İnternetçi 'Solculuk..'

Macron'dan, Biden'den, Merkel'den, Trump'tan gollük paslar gelmesine rağmen auta atma başarısı (!) hala devam ediyor.

Adeta bir turnuvanın ilk turlarında elenip çok maç oynama zahmetine katlanmak istemeyen takım ve oyuncular gibiler.

Sanki "şampiyon olup da ne yapalım ki; sonrasında bir de Avrupa kupalarına filan katılmak var. Amaaannn… Bize ne… Katılanları eleştirmek daha kolay. İktidar olup da rahatımızı neden bozalım, ağrımaz başımızı niçin ağrıtalım; 'sadece eleştirmek' en kolay ve güzelidir. Zaten buna alıştık da.." der gibiler.

Sanki muhalefette kalmak, kaldıkları muhalefette ise muhalefet etmemek için üstün çaba içindeler.

Gelin biraz daha geriye çekilip ana muhalefeti yani kaldıysa "Solculuğu" daha geniş bir yelpazeden irdeleyip Türkiye'nin muhalefet sorununun güncellenmiş halini değerlendirelim.

Solculuk, Türkiye'de bir "mutsuzluk ideolojisi"ne dönüşmüş durumda.
Sol/cu fikre sahip insanlar konuştuğunda; gündelik yaşamın içindeki insanların mutsuzluğu artıyor.

Çünkü sol, zaten yeteri kadar olumsuz koşulların mutsuzluğu içinde yaşayan insanlara, sen mutsuzsun çünkü egemen sınıf/iktidar mutsuz ediyor”dan daha fazlasını söyleyemiyor.

Ama elitist, seçkinci, konforcu yaşam ve yaklaşımından da taviz vermiyor…

Bu yüzden de çözümü gösterse bile, çözüme ikna edemiyor.
Çünkü eylemsiz bir söylem içinde…
Üstelik bazı durumlarda, doğrudan veya dolaylı olarak "senin mutsuz olman, senin acı çekmen senin aptallığın ve düşünmemen yüzünden" duygusunu hissettiriyor.

"Biz seni daha mutlu ederiz, mutlu olmanın biraz da bedeli var, yaşam koşullarını iyileştirecek şöyle şöyle önerilerim var" his, algı ve inancını uyandıramıyor.

Hele  bir de internet denen imkan ve ortaya çıkan sosyal medya zemini solun ekmeğine yağ sürdü.

İnternetçileşen solculuk ve sosyal medya muhalefetçiliği solun/muhalefetin ve dolayısıyla da CHP'nin çok hoşuna gitti.

Kolaylaştı çünkü, muhaliflik…
İnternetin sağladığı mutsuzluğun, öfkenin ve kendisi dışındakini aşağılamanın sonsuz konfor ortamında, sürekli negatif duygular işlenmeye ve bu negatif duygularla bir "doyum" yaşanmaya başladı.

Zaten bizim gibi toplumlar, "negatif doyum"dan, melankoli, efkâr ve nostalji gibi duygulardan müthiş bir haz alır.

Buna "Negatif Doyum Bağımlılığı" denir ve bugün muhalefetin ana hastalığı da bu girdabın sosyal şehvetine kapılmış olmasıdır.

İktidar da, muhalefetin tutulmuş olduğu bu hastalıktan kanımca çok memnundur.

Çünkü "muhalefet elindeki cihazlarla "iktidar oyunu" oynarken biz iktidar ediyoruz zaten.." rahatlığında.
Hal böyleyken bu "doyumsuz negatiflik" tabii ki iktidarın da işine geliyor.
Misal;
Sanki, iktidar olumsuz bir şey yapsa da, üzerinde bir tepinsek de "rahatlasak" diye bekleyen bir muhalefet var.

Twitter-İnstegram-Facebook-Youtube yayıncılığı vb. gibi sosyal medya üzerinden hüzünbaz klavyeşörlerin günün neredeyse her vaktinde; "bak gördünüz mü bunu da yaptılar", "sözün bittiği yer", "dibi gördük" gibi sözlerle paylaşım yaptıklarını görürsünüz.

Bir anket yayınlanıyor. Bizim muhalefet (sol) seçim kazanmış gibi sevinecek, neredeyse…
Neden..?
Çünkü Erdoğan yüzde elli artı biri bulamıyor diye (yine negatiflik üzerinden) Ama, Erdoğan'ın neden 45 eksi bire düşmediğine kafa yoran yok.

Bunun nedeni negatif propaganda, edilgen, rakibinin olumsuzlukları üzerinden "sadece konuşma bağımlısı" haline gelmiş, melankolik muhalefettir.

Şimdi içinizden, "ama yerel seçimler… Muhalefet kazandı… Bunu nasıl izah edeceksin…" diye geçirdiğinizi duyar gibiyim.

Onu da söyleyeyim.
Yerel seçimlerde muhalefetin kazanması, bu duygu atmosferine "rağmen" gerçekleşmiştir.
Yani muhalefet adayları sola/muhalefetin kendisine rağmen kazandı.
Bana, solun/muhalefetin/yani CHP'nin tek başına kazandığı bir belediye gösterin, lütfen.
(minik ve münferit değil ama…)

Gösteremezsiniz…
Yok çünkü.
Çünkü solculuk/muhalefet kazanmadı; başkanlar kazandı. Başkanların pek çoğuna bakın; kronik mutsuz solculuktan gelme değiller.

Negatif propaganda ve negatif doyum bağımlılığına kendini teslim etmeyen kampanya kazandı.
Hatırlayın…
Mansur Yavaş da, İmamoğlu da, Adana-Mersin-Antalya başkanları da zaman zaman "iktidar  şöyle mahvetti, böyle yıktı…" deseler de; seçimin ana omurgasını "ben yapılmamış olan, eksik kalan, ihmal edilen şu şu şu icraatları yapacağım. İsrafı önleyeceğim. Rehavete düşmeyeceğim. Bana bu nedenlerle güvenin ve oy verin…" diyerek kazandılar.

Tabi bir de, oluşan iktidar karşıtlığının doğal koalisyonu da etkili ve belirleyici bir faktördü.
(Muhalefet derken de, yeni sistemde her ne kadar bir pratiği kalmasa da "ana muhalefet" olgusu çerçevesinde ve CHP üzerinden konuşuyorum)

Şunu da belirtmek isterim ki;
Amacım ne solu yermek, ne iktidarı övmektir.
Bilakis, genel itibarla güçlü, etken ve iktidara kök söktüren bir muhalefet olgusundan yanayım.
Çünkü siyasette, güçlü iktidar/güçlü ve her dem iktidar olabilir muhalefet anlayışına inanan biriyim.

İktidara yakın olanların "ne güzel işte, solu/muhalefeti gömmüş" iktidar karşıtlarının ise "iktidara yakın birisi galiba, iktidarı övüp muhalefeti yermiş" demesi umurumda bile değil.

Ben Türk Siyasetinin giderilmesi gereken kronik bir hastalığına parmak basmak istedim.
Ama son tahlilde ve geldiğimiz noktada söylemek zorundayım ki;
Twitter ve ekşi sözlük gibi sosyal medya üzerinden yapılan "solculuk"; toplumsal muhalefeti zehirliyor.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

 

OGÜNhaber