bazen tarihin gidişatı ülkeleri bazı noktalara getirir.
Hatta gelmesini dayatır. Tıpkı 1949-50’lerde NATO’ya girmek zorunda kaldığımız gibi…
Tıpkı kimi zaman düşmanlığını bile bile bazı devletlerle ilişki geliştirip veya bazı pakt/anlaşma ve ittifaklara imza atmak zorunda kalındığı gibi…

Arkadaşlar!
Mekke Anlaşması ne tozpembe tablolar çizeceğimiz bir anlaşmadır, ne ihanet anlaşmasıdır ve ne de kaçınabileceğimiz bir anlaşma idi.
Avantajları da var dezavantajları da…
Ama bir gerçek var ki; böyle bir anlaşmanın Amerika’dan ve dolayısıyla da Güç ve Akıl Sahiplerinden azade ve bağımsız şekilde imzalanması mümkün değildir. Öncelikle bunu bilip; aksini iddia eden yorum ve değerlendirmelere itibar etmeyelim.
Biz hayır da deseydik Ortadoğu’da planlanan bu yeni denklem yine kurulacak ve biz sadece girmediğimiz bir ittifakın bedelini ödeyecektik.
Misal; 2003’ün 1 Mart’ında Amerikan askerinin geçiş tezkeresine hayır dedik de ne oldu? Amerika Irak’a saldırmadı mı?
Benim yaklaşımım meze olmaktansa, masada olmak evlâdır.

Evet, Türkiye’nin Ortadoğu toplumları üzerindeki prestijinden yararlanıyorlar,
Evet, İsrail’in güvenliğinin sağlanmasını önceliyorlar,
Evet, bölgesel Şii etkinliği minimize ediyorlar,
Evet, bazı şeyleri dayatıyorlar…
Peki, dahil olmayıp da yel değirmenleriyle mi savaşalım!

Arkadaşlar!
Adında İslam Cumhuriyeti yazan İran, 1979’dan beri Güç ve Aklın bölgesel Truva atlığını yapmaktan başka ne yaptı!
Farsî Yayılmacılıktan, Filistin Davası üzerinden oluşturduğu İsrail düşmanlığı sayesinde bölge ülkelerini manipüle etmekten ve istikrarsızlık yaratıp kendi etkinliğini cari kılmaktan başka ne yaptı!
Allah aşkına bugüne kadar on binlerce Filistinliyi katleden İsrail’e ne yaptı veya ne yapabildi!
Kimse bana hamaset yapmasın ve maval okumasın!
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür! Sen istemesen de yeni bir dünya kurulacaksa; o yeni dünyanın dışında kalmaktansa kuruluşunda yer almak en az zararlı olandır!
Ben anlatımlarımı öyle akademik jargonlarla, süslü diplomatik söyleyişlerle veya uluslararası siyasete dair bilindik ezber formatlarla yapmam.
Çünkü yeni bir dünya ve yeni bir düzenin kurulduğunu çok iyi bildiğim için, bilindik indekslerin/kontekslerin ve paradigmaların sıfırlandığı; yeni yaklaşım/paylaşım ve dönüşümsel yönelimlerin kaçınılmazlaştığının çok iyi farkındayım.
Anadolu’da derler ya; eski çamlar bardak oldu diye; aynen öyle…
Gerçekten ülkemizde duyduklarım/okuduklarım çok komik geliyor bana:
Yok efendim, bu Salman değil miymiş Türkiye düşmanlığı yapan,
Vay efendim, bu Birleşik Arap Emirlikleri değil miymiş 15 Temmuz Darbesini ateşleyen,
Aman efendim, bu anlaşmanın arkasında “katil Netenyahu”nun olduğu kesin değilmiymiş…

Efendiler!
Devlet yönetimi aile şirketi yönetmek değildir.
Devletler arası ilişkiler kardeşler arası şirket ilişkileri değildir.
Uluslararası ilişkilerde bir anlaşma gösterin ki; tarafı olan devletlerden biri için mutlak/net ve saf bir kazanç getiriyor olsun!
Uluslararası ilişkilerde bazen zarar görmemek fayda edinmekten müreccah hale gelebilir.
O yüzden siyasal magazin yaparak medyasal arşiv hamasetinden vazgeçin!
Yok, işte on sene önce şu yapılmasaydı bugün böyle olurduk,
Vay, işte Erdoğan BOP eş başkanı olmasa bugün şunu şunu imzalamak zorunda kalmazdık,
Aman, işte vakti zamanında şu lafları etmesek bugün bunları yutmak zorunda kalmazdık falan filan…


Kardeşim!
Yeni bir dünya kuruluyorsa orada yerini alacaksın. Nokta…
Uluslararası ilişkilerde dün dündür bugün de bugün. Nokta…
Diplomatik olarak dün ak dediğime bugün kara derim; yeri gelir, şeytan dediğimle bile yeniden diyaloğa girerim. Nokta…
Devlet yönetiyorsan ve hele de yeni bir küresel düzen inşası aşamasında karar verme noktasındaysan “al resmini ver resmimi veya al bilyelerini ver bilyelerimi; oynamıyorum” demek gibi bir lüksün yoktur! Nokta…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber