Kuzey Kore krizinin arka yüzü

İzzet ve azamet abidesi(!).
Derinliği, boyutu, içeriği bilinmeyen bir heyhüla,
Hepimizin bilinçaltına yerleşmiş, dünyanın emniyet sübapı gibi algılanan ve gücü gerçek mi sanal mı bilinmeyen bir belirsiz büyük güç.

Büyük sözlerle, evrensel kavramlarla, olmayan hümanistik refleksle tüm dünyaya el uzatmayı görev edinmiş bir “Jandarma Devlet”…

Lakin görünenin arkasında neler oluyor neler,
Yekpare bir ABD var mı karşımızda,
Yoksa ABD içinde ABD’cikler mi var da biz göremiyoruz,
Bakıyoruz ABD Başkanı ayrı telden çalıyor, İstihbarat örgütleri CIA, FBI, NSA ayrı telden…
Pantagon’un kafası başka, ABD Kongresinin başka,
Yönetimdeki asker kökenliler bir şey söylüyor, sivil yetkililer başka,
Trump başkanlığa geleli bir yıla yakın oldu; göreve getirdiklerini azlediyor, görevdekiler istifa ediyor veya ettiriliyor.

Her kurum farklı bir Devlet’cik sanki,
Her müessese ayrı bir ABD gibi…
Amerika “Ayrışık” Devletleri var sanki karşımızda,
Veya ayrışmaya başlamış ve bunu kamufle etmeye çalışan bir ABD var sanki..

ABD’nin hali pür melali böyle.
Hal böyle olunca ABD’nin şahinleri, savaşçıları, Neo-Con’ları savaş tamtamları çalıyor,
Trump ise Pazar yerine girmiş bir fil gibi, ortalığı devirerek giden bir mütekebbir,
Ego ve enaniyetiyle başarısızlığını ve hükümsüz hükümranlığını sergileyen bir muhteris,
Söylemleri tutarsız, eylemleri başarısız, adımları belirsiz…

Tam da bu esnada ABD’nin klasik refleksi devreye giriyor.
Saldırgan kesim savaş ve güç koralasyonunu dillendirmeye başlıyor.
Neymiş..
Kuzey Kore nükleer  veya Hidrojen bombası yapıyormuş,
Nükleer füzelerle dünyayı ve aslında ABD’yi tehdit ediyormuş,
Kuzey Kore devlet başkanı “manyak Kim Jonk Un” hizaya getirilmeliymiş,
Tüm dünya ve özellikle Asya tehdit altındaymış…
Bu klasik ABD senaryolarını geçmişten günümüze çok gördük, yaşadık.
Irak’ın Saddam’ı, Libya’nın Kaddafi’si, Mısır’ın Mübarek’i, Küba’nın Castro’su….
Diktatör, baskıcı, nükleer tehdit barındıran ve dünyayı kana bulayacak liderlerdi.
Bunların hepsi 20 yılı aşkın devlet yönettiler,
Nedense ABD bunların ne kadar kötü liderler olduğunu son anda farketti,
Bir anda hümanist ABD bunların yok edilmesine karar verdi.
Adama sormazlar mı ey ABD…
Bunlarla işin bittiği için mi yoksa gerçekten bu insanlar diktatör ve kancıl olduğu için mi götürdün..!
Bunların görevleri bittiği için bu liderleri ortadan kaldırdığın bilinmiyor mu sanıyorsun,
Bunlarla  olan hakimiyet sürecinin yeni bir evreye girdiğini; bu yeni sürecin de kan, gözyaşı, kriz, kaos, iç savaş ve işgal olduğu apaçık ortada değil mi..!
Bu defa da gündemde Kuzey Kore ve onun bilerek göreve getirilmiş psikopat lideri var.
Soğuk savaş sonrası iki kutuplu dünyadan geçiş esnasında yedekte tutulan “düşman ülkesi” Kuzey Kore…
Yahu ABD, sen ki; hemen her ülkeye ajanlarıyla, bilişsel yollarla, iç işbirlikçilerle bir şekilde nüfuz eden, yönetime karışan, amaç ve emellerini güvene alan bir ülkesin.
Kim Jong Un denen psikopatı o göreve getiren kim..!
Bu manyağın göreve gelmesinde senin payın ne..!
Daha önce El Kaide dedin Afganistan’ı süresiz bir ateşe verdin,
Saddam dedin Irak’ı bitirdin,
Kaddafi dedin Libya’yı kabile devletlerine ayrıştırdın,
İŞİD dedin Suriye’yi fillerin tepiştiği gibi, sen ve diğer egemen güçlerin güç savaşının aranası haline getirdin..!
Şimdi ise konu Kuzey Kore ve onun saldırgan tavrına karşı sergilenecek tavır…
Güya Kuzey Kore  Hidrojen bombası geliştirip kullanmış,
Bomba 6.3 şiddetinde deprem etkisi yapmış…

Medya üzerinden, altından alevler çıkan bir füze fırlatması izliyoruz ve söylenen deprem etkisini dinliyoruz.
Bunu gerçekten gören, bilen, yaşayan var mı..?
Yok…
Ama öyleymiş. Çünkü ABD diyorsa öyledir.
ABD bunu çok yapmadı mı bugüne kadar..!
Güya Irak’da Saddam’ın nükleer bombaları vardı,
Sonra bunun büyük bir “propagandist yalan” olduğunu ABD’nin Genelkurmay Başkanı Powel söylemedi mi..!
Algıların, gerçeklerin önüne geçtiği bir devirdeyiz.

Algı yönetimi ve operasyonlarını kim daha iyi yaparsa onun söylemlerinin muteber olduğu bir dönem yaşıyoruz.
Bu konuda ise en maharetli ve potansiyel sahibi devlet ABD’dir.
Bütün bilişim ve sosyal medya aygıtları ve enstrümanları ABD’nin tezlerinin, iddialarının, operasyonlarının araçlarıdır.
Şuanda  Kuzey Kore odaklı, hedefi Çin olan bir algı operasyonu yaşıyoruz.

Buradan söylüyorum,
ABD Başkanı’nın savaş ve vururuz gibi söylemlerine aldanmayalım,
BM gibi, beşli çetenin hakim olduğu örgütün acil toplanmalarının telaşesine kanmayalım.
Öyle savaş filan çıkmaz,
Söylemler eyleme dönüşmez,
Kimse  kulaktan kulağa yayılan; sosyal medya, yazılı-görsel medya ve diğer bilişim kanallarıyla yapılan algı operasyonlarına itibar etmesin.
Olayların arka planına, asıl amaçlara, kimin  ne yaparak, asıl ne yapmak istediğine bakın.

Şimdi Kuzey Kore Krizinin asıl nedenlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hedef Kuzey Kore görünüyor. Ama asıl hedef Çin ve onun planladığı Yeni İpek yolu’dur.

Çin son yıllarda ekonomik olarak iyice güçlendi ve kaygı verir hale geldi. Çin’in tasarruf fazlası dolarlar ve bu süreçte aldıkları ABD tahvilleri birileri için kabul edilemez miktarlara ulaştı. Trump’ın Japonya ve Güney Kore’ye silah satışına ilişkin yaptığı açıklama da oldukça manidardır. Bu açıklama  Çin ve Kuzey Kore için bir gözdağıdır. Ama burada bile asıl hedef, devasa ekonomik bir hacime ulaşan Çin ve ekonomisidir.

ABD-İngiltere arasındaki dünya hakimiyet savaşı durmaksızın sürüyor. Birbirlerine direk saldırmak yerine dünya arenasında hakimiyet bölgeleri oluşturarak güçlenme çabası içindeler. Çin’in İngiltere ile yaptığı İpek Yolu anlaşması da ABD’nin delirdiği bir durum oldu. ABD ise yedekteki düşman Kuzey Kore’yi devreye sokarak bölgeye nüfuz etme seçeneğini devreye soktu.

ABD  kendi içinde çok başlılık yaşıyor. ABD’nin İngilizleri hala güçlüler ve bu durum ABD yönetimindeki şahinleri fazlasıyla rahatsız ediyor. Hal böyle olunca büyük güç(!) ABD algısına halel getirmemek için dikkatleri farklı coğrafyalara kanalize etmek en iyi yol ve yöntem olarak düşünülüyor. Bu yeni algı için, Irak yetmedi, Suriye ve İŞİD yetmedi, Afrika’daki krizler yetmedi, Güney Amerika’daki müdahaleler yetmedi, Rusya ile olan yapmacık kriz ve ambargolar yetmedi ve Kuzey Kore krizine ihtiyaç duyuldu.

Bu kriz de, Katar Krizi gibi bir şekilde sona erecektir. Ama kriz, gerginlik, savaş olasılığı derken birileri yine elde edeceklerini alacak ve kriz bir anda sona erecektir.

Köpürtülen krizlere bakalım. Söylemlere bakarsak; örgütler, krizler, çatışmalar öyle büyük ve tehlikeli ki; çok ciddi  mücadele ve yoğun savaş gerektiriyor. Koca koca medya, analist ve devlet adamlarınca yıllarca mücadeleyle ortadan kalkacağı öngörülüyor. Ama sonra çok kısa sürede bitiveriyor ne hikmetse…

Dünyanın herhangi bir bölgesindeki kriz ve savaş diğer bölgelerden asla bağımsız değildir. Görünürde birbiriyle alakasız gibi olan olayların arka planında her şeyi bir şey gibi yapan bir zincir mevcuttur.

Kore krizi de, Suriye’den, Irak’tan, İran’dan, Libya’dan, Avrupa’dan, Türkiye’den, Afganistan’dan, Pakistan’dan bağımsız değildir.

Kısaca; Güney Asya’daki, Asya’daki, Ortadoğu’daki, Avrupa’daki, Afrika’daki, Güney Amerika’daki kriz, kaos ve çatışmalar birbiriyle direk veya dolaylı olarak, sonuçları itibariyle mutlak bir ilinti içindedir.

Hatta şuanda yaşadığımız Myanmar’daki Arakan Müslümanlarının yaşadığı çile, göç ve soykırım bile Kore kriziyle, Suriye savaşı ile ilintilidir.

Dünyayı ve dolayısıyla ABD’yi yöneten bir “Üst Akıl” vardır. Üst Akıl ise paranın hakimidir. Para ise öngörülmezliği sevmez. Paranın sahipleri (Üst Akıl) de kontrol edemeyecekleri boyutlarda karışıklığı istemez.

Üst Akıl’ın yönetsel stratejisi farklıdır. Savaştan ziyade diplomasicidir, daha uzlaşmacı, kansız veya savaşsız ihtilalcidir. Hükümet darbeleri yapar, liderleri değiştirir, yönetimleri belirler. Ama ilk tercihleri kontrol edilemez bir savaşçılık değildir.  Savaş ve çatışmalara bir ölçüde müsaade eder.


Bu bağlamda, “Savaşçı Şahinler” bir noktaya kadar gidebilirler. Kritik nokta gelince paranın sahiplerince (Üst Akıl)  ayar verilir ve durmak zorunda kalırlar.

Krizler de böyledir,
Paranın sahiplerinin ve diğer bir deyişle Üst Akıl’ın  karlarını maksimize ettikleri ölçü ve sürede devam eder.
Şuanki krizin de altında, bu mantık ve senaryo işlevseldir.
Bu döngüyü ve sistematiği  kırmaya bügünümüz itibariyle kimse muktedir değildir ve olamaz.
Üst Akıl yakında “savaşçı haylaz çocukların” kulaklarını çekecek, ayarlarını verecek ve bir adım daha atmalarına müsaade etmeyecektir.
Sonuç olarak; egemen devletlerin güç savaşının arenası haline gelmiş bulunmaktadır. Onlar için insan hayatının bir önemi yoktur.
Onlar için iktidar savaşının gereğidir insan ölümleri.
Silahlarının uygulama arenasıdır az gelişmiş ülkeler,
Eski silahlarını nakite dönüştürdükleri, yeni silahlarını görücüye çıkarttıkları fuar alanlarıdır ülkeler.
Ve ne acıdır ki; filler tepişirken çimler eziliyor misali,
Yüzbinlerce masum katlediliyor, yıkımlar yaşanıyor, haritalar değişiyor, coğrafyalar kan ve gözyaşına terk ediliyor…
Durum budur ve başkaca bir şey değildir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.
OGÜNhaber