ABD’de seçim süreci başladı ve haftaya bitiyor.
Düşünsenize; bir ara seçim ama bütün dünya dikkat kesilmiş ve sonucunu bekliyor.
Bütün dünya “ABD-İsrail konsorsiyumu İran’ı acaba seçim öncesi mi/esnasında mı yoksa sonrasında mı vuracak” diye teyakkuzda…
İsrail seçimleri bitti ve Netanyahu denen canavar kendi halkından bile beklediği desteği alamadı.
Hükümet kurabilecek çoğunluğa erişmek için öyle görünüyor ki en iyi bildiğin şeyi yapıp; savaş tamtamları çalmaya başladı bile…
Öte yandan Rusya ve Putin… “2030’da Avrupa ile savaşa hazırız” diye mavra yapıyor.
Ben, Putin’in bu söylemini aslında tersten okuyunca; “2030’da Avrupa bizimle savaşa hazır olur ve Rusya olarak biz tükenmiş oluruz” şeklinde anlıyorum.
Ama Avrupa ülkeleri de, hem AB olarak hem de lokal bağlamda ülkesel boyutta oldukça sıkıntılı günler yaşıyor.
Yapılan seçimler ve alınan sonuçlar oldukça sürpriz, ilginç ve şaşırtıcı…
Sanki Birinci Dünya Savaşı öncesi 50-100 yılda yaşanan “Milliyetçilik/Self-determinasyon (ulusların kendi kaderini kendi tayin etmesi)” gibi bugün de demokratik iktidarların anti demokratik yönetimlere karşı ülke halklarının “kendi yönetimini kendi belirlemesi” hakkını kullanması gibi bir süreç yaşıyor.
Ve oldukça sirayet edici/yayılmacı ve etki kapasitesi yüksek bir süreç…
Pek çok yazımda yeni nesil vurgusu yaparak; 35 yaş altı jenerasyonun bambaşka saik ve reflekslerle hareket ettiğini söyledim. Bu yeni jenerasyonun, bilindik/klişe ve yerleşik ezberlerle hareket etmediğini; hem otoriteye hem de otoriter yönetimlere karşı oldukça cesur dışavurum sergilediğini ve bu tercihte organize olmakta ciddi donanıma sahip olduklarını dile getirdim.
İşte şimdi bu yeni jenerasyonun yeni tarz siyasetini ve Avrupa özelinde siyasetteki belirleyiciliğini hep birlikte görüyoruz: Bu tablo, benzeşik yönetimlere sahip tüm ülkelerde benzer kuşakların kendi ülke yönetimlerine reaksiyon gösterip organize bir aksiyon almasına örneklik teşkil ediyor.
Buna karşın, özellikle Trump/Putin/Netanyahu/Şinping/Sisi gibi küresel otoriterizmin başat aktörü olan liderler; eminim ki yeni yılda, daha da azıtacaklar ve “demokrasi/insan hakları ve bireysel özgürlükler” gibi toplumların olmazsa olmaz haklarını hiçe sayıcı/yoklaştırıcı veya önemsizleştirici adımlar atacaklar!
Zaten insan psikolojisi de böyle bir şeydir; kaybettikçe ve dibe battığını fark ettikçe daha da sertleşmek ve elinden geleni ardına koymamak insanın fıtratındandır.
İşte bu liderler ve onların kendi ülkelerinde müttehem duruma düşmüş iş tuttuğu/tutacağı liderler de, bunlardan cesaret alarak yükselen ve daha da yükselecek olan toplumsal memnuniyetsizliği/itirazı veya ete-kemiğe bürünecek olan sokak hareketlerini farklı ve biraz da despotik yöntemlerle bastırmaya çalışacaklardır.
Ama ne yazık ki bu bir kısırdöngüdür ve acılara sebebiyet verecek olsa bile dünyayı daha yaşanmaz hale getiren ismini saydığım liderlerin sonunu getirecektir.
Çünkü bir dünya yıkılıyor ve yeni bir dünya ile birlikte yeni bir dünya düzeni geliyor.
Yeni bir bina yapmak için eski binayı yıkanlar nasıl yeni binanın inşa sürecinde ve inşa edenler de, iç dekorasyon sürecinde yer almazsa; aynen bu misal, bugün görev yapan yıkım ekibinin de işi bitip sonu gelmek üzeredir.
O yüzden 2030’a kadar ve hatta sanıyorum ki daha varmadan, bugünün dünyasını hop oturtup hop kaldıran liderler sahneden silinmiş olacaklardır.
Sonuç:
Arkadaşlar!
Bakınız; Avrupa özelinde başlayan ve spontane/doğal gibi gördüğümüz yeni nesil siyasi refleks kendiliğinden değildir.
Spontane kitlesel hareketler, ne uzun soluklu olabilir ne de organize olup sonuca ulaşıcı olabilir.
Bunun aksinin olması ve siyasi bir sonuç doğurabilmesi için mutlaka ama mutlaka bir güç ve akıl tarafından doğrudan veya dolaylı yahut da sosyal medya enstrümanları vasıtasıyla subliminal olarak desteklenmesi gereklidir.
Kim bunun aksini iddia eder ve “yahu Sırplı çocuklar başardı/Macar gençler sonuç aldı/İsrail’li Araplar sürpriz yaptı/Amerikan halkı tepkisini sandığa yansıttı/Rus halkı sinyal verdi” gibi sözler ederse; ben buna sadece safdillik der; gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmak olarak vasıflandırırım.
Demem o ki; Avrupa’da olan bir olay da, Amerika ve İsrail seçim sonuçları da, Polonya’da polisin Anayasa Mahkemesine girmesi de, 80’den fazla Amerikan yakıt ikmal uçağının İsrail’e gitmesi de, Türkiye’deki Fon dolandırıcılığı ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerginlik de, yeni dünya düzeni puzzle’nın/yapbozun parçalarından biridir ve doğal dinamikler sonucu gibi görünse de; birilerince doğal dinamikler eliyle gösterilerek yapılan inorganik organizasyondan başka bir şey değildir.
Son olarak şunu söylemek zorundayım:
Bir ülkeyi karıştırmak için en doğru ve en etkin silah o ülke dinamiklerini kullanmak ve hatta o ülkenin en etkili noktalarında bulunan inisiyatif/yetki ve imkan sahibi kişi ve makamların iradelerini zehirlemekten geçer.
Hep dedim ve yine diyorum; paraya sahip olan silaha da sahip olur. Para ve silaha sahip olmak akıllı olmayı gerektirir. Çünkü para ve silah güç demektir.
Hem güç hem de akıl sahibiysen savaşmazsın ama ülkeleri savaştırırsın. İşgal etmezsin ama ülkeleri karıştırırsın.
Hatta ve hatta ülke yönetimlerini kendi unsurlarıyla birbirine kırdırır ve halk nezdinde müttehem duruma düşürüp yapayalnız bıraktırabilirsin!
Bunu neden söyledim?
Ben tesadüflere inanmam…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.