Güç ve Akıl Sahiplerinin gerçekten bir İran stratejisi yok mu yoksa strateji zaten bölgeyi cehenneme çevirmek mi?

Arkadaş-dost çevremden ve okurlarımdan gelen bazı sorular var.
Bunlardan en çok sorulan birkaçı:
—Ak dediğine ertesi gün kara diyen Trump ne yaptığını bilmiyor mu?
—Amerika ve İsrail gerçekte ne yapmaya çalışıyor?
—Amaçları İran Rejimini mi yıkmak yoksa bölgeyi ateşe mi vermek?
—Bunlar kara-düzen bir saldırı peşindeler…
—Başlatılan savaş İranlı muhalifleri de rejim etrafında kenetledi…
Ve en vurucu yorum ve soru şu:
“Sen sürekli Güç ve Akıl Sahilerinden bahsediyor; onların plansız-programsız bir şey yapmayacağını söylüyordun. Ama şu anda yaşanan öngörülmezliğe bakılırsa bunların bir stratejisi yokmuş. Çünkü ortaya çıkan tablo sadece kaos/karmaşa ve karışıklık…”


Arkadaşlar!
Görünene bakarak kanaat oluşturursak, bence de söylenen yorum ve tespitler gayet doğru.
Sorulan sorular gayet de isabetli…
Ama acaba o birilerinin/Trump ve Netenyahu gibi iki hayduta, bu savaşı başlattıranların amaçları tam da bu eleştirilen durum olabilir mi?
Asıl amacın “bilinmezlik ve belirsizlik” içeren kaotik bir durum oluşturmak olduğunu hiç düşündünüz mü?
Çünkü bir taşla birkaç kuş vurmayı hedefleyenler için kaos ve karmaşa içeren ümitsizlik ve korku ortamı bulunmaz bir fırsattır.
Bir de şu açıdan bakın:
Hürmüz Boğazı merkezli ortaya çıkan realite küresel ekonomiyi derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor.
Kara ve deniz olarak baktığımızda 50 kilometre karelik bir alanın dünyanın kilidi olacağına kim ihtimal verirdi?

Şunu söyleyeyim:
Bu savaş süreci Trump’ı öyle bir hale düşürdü ki;  bırakın Ortadoğu/Çin/Rusya ve Avrupa’yı, Amerika’da bile tartışılır hale getirdi. Netenyahu’yu küresel ölçekte “dünyanın huzurunu bozan adam” profiline götüren emin olun İran’a atılan füze ve bombalar veya İran’ın İsrail ve diğer Körfez ülkelerine yolladığı balistik füzeler ve kamikaze İHA’lar değil. Sadece ve sadece Hürmüz Boğazının, tanker geçişlerine kapatılarak yaşatılan petrol krizi oldu.
Acaba daha düne kadar sokaklarda rejim muhalifi gösteriler yapan ve Amerika’ya “gel gel” eden İranlı muhaliflerin bile bugün Amerika ve İsrail karşıtı haline gelip Mollalar Rejimi yanında yer alması sizce de tesadüf mü yoksa Güç ve Aklı elinde tutanların bir basiretsizliği mi?

Açıkça söyleyeyim:
Ben küresel sistemin bu kadar doğal ve doğaçlama işlediğine ve Trump ve Netenyahu’nun azgın maceraperestliğinden kaynaklı strateji ve öngörüsüz haydutluğu yüzünden  bugünkü tablonun oluştuğuna ihtimal vermiyorum.
Çünkü tüm bunlar olurken aslına bakarsanız atı alan Üsküdar’ı geçmekle meşgul.
Bizler, savaşın görünen yüzüyle meşgulken ve bunu konuşurken o birileri istediği ülkeleri kucağa çekiyor/sermaye ve finans el ve yer değiştiriyor/kimi ülkeler zayıflatılıyor kimi ülkeler öne çıkartılıyor; hasılı kelam, yılın ikinci yarısında hepimizin de müşahede edeceği gibi emin olun ki kazanan yine kasa olmaya devam ediyor.

Son zamanlarda hep dediğim gibi; “o birileri için İran’ı Mollalar yönetmiş veya seçimle işbaşına gelenler inisiyatifi ele almış; bunun hiçbir önemi yok. Onlar sadece kendi düzenlerinin işleyip işlemediğine bakar” demeye devam ediyorum.
Çünkü şu anda oluşan kaotik tablo, tam da onların istediği şey…

Göreceksiniz ki bu süreç sadece bölge değil Rusya/Çin/Avrupa ve hatta İsrail hatta ve hatta Amerika’da bile domino etkisi oluşturacak…
Adeta “iti öldürene sürütürler” misali bu süreç, sürecin aktif aktörleri Netenyahu ve Trump’ın da tasfiyesini getirecek.
Biraz daha bekleyin ve işte o zaman nerede ve nasıl/kime ve hangi ölçekte hasar verilmiş olduğu çok daha gün yüzüne çıkacaktır.

Halkbank Olayı…
Her ne kadar Türkiye’nin başında Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılsa da yaklaşık 4-5 sene önce, bu olaydan mütevellit Türkiye Cumhuriyetine halel verici bir sonuç olmayacağını söylemiştim.
Çünkü Sayın Erdoğan, küresel güç dengesini belirleyen Güç ve Akıl Sahipleriyle nasıl iyi ilişki oluşturacağını keşfetmişti.
Bugün de yaşanan savaş/kaos/kargaşa ortamında Türkiye figüran değil de bağımsız ve bağlantısız ama bir o kadar da dikkate alınan/istişare edilen bir pozisyonda konumlanabiliyor ise; bu durum, Erdoğan’ın ülkesel menfaatlerden hareketle sergilediği akıllı-akılcı diplomasi ve dış politikası sayesindedir.

Yorumlarda görüyorum:
Yok efendim, bunun karşılığında ne verilmiş/ne feda edilmişmiş de Halkbank Davasında bu sonuç ortaya çıkmış mış!
Afaki yorumlar, dar düşünceler ve dar görüşler…
Bu eleştiriyi yapanlar bu dava süreci devam ediyor olsa idi bu defa da “neden hala devam ediyor/neden bitirilmiyor”  diye eleştireceklerdi.
“Çok şükür; bir cezaya gerek kalmadan sonuçlandı” diyemiyorsanız bari vakti zamanında Muharrem İnce’nin eğri oturup doğru konuşup “Adam kazandı!” dediği gibi “Adam sorunu çözdü ve Türkiye müttehem duruma düşmekten kurtuldu” deyin!
Tamam, muhalefet edin, edin ama her konuya ve hatta ülkemiz lehine olan bir çözümde bile maydanoz sıkmaya kalkmayın be ya…

Son olarak:

Türkiye’ye düşen/düşürülen füzelerin, sadece İran’ın sıkışmışlığının sonucu olduğunu düşünmüyorum.
Birilerinin, Türkiye ve Azerbaycan’ı bu savaşa dahil etme ve bu savaştan hareketle bölgesel bazda Şiileri/Sünnileri, Arapları/Türkleri/Kürtleri birbirleriyle savaştırma evresi başlatmaya çalıştıkları kanaatindeyim.
Bu noktada, Erdoğan’ın, Bahçeli’nin, Hakan Fidan’ın söylem ve soğukkanlı duruşlarına, tehlikeye dair önemli ikazlarına ciddi kulak vermek zorundayız.
Tıpkı Goben ve Breslaw zırhlılarını, Yavuz ve Midilli yaparak Sivastopol Limanını bombalatıp Birinci Dünya savaşına dahil olmak zorunda bırakıldığımız gibi, benzeri bir oldu bitti kokusu alıyorum.

Arkadaşlar!
Emin olun, Türkiye olarak şuanda kıldan ince kılıçtan keskin bir  dengede yürüyoruz.
Umuyorum ve inşallah, Bahçeli’nin devlet adamlığı, Erdoğan’ın liderliği ve basireti, Hakan Fidan’ın diplomatik öngörüsü sayesinde küresel haydutluğun zirve yaptığı şu süreçte oluşturulmak istenen kaotik/kancıl ve ölümcül senaryodan azade kalır; başlatılan ve sahnelenmek istenen kıyamet senaryosuna engel oluruz!

Maalesef tarihte örneğine nadir rastlanan bir süreçten ve özellikle de bir yıldan geçiyoruz.
Ve vahamet o derece kötü ki keşke direk 2025’ten 2027’ye geçilseydi ve 2026 yılı hiç olmasaydı…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber