Katar'ı namerde muhtaç edemeyiz..

Katar farklıdır,

Katar’ın ülkemizle bağı başkadır, köklüdür ve kıymetlidir.

Katar ne Arabistan gibi değişkendir ne de Birleşik Arap Emirlikleri gibi kaypaktır,

Katar ne İran gibidir, ne de Sisi’nin Mısır’ı gibi…


Katar’ı son beş-on yılda tanımaya başladık,

Halbuki tanışıklığımız eskidir, kadimdir ve derindir.


Birleşmiş Milletler İran’ı nükleer silah geliştirme  gerekçesiyle, ABD’nin dayatmasıyla sanık sandalyesine oturtmak için karar almaya çalışıyordu,

BM Geçici üyesi sıfatıyla ABD’ye rağmen buna karşı çıkan Türkiye oldu.

İran ne yaptı?

Daha sonra Obama yönetimiyle ambargolar konusunda kısmi bir uzlaşma sağladı, Türkiye’nin yaptığını tutarlı duruşu unuttu…

Geçen yıl ABD 11 Eylül saldırıları nedeniyle Arabistan’ı yargısız infaza tabi tutmaya çalıştı,

İlk tepki koyan Türkiye oldu.

Arabistan  ne yaptı?

ABD’ye “haraç” verdi anlaştı, Türkiye’nin  saygın duruşunu unuttu.


Peki… Türkiye dün o tavırları sergilerken yanlış mı yaptı?

Hayır…

Türkiye devlet geleneğine, kadim devlet kültürüne ve tarihsel misyonuna uygun davrandı ve o zaman da doğru yaptı.

Türkiye durması gereken, hakkın ve haklının yanında “dik duruş pozisyonunda” dururken; değişkenlik arzeden, git-gel’ler içinde olan İran idi, Arabistan idi…


Şimdiyse Katar konusunda Türkiye yine kendine yakışanı yapmalıdır ve yapacaktır.

Katar’ı namerde muhtaç etmeyecektir.

Vefasını gösterecektir.

Ülkemizin yaşadığı kriz ve sıkıntılarda koşulsuz destek veren Katar’ı aç bırakmayacaktır.

Katar’ı Çakalların insafına terk etmeyecektir.

Sözüm ona “tarafsızlık” namına, haksızlığa sessiz kalmayacaktır.

Katar’a zulmedilmesine sessiz kalarak asla destek olmayacaktır.

Katar krizinde “aç canavara karşı sessiz kalarak” onu teskin etmek gibi silik ve etkisiz bir refleks içinde olmayacaktır.

Zulme zulüm, zalime zalim diyecektir.

Zalimin zulmüne karşı çıkacaktır,

Zulme maruz kalana omuz verecektir.

Bir de olayın görünmez yüzüne bakmakta fayda var.

Bahanelerle Katar’a diz çöktürmeye çalışanlar dolaylı olarak hedefe Türkiye’yi de koymaktadırlar.

Olayın birkaç adım ötesini görmek zorundayız.

Sadece görünenle amel edemeyiz,

“Aslında ne oluyor?
Kriz kimin işine yarıyor?
Son tahlilde kimler zarar görecek”


sorularını sorarak devlet aklıyla ve alışkanlığıyla bakmak zorundayız.


Afganistan’a sessiz kalırsak,

Irak’a suskun bakarsak,

Suriye için bizi ilgilendirmez dersek,

Arap Dünyasından uzak kalmak lazım dersek,

İran’dan bize ne dersek?

Katar kendi düşünsün diye düşünürsek,

İçeride yaşanan terör olaylarının nedenleri için başımızı kaldırıp dışarıya bakmazsak,

Örtülü ve Terör örgütleri üzerinden gelen saldırılar, aleniyet kesbederek doğrudan gelmeye başlar.

Sessiz ve suskun kaldığımız yangınlar bize sıçrar,

Zor zamanlarda dostluk gösterenlere, sıkıntı anlarında tarafsızlık adına suskun kalmaktan dolayı güvenlerini sarstığımız ülkeler de bize lakayt kalır.

Öngörülemeyen silik bir devlet kişiliği algısı oluşur,

Anadolu’nun izzet ve azametine, tarihsel kimliğine ve duruşuna halel gelir,

Türk’lüğün şanına, şerefine ve izzetine leke sürülür.


Bu yüzden de dosta dost gibi davranacağız,

Katar’ın da dostuyuz ve bunu dosta düşmana göstereceğiz.

“Köpekler istedi diye Atlar ölmez” demeye devam edeceğiz.

Baronlar, Münafıklar, Riyakarlar, Haçlılar, Şeytan’nın uşakları kahpelik ederek “vurun abalıya” zihniyetiyle saldırsa da; biz mazlumun elini tutmaya, kaldırmaya ve zalimin şerrine karşı korumaya devam edeceğiz.

Vefasızlık yapmayacağız,

Katar krizinde zalimin ve onun uşaklığını yapanların istediği blokta olmayacağız.

Biz, bize yakışır şekilde, “Karınca misali” safımızı mazlumun yanında olarak belli edeceğiz…

Etmeliyiz,

Bize, tarihimize, tarihsel kimliğimize, inancımıza, Türk’lüğümüze yakışan da budur….

Meydanı “Çakal”ların, Akbaba’ların, Leş Kargalarının” insafına bırakmayacağız...


Bir sonraki Bir Portre yazımda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlarım.
OGÜNhaber